Ayın 18'inde,
Zeytinburnu limanında,
bir balıkçı kahvesinde tam 4 saat oturduk öğlen vakti.
Bol çay içtik tavşan kanı. Belki de dünyanın en leziz tostuydu yediğimiz. Bitince üzüldüm vallahi, öyle güzeldi.
Hemen yan taraftaki terasta küçük bir evlek acı biber ekilmiş. Bir kısmı toplanıp iplere dizilerek duvardan aşağıya asılmış kurusun diye. Bazıları henüz yeni toplanmış yeşil. Bazıları kavrularak kıpkırmızı olmuş. Sararanlar da var aralarında, renk cümbüşü.
Acı biberle arası iyi olan arkadaşım rica etti kahveye bakan çocuktan. Sağolsun getirdi biberleri ama o ne bibermiş yarenler? "Yav Nuriş bu ne böyle, zehir bunlar dostum? diyen yol arkadaşımın teşvikiyle şöyle dilimin ucu ile dokundum, anında kabardı dilim. Kimyasal bomba mübarek, anında dağıtıyor değdiği yeri.
Seni hayal ettim Aliş. Yanında Deniz, Boğaç. Gelip çorbanı içiyorsun, biberlerden tadıyorsun. Mendirekten karavanaya olta sallayanlardan, Ahırkapı açıklarında umutsuzca gezen teknelerden konuşuyoruz. Çay üstüne çay, 4 saat demlenip hadi eyvallah diyoruz.