- Yaş
- 50
- Şehir
- İstanbul
- Favori Kamış
- Shakespeare Telebeach Xcede 3.60
- Favori Makina
- Ryobi Ecusima 6000Vi
- En iyi avı
- Mırmır ~ 2 x 1 kg. (=2 kg. - kısmetime çift gelmişti en olmayacak yerden)
- İsim
- T. Koray Peksayar
16-21 Eylül arası Bozcaada'daydık.
Yanımda el oltası, kuru boru kurdu ve muhtelif iskandil götürmüştüm.
17 Eylül'de saat 18 sularında nişanlımla feribot iskelesinin doğusunda (sağında) kalan yeşil fener mendireğine gittik. Deneme için 0.30'luk misinayabeyaz Yabomax iğne (kurt iğnesi ?) bağlayarak şeytan oltası yaptım ve boru kurduyla yemledim. İlk atışımı bir sürü harami hani darmaduman etti. İkinci atışımda ise karagöz olduğunu tahmin ettiğim büyükçe bir balık yemi çaldı. Şeytan oltası tecrübem az olduğundan ve tasma yapmakta geciktiğim için bu balığı alamadık. Üçüncü atışımda da benzerini yaşadım fakat tek bir farkla, yemi alan balık iğneyi kayalıklara taktı. Ben de suyu sığ ve çok kayalık olan mendirekten vazgeçtim.
Aynı gün 18:30 sularında feribot iskelesinin sağındaki uzun iskelenin ucundan el oltasına bağladığım 3 köstekli beden ve 60 gr. kurşunla yaklaşık 3~4 metre önüme atışlara başladım. İlk mağdur 8 cm.'lik bir hani oldu. Kızgın kızgın "Bozcaada'ya geliriz burda da anca hani yakalarız" diyip yavruyu geri bıraktım. Yemleri tazeleyip tekrar attım. 2 dakika geçmeden oltada o tanıdık titreşimle kanım kaynadı. Çekmeye başladım. Evet gelmekte olan bir karagözdü ! Ama bu da 10 cm'lik bir yavruydu. Bunu da suya geri bıraktım. Yemleri tazeleyip tekrar aynı yere doğru bıraktım. Bu sefer 2 dakika geçmeden yine o bilindik titreşim ! Bu sefer daha da kuvvetli. Usul usul çektim, kısmetim 15~16 cm'lik bir karagözdü bu sefer. Bu durumu gören civardaki balıkçılar hemen etrafıma toplandılar. Hatta boru kurtlarımı birkaç kişiyle de paylaştım.
O sırada oltasını denize bırakmış balıkçılardan birine oltanın yanındaki çocuk heyecanla seslendi "Abiii yakaladın, yakaladın" Başımı kaldırıp önüme bir baktım ki, onlarca zargana ve kefal çocuğun kıyıdan attığı ekmeğe saldırıyor. Her taraf balık kuyruğu vuruşlarıyla şıpır şıpır. Bu arada yandaki amca oltasını tedirgin tedirgin çekiyordu. Gelen kısmet ise 60~70 cm'lik bir zargana !
Balıkçıyı tebrik ettim, oltamı tekrar yemledim ve biraz daha uzağa attım. 5 dakika sonra bir vuruş daha... Ama bu sefer çok sert ve atik... Tam tasma yapıyordum ki, geciktim
Balık takımı kaçırdı ve kayalıklara takıldım.
Avladığım balığı zargana yakalayan amcaya verip biraz sohbet ettim. Az sonra yanıma bir çocuk geldi. Elinde bir kasnak, ucunda bir sahte... "Abiii neden kalamara atmıyorsun ?" diyor. Meğerse Güneş batana doğru çoluk çocuk kasnakları kapıp kalamar çekerlermiş. Sahte olarak Erma marka sarı, mavi, kırmızı modelleri olan, göğsünde 35 gr.'lık dalma kurşunu takılı, gövdesi tül kaplı, tülün altında fosforlu boyası olan sahteler kullanıyorlar. Bu sahteleri döndürüp ileri savuruyorlar ve çapari çeker gibi yüzdürüyorlar. Büyükçe kalamar yakalayanlar da vardı fakat çocukların yakaladıkları bebeklerdi diyebilirim. Çocukların birkaçına bu kalamarların daha ufak olduklarını söyledim ama kaale almadılar.
Sevgili dostum draco (Kaan) ayın 18'inde boru kurtları, sülünesler, takım çantası, iki kamış ve diğer mühimmatıyla birlikte geldi. O akşam karnımızı doyurup saat 1:00 sularında soluğu feribot iskelesinin batısında (solunda) kalan kırmızı fener mendireğinde aldık.
Kamışları açtık, canlı boru kurtlarını yuvalarından çıkardık, sülünesleri balıkların ağzına layık löp et kıvamında hazırladık, fosforlu ışıklarımızı taktık, tripodumuzu kurduk, içeceklerimizi yudumlayıp sohbet ederken tek gözümüz kamışlarda...
Oldukça kuvvetli rüzgardan balık mı geldi rüzgardan mı titriyor kamışlar ayırt etmeye çalışırken zaman geçti. Saat 2:00 sularında ilk balığımızı aldık. İri bir karagöz. Yarım saat sonra surf kamışın ucunun denize boyun bükercesine eğilmesiyle sert bir vuruş, ağır bir tasma ve bir baba sargoz... Rüzgar iyice kuvvetlendi. Bu arada iki amatör balıkçı daha belirdi. İlk gelen İstanbul'dan olduğumuzu öğrenince başladı hayat hikayesini anlatmaya. Techizata bakıp işi bildiğimizi ima eden sözlerle moral verdi. Gülüştük, sohbet ettik... Üzerimdeki 3 tişört ve monta rağmen rüzgarı tenimde hissetmeye tam başlamışken sert bir vuruş daha ve bir baba karagöz daha... İkinci amatör geldi yanımıza bir balıklara, bir bize bir de Kaan'ın yemlediği kösteklere bakıp "Kösteklerin uzun ha, bununla birşey yakalayamazsın" demez mi
İçimizden tam fessuphanallah çekecekken ikinci inci de çıkıverdi "Bak dip kösteğini kurşuna yakın. takmışsın. Maazallah buna sarı bir balık var o vurur. Geldi mi -aa sarı balık- (trakonya'dan bahsediyor) diye tutuverme. Sırt dikenleri çok zehirlidir." Kaan'la aynı anda "İyi de o trakonya ve en zehirli dikeni solungaç üzerindekiler" deyiverdik. Adamcağız bize şaşkın şakın baktı. İçinden "vay be" dese gerek tekrar bir balıklara bir bize bakıp "Haydi iyi avlar" diyip gitti.
O gece balıkların devamı gelmedi, rüzgar iyice arttı ve akıntı abartılı hale vardı. Biz de saat 4:30 gibi toparlanıp pansiyonların yolunu tuttuk.
(Devamı gelecek. Resimler de daha sonra gelecek inşallah
)
Yanımda el oltası, kuru boru kurdu ve muhtelif iskandil götürmüştüm.
17 Eylül'de saat 18 sularında nişanlımla feribot iskelesinin doğusunda (sağında) kalan yeşil fener mendireğine gittik. Deneme için 0.30'luk misinayabeyaz Yabomax iğne (kurt iğnesi ?) bağlayarak şeytan oltası yaptım ve boru kurduyla yemledim. İlk atışımı bir sürü harami hani darmaduman etti. İkinci atışımda ise karagöz olduğunu tahmin ettiğim büyükçe bir balık yemi çaldı. Şeytan oltası tecrübem az olduğundan ve tasma yapmakta geciktiğim için bu balığı alamadık. Üçüncü atışımda da benzerini yaşadım fakat tek bir farkla, yemi alan balık iğneyi kayalıklara taktı. Ben de suyu sığ ve çok kayalık olan mendirekten vazgeçtim.
Aynı gün 18:30 sularında feribot iskelesinin sağındaki uzun iskelenin ucundan el oltasına bağladığım 3 köstekli beden ve 60 gr. kurşunla yaklaşık 3~4 metre önüme atışlara başladım. İlk mağdur 8 cm.'lik bir hani oldu. Kızgın kızgın "Bozcaada'ya geliriz burda da anca hani yakalarız" diyip yavruyu geri bıraktım. Yemleri tazeleyip tekrar attım. 2 dakika geçmeden oltada o tanıdık titreşimle kanım kaynadı. Çekmeye başladım. Evet gelmekte olan bir karagözdü ! Ama bu da 10 cm'lik bir yavruydu. Bunu da suya geri bıraktım. Yemleri tazeleyip tekrar aynı yere doğru bıraktım. Bu sefer 2 dakika geçmeden yine o bilindik titreşim ! Bu sefer daha da kuvvetli. Usul usul çektim, kısmetim 15~16 cm'lik bir karagözdü bu sefer. Bu durumu gören civardaki balıkçılar hemen etrafıma toplandılar. Hatta boru kurtlarımı birkaç kişiyle de paylaştım.
O sırada oltasını denize bırakmış balıkçılardan birine oltanın yanındaki çocuk heyecanla seslendi "Abiii yakaladın, yakaladın" Başımı kaldırıp önüme bir baktım ki, onlarca zargana ve kefal çocuğun kıyıdan attığı ekmeğe saldırıyor. Her taraf balık kuyruğu vuruşlarıyla şıpır şıpır. Bu arada yandaki amca oltasını tedirgin tedirgin çekiyordu. Gelen kısmet ise 60~70 cm'lik bir zargana !
Balıkçıyı tebrik ettim, oltamı tekrar yemledim ve biraz daha uzağa attım. 5 dakika sonra bir vuruş daha... Ama bu sefer çok sert ve atik... Tam tasma yapıyordum ki, geciktim
Avladığım balığı zargana yakalayan amcaya verip biraz sohbet ettim. Az sonra yanıma bir çocuk geldi. Elinde bir kasnak, ucunda bir sahte... "Abiii neden kalamara atmıyorsun ?" diyor. Meğerse Güneş batana doğru çoluk çocuk kasnakları kapıp kalamar çekerlermiş. Sahte olarak Erma marka sarı, mavi, kırmızı modelleri olan, göğsünde 35 gr.'lık dalma kurşunu takılı, gövdesi tül kaplı, tülün altında fosforlu boyası olan sahteler kullanıyorlar. Bu sahteleri döndürüp ileri savuruyorlar ve çapari çeker gibi yüzdürüyorlar. Büyükçe kalamar yakalayanlar da vardı fakat çocukların yakaladıkları bebeklerdi diyebilirim. Çocukların birkaçına bu kalamarların daha ufak olduklarını söyledim ama kaale almadılar.
Sevgili dostum draco (Kaan) ayın 18'inde boru kurtları, sülünesler, takım çantası, iki kamış ve diğer mühimmatıyla birlikte geldi. O akşam karnımızı doyurup saat 1:00 sularında soluğu feribot iskelesinin batısında (solunda) kalan kırmızı fener mendireğinde aldık.
Kamışları açtık, canlı boru kurtlarını yuvalarından çıkardık, sülünesleri balıkların ağzına layık löp et kıvamında hazırladık, fosforlu ışıklarımızı taktık, tripodumuzu kurduk, içeceklerimizi yudumlayıp sohbet ederken tek gözümüz kamışlarda...
Oldukça kuvvetli rüzgardan balık mı geldi rüzgardan mı titriyor kamışlar ayırt etmeye çalışırken zaman geçti. Saat 2:00 sularında ilk balığımızı aldık. İri bir karagöz. Yarım saat sonra surf kamışın ucunun denize boyun bükercesine eğilmesiyle sert bir vuruş, ağır bir tasma ve bir baba sargoz... Rüzgar iyice kuvvetlendi. Bu arada iki amatör balıkçı daha belirdi. İlk gelen İstanbul'dan olduğumuzu öğrenince başladı hayat hikayesini anlatmaya. Techizata bakıp işi bildiğimizi ima eden sözlerle moral verdi. Gülüştük, sohbet ettik... Üzerimdeki 3 tişört ve monta rağmen rüzgarı tenimde hissetmeye tam başlamışken sert bir vuruş daha ve bir baba karagöz daha... İkinci amatör geldi yanımıza bir balıklara, bir bize bir de Kaan'ın yemlediği kösteklere bakıp "Kösteklerin uzun ha, bununla birşey yakalayamazsın" demez mi
O gece balıkların devamı gelmedi, rüzgar iyice arttı ve akıntı abartılı hale vardı. Biz de saat 4:30 gibi toparlanıp pansiyonların yolunu tuttuk.
(Devamı gelecek. Resimler de daha sonra gelecek inşallah
Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı:
















