- Yaş
- 64
- Şehir
- İstanbul
- Favori Kamış
- Olta takımı
- Favori Makina
- Önemsiz birşey
- En iyi avı
- Kalkan 14 kg
- İsim
- Talip Girgin
Benim Ağabeyim ve Dünya İşleri!-2

Günlerden Cuma; Öğleden sonraya sözleştiğimiz gibi Ağabeyim beni almaya gelmişti. Çadır hariç, portatif balıkçı sandalyeleri, olta takımları, yedek elbise, çizme, spor ayakkabısı, havlu vs. Arabaya yüklüyoruz.
Ağabeyim:
-“Ya ben yanıma bir şey almadım…” diyor
- Ben “ Merak etme, benim aldıklarım bize yeter” diyorum.
Hanım tembihliyor “Hadi rastgele ama sakın üşütmeyin oralarda”. Gökmen’de surat bir karış, o da gelmek istiyor. Ormanda kamp yapmayı planladığımız için üşütürüz diye bu defalık çocukları yanımıza almayı düşünmedik.
Bu arada bakkal Orhan’ın o fesat bakışlarını görmüyor değilim hani! Adam kırk yaşına geldi daha bir kez bakkaldan pardon marketten
) ayrılıp tatil yapamadı. Bunun için, “tatile gidiyorum” diyenlere uyuz oluyor. Velev ki bu kişilerin bakkalda açık hesabı olmasın! (Ayrıca “bakkal” denmesine de çok kızıyor, tadilatta çok para harcadı ya ”Ekonomik Market” dememizi istiyor)
Hanım arkamızdan su dökerken ben camdan onlara el sallıyordum. Ağabeyim “tamam, tamam bir daha ki sefere çocukları da götürürüz” diyordu.
Yolculuk için güzel bir gündü. İstanbul dışına çıkana kadar telefonlarımızı kapatma sözü almıştık ve ne tekim öyle yaptık
Radyo’da Türk sanat müzik çalıyor, ağabeyimin keyfi yerinde, sanatçıya mırıldanarak eşlik ediyor… Ben, elimdeki dijital fotoğraf makinesi ile yolda enteresan veya doğal görüntü avındayım. Çatalca, Subaşı, Binkılıç derken Saray’a geldik.
Efendim altımızda 4x4 cip olduğu için safari modundayız! Ormanlık yolu sırf bu yüzden seçmiştik. İstediğimiz yerde durma özgürlüğümüz vardı! Alışveriş yapmak için Saray’da mola verdik. Fırını satın alacakmış gibi bir havayla (!) aracımızı fırının önüne park ettik. İkimiz birden kocaman siyah gözlükler gözümüzde, araçtan aşağı indik. Yüzümüz fırına doğruyken kapıları; arabaya bakmadan hızla geri ittirerek, salise farkıyla ardı ardına çıkan “Pat, Küt” sesleri ile kapattık!
Fırından içeri adımımızı atar atmaz yurdum insanı kekelemeye başladı, bu-yur-un ab-bi-ler!!!
Garibim bizi mafya mı sandı ne
Bilmiyor ki bizim havamız “Dünya işlerine” İstanbul’dan Saray’a kadar hiçbir engele takılmadan gelmiştik bu saatten sonra ölüm hariç bizim hızımızı hiçbir şey kesemezdi! Tam on beş yıllık bir özlemi gerçekleştirmek üzereyiz. Kolay mı?
- Bu ne ekmeği?
- Çavdar abi!
- Bu ne ekmeği?
- Kepek abi!
- Bu ne ekmeği?
- Buğday abi!
- Bu ne ekmeği?
- Mısır abi!
- Burası neresi?
-Saray abi!
-
…
Hepsinden birer ikişer aldık, yiyemesek bile kokuları ve görüntüleri çok güzeldi. Ben ekmekleri arabaya koyarken Ağabeyim hemen yandaki dondurmacıdan iki külah dondurma almıştı.
Topladıkları harçlıkları birlikte yiyen bayram çocukları gibiydik!
Yola çıkmadan önce koyun peyniri, koyun yoğurdu almayı da unutmadık. Saray’ın özellikle manda yoğurdu, manda peyniri, koyun yoğurdu koyun peyniri, bildiğim kadarıyla meşhurdur. Yolumuza devam ettik. Çakıllının girişindeki o keskin virajını yavaşça dönüp kahvehanelerdeki köylülerin meraklı bakışları arasından dikkatlice geçtik. Beş dakika sonra Vize’deydik. Takılmadan devam ettik. Pazarlı rampası, Soğucak deresi derken Poyralı sırtları yakınındaki tepeye geldiğimizde(Askeriye önü) Ağabeyim ile yer değiştirdik.
En küçük çukurlarını dahi ezbere bildiğim yollardan şiir gibi akıp gidiyorduk. Yönümüzü yıldız dağlarına çevirdiğimizde balkanlardan gelen serin havayı ciğerlerimizde hissettik. Poyralı, İslambeyli ve Yenice’den sonra ikinci molamızı “Güzellik Suyu”nda verdik. Yaz kış hiç kesintisiz akan güzellik suyunda, elimizi yüzümüzü yıkadık. Boş pet şişelerini doldurup tekrar yola çıktık. Birbiri ardına keskin virajları dönerken lastiklerden çıkan sesler adeta ıslık çalıyordu. Kahraman bayırını bilen bilir.
“Pınarhisar ilçesine bağlı Evciler Köyü ile Vize ilçesine bağlı Sergen Kasabası arasında kalan Mahya (Magiada) Tepesi 1.031 metre ile Yıldız Dağları'nın en yüksek tepesini oluşturur.” Ve biz şu anda bu tepenin güney yakasından kıvrım kıvrım dönemeçleri ile önce zirveye doğru yükselip, sonra yine aynı kıvrımlar ile denize doğru alçalarak yol alıyoruz. “Kırklareli Bölgesi bitki örtüsü ve çeşidi yönünden zengindir. Bu doğal bitkiler arasında meşe, gürgen, kızılçam, karaçam, dişbudak ve seyrek olarak da karaağaç, kızılcık, karaçalı, yabani armut, akçaağaç, maki cinsinden katran ardıcı bulunmaktadır. Karaçam ve kızılçam gibi odunsu bitkiler Kırklareli bitki örtüsü ağaçlandırma sırasında dâhil edilmişlerdir.” Devamı altta

Günlerden Cuma; Öğleden sonraya sözleştiğimiz gibi Ağabeyim beni almaya gelmişti. Çadır hariç, portatif balıkçı sandalyeleri, olta takımları, yedek elbise, çizme, spor ayakkabısı, havlu vs. Arabaya yüklüyoruz.
Ağabeyim:
-“Ya ben yanıma bir şey almadım…” diyor
- Ben “ Merak etme, benim aldıklarım bize yeter” diyorum.
Hanım tembihliyor “Hadi rastgele ama sakın üşütmeyin oralarda”. Gökmen’de surat bir karış, o da gelmek istiyor. Ormanda kamp yapmayı planladığımız için üşütürüz diye bu defalık çocukları yanımıza almayı düşünmedik.
Bu arada bakkal Orhan’ın o fesat bakışlarını görmüyor değilim hani! Adam kırk yaşına geldi daha bir kez bakkaldan pardon marketten
Hanım arkamızdan su dökerken ben camdan onlara el sallıyordum. Ağabeyim “tamam, tamam bir daha ki sefere çocukları da götürürüz” diyordu.
Yolculuk için güzel bir gündü. İstanbul dışına çıkana kadar telefonlarımızı kapatma sözü almıştık ve ne tekim öyle yaptık
Radyo’da Türk sanat müzik çalıyor, ağabeyimin keyfi yerinde, sanatçıya mırıldanarak eşlik ediyor… Ben, elimdeki dijital fotoğraf makinesi ile yolda enteresan veya doğal görüntü avındayım. Çatalca, Subaşı, Binkılıç derken Saray’a geldik.
Efendim altımızda 4x4 cip olduğu için safari modundayız! Ormanlık yolu sırf bu yüzden seçmiştik. İstediğimiz yerde durma özgürlüğümüz vardı! Alışveriş yapmak için Saray’da mola verdik. Fırını satın alacakmış gibi bir havayla (!) aracımızı fırının önüne park ettik. İkimiz birden kocaman siyah gözlükler gözümüzde, araçtan aşağı indik. Yüzümüz fırına doğruyken kapıları; arabaya bakmadan hızla geri ittirerek, salise farkıyla ardı ardına çıkan “Pat, Küt” sesleri ile kapattık!
Fırından içeri adımımızı atar atmaz yurdum insanı kekelemeye başladı, bu-yur-un ab-bi-ler!!!
Garibim bizi mafya mı sandı ne
- Bu ne ekmeği?
- Çavdar abi!
- Bu ne ekmeği?
- Kepek abi!
- Bu ne ekmeği?
- Buğday abi!
- Bu ne ekmeği?
- Mısır abi!
- Burası neresi?
-Saray abi!
-
…
Hepsinden birer ikişer aldık, yiyemesek bile kokuları ve görüntüleri çok güzeldi. Ben ekmekleri arabaya koyarken Ağabeyim hemen yandaki dondurmacıdan iki külah dondurma almıştı.
Topladıkları harçlıkları birlikte yiyen bayram çocukları gibiydik!
Yola çıkmadan önce koyun peyniri, koyun yoğurdu almayı da unutmadık. Saray’ın özellikle manda yoğurdu, manda peyniri, koyun yoğurdu koyun peyniri, bildiğim kadarıyla meşhurdur. Yolumuza devam ettik. Çakıllının girişindeki o keskin virajını yavaşça dönüp kahvehanelerdeki köylülerin meraklı bakışları arasından dikkatlice geçtik. Beş dakika sonra Vize’deydik. Takılmadan devam ettik. Pazarlı rampası, Soğucak deresi derken Poyralı sırtları yakınındaki tepeye geldiğimizde(Askeriye önü) Ağabeyim ile yer değiştirdik.
En küçük çukurlarını dahi ezbere bildiğim yollardan şiir gibi akıp gidiyorduk. Yönümüzü yıldız dağlarına çevirdiğimizde balkanlardan gelen serin havayı ciğerlerimizde hissettik. Poyralı, İslambeyli ve Yenice’den sonra ikinci molamızı “Güzellik Suyu”nda verdik. Yaz kış hiç kesintisiz akan güzellik suyunda, elimizi yüzümüzü yıkadık. Boş pet şişelerini doldurup tekrar yola çıktık. Birbiri ardına keskin virajları dönerken lastiklerden çıkan sesler adeta ıslık çalıyordu. Kahraman bayırını bilen bilir.
“Pınarhisar ilçesine bağlı Evciler Köyü ile Vize ilçesine bağlı Sergen Kasabası arasında kalan Mahya (Magiada) Tepesi 1.031 metre ile Yıldız Dağları'nın en yüksek tepesini oluşturur.” Ve biz şu anda bu tepenin güney yakasından kıvrım kıvrım dönemeçleri ile önce zirveye doğru yükselip, sonra yine aynı kıvrımlar ile denize doğru alçalarak yol alıyoruz. “Kırklareli Bölgesi bitki örtüsü ve çeşidi yönünden zengindir. Bu doğal bitkiler arasında meşe, gürgen, kızılçam, karaçam, dişbudak ve seyrek olarak da karaağaç, kızılcık, karaçalı, yabani armut, akçaağaç, maki cinsinden katran ardıcı bulunmaktadır. Karaçam ve kızılçam gibi odunsu bitkiler Kırklareli bitki örtüsü ağaçlandırma sırasında dâhil edilmişlerdir.” Devamı altta
Son düzenleme: