- Yaş
- 64
- Şehir
- İstanbul
- Favori Kamış
- Olta takımı
- Favori Makina
- Önemsiz birşey
- En iyi avı
- Kalkan 14 kg
- İsim
- Talip Girgin

Mutfaktan gelen sesleri duymamak için başımı battaniyenin altına soktum. Mutfak ve salon duvarı arasındaki servis camından benim kıpırdadığımı gören bacanağım, ağzı kulaklarında gülerek yanıma geldi.
- len bacanak hani içecektin? Rakı olduğu gibi duruyor?
Başımı battaniyenin altından çıkarıp bacanağıma baktım. Elinde akşamki rakı şişesi duruyordu.
- İçeceğim dediysem, şişeyi bitireceğim demedim ki bacanak!
- Hadi kalk ava çıkacağız… Mustafa ağabey çorbayı ısıttı!
-Tamam kalkıyorum…
Mustafa ağabeyin yaptığı paça çorbası ile karnımızı doyurduk. Kahvaltıdayken bacanağım yüzüme bakarak pis pis sırıtıyor. “Neymiş, içecekmiş falan filan” gibi kinayeli laflar ederek beni kızdırmaya çalışıyordu. Mustafa ağabey olan bitenin farkında tabi o sadece gülüyor…
Güneş, kendini gösterene kadar sabahları serin oluyor, üşümemek için sıkı giyiniyorduk. Öğle sıcağına kaldığımızda ise, üzerimizdeki fazlalık kıyafetler bize yük oluyordu.
Bunu bildiğim için kıyafet seçimine özen gösteriyordum.
Güya bıldırcın avlayacaktık ama ucu bucağı görünmeyen tarlalara kimsenin canı girmek istemiyordu. Fakat bacanağım ve Mustafa ağabey mecburdular! Ben dün sabah güneş doğmadan önce kalkmıştım. Av sahasında dolaşarak tek başıma kaldırdığım altı adet bıldırcının altısını da vurmuştum. Yazlığa geldiğimde ekibi uyandırmış, kuşlarla hava atmıştım. Benim vurduğum bıldırcınları gören ekip “tüh be sabah avını kaçırdık” deyip bana kendilerini kaldırmadığım için sitem etmişlerdi.
Uyandırmaya çalıştım ama 03.00 kadar oturduktan sonra 05.00 nasıl kalkacaklardı?
Aynı günün akşamı, lüferden önce benim bıldırcınlara iş oldular ama eve söz vermiştim. Hatta sözden öte!
“Ava gidiyorum diye hafta sonu evden kaçıyorsun (!) daha bir şey getirdiğini görmedik? Bu seferde bir şey getirmezsen, bir daha av mav yok o ka ” !
Böyle bir azar işittik Hanımdan… Vallahi haklı… Git gez eğlen gel! Hani av? Vurduk yedik pöhh! YALANCILAR…
Parayla veya bir başkasının verdiği avı alıp eve götürsem ve bunu ben vurdum desem, yeminle hanım benim yüzüme bakınca anlıyor. “Bak bana” dediği anda film kopuyor. Kulaklarıma kadar kızarıyorum. Yalan yapamıyorum kardeşim ne yapayım zorlamı? Ağlasanız da zırlasanız da bıldırcın şiş yok. Bu kez bıldırcınlar eve gidecek. Kulaklarım kızarmadan, göğsümü gere gere, “ Bunları ben vurdum Hanım” deyip mutfak masanın üzerine atacağım.
Aslında hanımın av filan istediği yok, üzerine para verseniz bir lokma av eti yemez. Benim, evden kaçmak için avı bahane ettiğimi sanıyor. Aslına bakarsanız bende pek yiyorum diyemem; belki fazla vuramadığım için alışamamışımdır
Bacanak ve Mustafa ağabey, benim bıldırcınları görünce hırs yaptılar. Onlar da bıldırcın vurup eve götürmek istiyorlardı. Belkide akşam o yüzden erkenden kıvrıldılar
Haydi, arkadaşlar rast gele…
Ben yola yakın tarla Anıklarında gezerken bizim ekip tarlanın iki başından birbirine paralel aynı hizada gidiyorlar. Bu sabah fazla üzmek istemiyordum kendimi. Yol boyunca gidip ekipten ürken kuşları hedef almıştım.
Bu iki magirusçu o tarlanın içinde ne yapar ne ederler anlamış değilim! Bir silah sesi bile duymadım.
Bir iki kez kışşş kışşş dediklerini duydum o kadar. Tarlanın sağında biri, solunda biri karşılıklı muhabbetin belini kırıyorlar.
Yol ağzında buluştuk.
-Yokmu bacanak bir şey?
- Yok bacanak…
- Sizde çok gürültü yapıyorsunuz ama bacanak?
- Biz mahsus gürültü yapıyoruz kuşlar bizi duyup kalksın diye!
-Anfi getirseydik?
- Neymiş o?
- Hoparlör bacanak… Bağırırdık! Kışşşt, şııışt, biz geldik sayın kuşlar nerdesiniz filan gibi seslenirdik. Kih kih kih.
- Dalga geçme bacanak zaten ayaklarıma bir sürü diken battı.
- Bacanak bu kuşlar bu şekilde kalkmaz. Onları sopayla çalılara, anızlara vurarak kışkışlayacaksın. Bıldırcınlar seni duyduğu zaman, senin önünde seninle birlikte yürür! Sen gidersin o gider. Sessiz olur ve aniden onun bulunduğu yere vurursan kuş ürker ve parlama yapar pırrrrr. Bazen o kadar sinerler ki nerdeyse üzerine basacak olursun…
Bacanak; “kuş muş yok! Gitmişler, ben bir daha anıza girmem…” dedi
Mustafa ağabey kendini yere sırt üstü atmış ”kuşlar Bulgaristan’a kaçmışlar Aliii” diye bağırıyordu.
Ali çoraplardan dikenleri temizlerken söyleniyordu. “Kuşuna da, muşuna da… perişan oldum anasını satım”
Bacanağımın tüfeğini alıp kontrol ediyorum, içinde fişek olmadığını gördüm! Bacanak bravo vallahi mola zamanı hemen fişekleri tüfeğinden çıkarmışsın?
-Yokmu içinde fişek?
- Yok!
Bacanak biraz mahcup bir tebessümle zoraki bir gülümseme ile
-Al işte, bıldırcın çıksa vuramayacakmışım, tüfeğe fişek koymayı unutmuşum!
- Sende ağzınla pavv pavv yapardın ne olmuş yani?
Hep birlikte gülüyoruz…
-Yine her zaman ki gibi bir muhabbet ve sohbet içinde toprak yoldan dere kenarına iniyoruz. Zaten duble muhabbet yüzünden Ereğli'de ki bütün avlar Çorlu üzerinden, Yıldız dağlarını aşıp Bulgaristan'a uçmuşlardı muhtemelen!
Gelen üç tane Robinson ’dan çekinmeyen, adeta meydan okuyan bir delikanlı kuş; üveyik sahasında olduğunu ve gelen avcıların acemi olduğunu hesaba katmamıştı! Marmara Ereğlisi’nin denize aktığı yerden başlayıp, tarlaların içinden Yeniçiftlik barajına doğru her iki tarafı da çeşitli cins ağaçlarla çevrili derenin kenarında, meçhul bir kuşun peşindeyiz!
Tabi bizim için o anda bu kuş üveyikti! Abartmıyorum, bu kuşun peşinden neredeyse Ereğli’den Yeniçiftlik barajına kadar geldik.
Bu takip sonunda, çatak batak demeden geldiğimiz bir noktada, ellerimiz dizlerimiz de kan ter içinde soluk soluğa kalmış dinleniyorduk. Üç arkadaş kafa kafaya vermiş, son olarak bu meçhul kuşla alakalı savaş stratejimizi belirledik!
Birimiz derenin sağ tarafından, birimiz sol tarafından, birimizde derenin içinden gidecektik. Yaz olduğu için derede fazla su yoktu. Bazı yerler tamamen kuru. Su olan yerlerde ise kenarları yürümeye müsaitti. Her iki taraftaki ağaçlar derenin üzerine şemsiye gibi çökmüş bir koridor gibi duruyordu.
Gözümüzü ağaçların üzerinde daldan dala atlayan kuşa çevirmiş ve onu arpacığın önüne getirmeye çalışırken, yerdeki çalıların içinden kaçırdığımız bir dünya karatavuk, sarıasma, oldu! Ama biz taktık bir kere bu kuşa. Kuş bizimle sanki alay ediyor! Bir o dalda bir bu dalda çikçik,çakçak,çikçik,çakçak çakacağız ama bir dursan!
Birden bacanağım sol taraftan bana sessiz olun işareti yaptı. Bende sağ taraftaki Mustafa ağabeye aynı işareti yaptım. Bacanağım tüfeği suratına kaldırdı nişan alıyordu attı atacak, vurdu vuracak! Soluk almadan onu olduğumuz yerden izliyorduk.
Sonra tüfeği yavaşça suratından indirdi ve bana “gel” işareti yaptı. Sine sine yanına çıktım bana “Sen at ben kaçırabilirim” dedi!
Sadece kuyruğu gözüken ve “Çik,çak,çik,çak” sesi duyulan kuşa silahımı doğrultup, soluğumu tutmuştum, gez göz arpacık tam askerde öğrettikleri gibi. Tetiğin boşluğunu alıp çektim. Piştavvvv diye yankılanan tüfek sesi sonrası kuş tepe taklak yere...
Son düzenleme:

