Geçmiş olsun Feridun Bey. Önemli bir travma atlatmışsınız, iz bırakmış.
Denizin hiçbir zaman şakası olmaz. Orhan Baba ne güzel anlatmış öyle.
Gerçekten denize çıkmadan önce mevsim yaz bile olsa, haftalardır dalga boyu 30 cm'i geçmemiş bile olsa önce mutlaka güvenilir kaynaklardan hava-rüzgar ve deniz raporlarını kontrol etmeliyiz. Denizde kalmayı planladığımız sürenin en az iki misli süre için tüm rüzgar ve fırtına tahminlerini detaylarıyla biliyor olmalıyız. Teknemizdeki ekipman daima en kötüsüne hazırlıklı olmalı. Çıktıktan sonra avın heyecanına kapılıp duyularımızı kapatmamalı, sık sık durum değerlendirmesi yapmalıyız. İnanın hiç beklenmedik anda hava 5 dakika içinde bozup 10 dakika içinde fırtınaya dönebilir. Fakat aslında duyularımız açık olursa, bunu okuyacak yeterli bilgiye de sahipsek genelde kendimizi kıyıya ya da korunaklı bir pozisyona getirmek için çok daha yeterli zamana sahip oluruz. Rüzgarın usul usul artmasını, çırpıntının yükselmesini, hele bir de bulutların tepemize kadar gelmesini beklersek işte o an çok geç olabilir, deniz bir anda kabarır ve neye uğradığımızı şaşırırız. Bu andan sonra çok daha fazla duyuya, bilgiye, tecrübeye ve hatta şansa ihtiyacımız olacaktır. Durumu asla bu raddeye getirmemeliyiz.
Bir de aksilikler vardır. Bunları bile öngörmeye gayret etmeliyiz, tedbirli olmalıyız. Avımız sırasında fırtına işaretlerini sezdik ve dönmeye karar verdik. Ama o da ne, motor çalışmıyor. Aylardır tıklamayan alet nasıl şimdi çalışmaz. Bakıyoruz onaramıyoruz. Telefona sarılıyoruz, eyvahlar olsun, şarjı bitmiş. Etrafta ne başka tekne var ne yakında bir kara parçası. Akıntı da bizi açığa çekiyor. Şimdi ne yapacağız? Allah'ım ne ettik de bizi bu duruma düşürdün?
İşte bu gibi felaket senaryosu sayılabilecek ve olmaz denebilecek, aynen film sahnesi gibi olaylar oluyor. Oldu. Bunun için bile önlemli olmalıyız. Motorumuzun bakımı tam olmalı. Marş sistemi için gerekiyorsa yedek parçaları bulundurmalıyız. Motordan anlamalıyız. Telefonlarımız tam dolu olmalı, başka bir telefon daha tam dolu olarak yanımızda ve kesinlikle ıslanmayacak bir yerde olmalı. Daha bunun gibi çok şey sayılabilir...
Çok küçüklüğümden, hatta bebekliğimden 18 yaşıma kadar çok kez fırtınaya maruz kaldım. Çok ciddi tehlikeler atlattık. Birkaç kez alabora olmamıza bir büyük dalga daha yetecekken Allah yardım etti. İki kez sahil güvenlik kurtardı. Defalarca kez kendimizi bir koya ya da bir adanın sığınaklı bölgesine büyük zorluklarla attık. Karaöz ve Gelidonya feneri açıklarındaki fırtına maceralarımız hiçbir zaman aklımdan çıkmamaktadır. Tüm bu maceralardan sonra maksimum tedbirli olmaya, denize sonsuz saygı duymaya başladım. Teknemizde işaret fişeğine kadar ihtiyacımız olabilecek herşeyi bulundururduk. Denizden her zaman korkardık. Ama en kötü fırtınanın ardından bile eğer şartlar düzeldiyse bir gün sonra tekrar açıldık.
Tekrarlamak isterim ki denizin şakası yoktur. Ama deniz gibi yar da yoktur. Dilinden anlayana gösterebileceği güzelliklerin sonu gelmez. Ona yeterli ilgiyi göstermeyene ise en ağır şekilde cevap verebilecek kadar kudretlidir.
Umarım güveni elden bırakmadan, denizle içiçe olmaya devam edersiniz. Çünkü siz de biliyorsunuz ki o hep usulca kulağınıza fısıldayarak size "gel" diyor.

Eski aşıklarına kendini hiçbir zaman unutturmayan, biraz arsız bir sevgilidir o.