Boğazda mevsim harici devam eden sarıkanatları nasıl yakalarız, uygun güncel sahteler

Lüfer renk körü olsa, renkleri yalnızca siyah beyaz ve grinin tonlarında görse de bu sahteninin renklerini seçemeyeceği anlamına gelmez. Tüm renklerin siyah beyaz ve gri değerleri farklıdır, bunun dışında bir de parlaklık değerleri vardır (siyah beyaz televizyon günlerini anımsayın). Görme yetisini yitiren insanların işitme yetilerinin artması gibi, renkleri algılama yetisi kaybolan lüferin grileri ve parlaklığı algılama yetisi gelişmiş olabilir. Sözün özü, lüfer bizim sahteleri renkli görmese de birbirlerinden farklı yanlarını sezebilir ve tercihte bulunabilir..

Balıkların renkleri görmediğini ileri süren birçok kişiye rasladım.Hatta acı hissi duymadıklarını öne sürenlerde vardır.

Hemen hergün yabancı kaynaklı birçok siteye girer,öğrenebileceğim birşeyler varmı diyerekten bakarım.

Bu konuda bir ilmi bilgiye raslamadım.

Tüm avcı balık avlarımda özellikle netice aldığım renkler vardır.Keza çapari avlarımda jig avlarımda renkleri çok titizce seçer ve illaki aradaki farkı bilir ve uygularım.

Bu bakımdan balıkların pek güzel renk ayırabildiklerine inanırım.

Benim açımdan kabul ettiğim durum budur.

Sevgiler
 
Vedat Bey selam....

Çoktandır sizin yazılarını takip ediyorum. Sizden çok şey öğrendim. En azından teorik olarak, hatta bazılarını pratiğe de döktüm.... Emeğinize sağlık.. Bu vesile ile size ve sizin gibi bilgisinden istifade ettiğim diğer arkadaşlara teşekkür ederim...

Konu ile ilgili olarak, Bu konuyu daha önce de araştırmış ve daha detaylı bilgiler bulmuştum.. Ama onları bulamadım... An itibari ile şöyle bir şey buldum..

"En ileri seviyede yaratılmış olan biz insanlar, tekniğin henüz taklid edemediği, değişik uzaklıklardan, keskin ve net görebilecek gözlere sahibiz. Balık gözlerindeki ağ tabakalarında yapılan incelemeler, bizdeki gibi onlarda da çomak ve koni hücrelerinin varlığını göstermiştir. Çomak hücresi koyuluğu açıklığı, koni hücresi de renkleri görmeyi sağlar. Tecrübeler balıkların renkleri ve 3 mm'lik uzunluk farklarını ayırdedebildiklerini göstermiştir."
Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/baliklar-nasil-gorur.html

Selamlar...
 
renkli gören balıkların olması, hepsi renkli görüyor demek değil. lüferin renkli göremediği bilinen bir şey.

fakat söyledik daha önce, lüfere kendini gösteremiyorsa sahte, lüfer ne yapsın?

kamuflaj deseni denenbir mesele vardır. gizlenmeye, görünmemeye yarar malum. eğer sahte o suda görünmüyorsa, kamufle oluyorsa, elbette göremez lüfer. kırmızı, siyah, koyu yeşil, mor lüfer için aynı renktir: siyah. yeşil, beyaz, sarı, mavide aynı renk: beyaz. tonlar bunların grileri olur sadece.

ama lüfer dibe yakın, sahte parlak renkliyse, o sahte görünmez. lüfer dipten yukarda, sahte altından geçiyorsa ve siyahsa, lüfer onu göremez.

bu lüferin sahte ayırt etmesi değil, sahtenin görünürlüğüdur. sinarit sahte seçer. hanoza benzer sahte olursa ancak onu yer mesela. deseni tutmazsa, yemez. hatta büyük sinarit çok daha seçicidir, kolay kolay beğenmez sahteyi.

sahte seçmek başka bir şey kısaca. suya uygun, o suda kendini gösterebilen sahte, lüfere iş yapar. en kötü ihtimalle, lüfer onu 3-4 kez gördümü, sonraki görüşünde saldırır mutlaka. mesele, derinlik, kontrast ve hız olarak doğru sahteyi seçebilmek sadece.
 
Uzaga atısta bir iki ufak not

Acizane bir iki not ileteyim..

Kamış iyi olacak. Atıcının boyuna göre 3.90 dan baslayıp 4.50 ye kadar olmalı. Kamışın misina gecen delikleri olabildigince az ve uygun büyüklükte olmalı.Makine büyük kafalı kafa genişliği uzun olmalı. Dar kafalı derin makineler uygun olmaz. Misina olabildiğince ince olacak. Atış anında kamış olabildiğince yere yakın olmalı, misinanın patlamaması için gerginlik çok önemli. Kurşun kamışa uygun ağırlıkta olmalı. kamışın optimum atış ağırlığına uygun kurşun kullanmazsanız uzağa atmayı unutun. Bunlar atış öncesi hazırlıklar. Atış anı en az ön hazırlık kadar önemli. Atış hareketinde hiçbir tereddüt olmamalı. İyice yüklenmek lazım kamışa. Teorik olarak kurşun kafa üzerinden geçmeden kamıştan çıkmış olmalı ve 45 derece açıyla gitmeli ki maksimum uzaklığa ulaşsın. Bu bırakma anı çok önemli. Açı atış performansındaki en önemli etkendir. Ayarlayamazsan kurşunu tepeye dikersin misina boşalır ama mesafe gitmez. Veya açı düşük olursa kurşun mesafe alamadan suya düşer. Atış anında en önemli etkenlerden biri sol koldur. kurşun yerden kalkınca sol kolu sertçe çekmek lazım. Aman dikkat sert hareket sırasında kamış elden kaymasın. Buradaki uzmanlığa çok atarak ulaşılır.

Benim kullandığım takım : Shimano Nexave 170gr atarlı 420 surf, shimano bullseye surfcaster makine, spiderwire 0.18 beden misinası. Bu takımla 100-150 gr kurşun atarım. En iyi 140 gr lık kurşun gider. Eğer 200 gr kurşun kullanacaksam kamışı team daiwa 2 parça 4,00m 300 gr atarlı ile değiştiririm.
 
Acizane bir iki not ileteyim..

Kamış iyi olacak. Atıcının boyuna göre 3.90 dan baslayıp 4.50 ye kadar olmalı. Kamışın misina gecen delikleri olabildigince az ve uygun büyüklükte olmalı.Makine büyük kafalı kafa genişliği uzun olmalı. Dar kafalı derin makineler uygun olmaz. Misina olabildiğince ince olacak. Atış anında kamış olabildiğince yere yakın olmalı, misinanın patlamaması için gerginlik çok önemli. Kurşun kamışa uygun ağırlıkta olmalı. kamışın optimum atış ağırlığına uygun kurşun kullanmazsanız uzağa atmayı unutun. Bunlar atış öncesi hazırlıklar. Atış anı en az ön hazırlık kadar önemli. Atış hareketinde hiçbir tereddüt olmamalı. İyice yüklenmek lazım kamışa. Teorik olarak kurşun kafa üzerinden geçmeden kamıştan çıkmış olmalı ve 45 derece açıyla gitmeli ki maksimum uzaklığa ulaşsın. Bu bırakma anı çok önemli. Açı atış performansındaki en önemli etkendir. Ayarlayamazsan kurşunu tepeye dikersin misina boşalır ama mesafe gitmez. Veya açı düşük olursa kurşun mesafe alamadan suya düşer. Atış anında en önemli etkenlerden biri sol koldur. kurşun yerden kalkınca sol kolu sertçe çekmek lazım. Aman dikkat sert hareket sırasında kamış elden kaymasın. Buradaki uzmanlığa çok atarak ulaşılır.

Benim kullandığım takım : Shimano Nexave 170gr atarlı 420 surf, shimano bullseye surfcaster makine, spiderwire 0.18 beden misinası. Bu takımla 100-150 gr kurşun atarım. En iyi 140 gr lık kurşun gider. Eğer 200 gr kurşun kullanacaksam kamışı team daiwa 2 parça 4,00m 300 gr atarlı ile değiştiririm.

Bunlar doğru teşhisler.Boğazın belkide ilk surf avcısı olduğumdan seni haklı görüyorum Aptullah.

66 yaşıma rağmen halende kişm isterse onunla yarışıırım.Belki artık beni geçebilenler olabilirama ancak bir yada iki metre buda denizde belli olmaz zaten.

Bir noktayıda belirteyim.Kurşunu arkaya uygun yere koyduğunuzda,atış esnasında kurşun sürüklenmemeli yani yerde yürümemeli,kamış hafif çapraz tutulmalıki sol koltuk altına sertce çalarken bedene çarpmasın

Sevgiler
 
Ustalar her zaman lazım

Vedat abi

Surfe senin ve muratın sayesinde merak saldım. İkinizden çok şey öğrendim. Senin tecrübenin karşısında bir şey söylemek zor. Sadece bir iki tecrübemi acizane paylaşayım dedim.

Temel olarak gördüğüm şu ki, aletler iyi değilse kim olsa uzağa atamaz. Boğazda çok görürüm, sırım gibi delikanlılar kamışlara abanırlar, acaip bir ses çıkar kamıştan. Ama uzağa gitmez işte. Kamış iyi olmadı mı ne yapsan nafile.

Senin bir kamışın vardı Sorento muydu? Ne güzel atıyordun onunla. Ben eminim hala aynı atıyorsundur. Bu aralar shimano aspire peşindeyim. Elime geçirirsem bu sefer boğazı yarılamayı düşünüyorum :)
 
Benim kullandığım takım : Shimano Nexave 170gr atarlı 420 surf, shimano bullseye surfcaster makine, spiderwire 0.18 beden misinası. Bu takımla 100-150 gr kurşun atarım. En iyi 140 gr lık kurşun gider. Eğer 200 gr kurşun kullanacaksam kamışı team daiwa 2 parça 4,00m 300 gr atarlı ile değiştiririm.


maşallah harika takım
ama nexave de best perform 170 gr gösterir.
siz en iyi 140 lık kurşun demişssiniz.
 
Nexave

Bendeki nexave 170 modeli. 150gr dan sonra kamışın yetersiz kaldığı hissediliyor.
 
Sadece balıklar değil Bir çok hayvan renk körüdür, dünyayı siyah beyaz görür fakat siyah beyaz görüyor diye maviyi-yeşili-pembeyi, dışı pullu-hologramlı gibi olanları ayır edemeyecek değil. Yani balık renk körü bile olsa rengine göre sahteyi seçer.
 
Sadece balıklar değil Bir çok hayvan renk körüdür, dünyayı siyah beyaz görür fakat siyah beyaz görüyor diye maviyi-yeşili-pembeyi, dışı pullu-hologramlı gibi olanları ayır edemeyecek değil. Yani balık renk körü bile olsa rengine göre sahteyi seçer.

Yeşil bir naylon, kaplık kağıdı vs. bulun, saydam. Bir lambanın üstüne bir kaç kat sarın. Sonra karanlıkta bu lambayı yakıp etrafa bakın.

Yada bulabiliyorsanız, yeşil bir LED lamba bulun.

İşte renksiz görüş öyle bir şey.

Ve hatta, bu şekilde bakarak, lüfere en fazla iş yapacak sahte renklerini de şak diye seçebilirsiniz.
 
Vedat ağabey,

Konuyu ve mesajını yeni gördüm. Çok güzel tüyolar vermişsiniz yine. Çok teşekkürler.

Resimlerini koyduğunuz Kendo Zero Minnow 7.5 cm ve 9 cm sahteler zaten bence bu sezonun starlarıydı; özellikle de sırtı limon sarısı altı turuncu olanı. Ancak, tavsiyelerinizle aldığım 7cm'lik Yo-zuri Cyrstal Minnow'lar (özellikle kafası turuncu sırtı sarı olanı) efsane iş çıkarttılar; ve bunların çakmaları Oskar Magician'lar da iyi iş çıkardı gördüğüm kadarıyla.
Şu sıralar lüfer damilyası peşinde koşanlara ise mavi ağırlıklı sahteleri öneriyorum (özellikle sizin de resmini koyduğunuz mavi ama kuyruk kısmı şaffaf olan Kendo Zero Minnow, Yo-zuri Cyrstal Minnow'un blue tiger modeli ve bunun Oskar marka çakması).

Ancak aslında benim orijinal sorum, işin biraz daha tekniği ile alakalıydı. Zira sahteyi çekmenin de bir matığı, yönetim olması gerektiğini düşünüyor, öyle cayır cayır sahteyi çekmenin çok mantıklı olmadığını düşünüyordum. Hatırlarsan, dipten kurşunu kaldırdıktan sonra ne yapılarak balık alınabilir konusunda hiç kimse tabiri caizse "şak" diye bir cevap veremiyor diyordum. Sonuçta bunun net bir taktiği olmadığı kanaatına vardım. Balığın suyunu bulup, oralarda sahteyi balığa göstermek gerekiyor ama bunun tam bir kalıbı yine de yok sanırım. Zira deneme yanılma ile balığın suyunu bulmanız ve sonrasında hep oraya çalışmanız gerekiyor anladığım.

Ben de son 2 avdır şu yöntemi tatbik etmeye başladım ve bu balık yokluğunda toplamda 12 tane kadar hayli iri sarıkanat (hatta bence 1 tanesi tam bir lüferdi) almayı becerebildim. Şöyle:

Hızlı-yavaş kombinasyonu yaparak sarmaya başladım. Hızlı başlayıp, yavaş devam edip, bu kombinasyonu 3 ya da 4 kere tekrarlıyorum; 10-12 tur hızlı, 5-6 tur yavas sarıyorum.

Balığın suyuna göre ilk 3 tekrardan birindeki "yavaş" sarımda lüfer sahteye yapıştı. 4 tekrar dedim ama balığı genelde 2. ya da 3.tekrarlardan birinde aldım; 4.tekrar "her ihtimale karşı"; zira 4. tekrarda lüfer alırsanız, bu lüferin orta derinlikte olması demektir ki lüfer familyası genelde orta-dip derinlik arasında takıldığından, orta-üst derinlikte lüfer familyasına denk gelmek daha düşük bir ihtimal.

Öte yandan, orta derinlikten sonra sürekli hızlı sarmanın mantıklı olduğunu düşünüyorum. Bu sayede ya zamandan kazanırız ya da özellikle lüfer familyası ve palamut'u bir arada avlayabildiğimiz Eylül-Ekim ayları arasında, tek sarımda 2 farklı balığı hedefleyebilme şansı elde ederiz diye düşünüyorum.

Tabii burada sahtenizin rengi, yüzme kabiliyeti/tarzı da oldukça belirleyicidir. Bu da mutlak bir gerçek...

Farkındaysanız ben işi biraz matematikleştirmeye çalışıyorum zira bunun balıkçılığın püf noktalarından biri olduğunu düşünüyorum ve "balık yok denen zamanda/yerde dahi balık alınabileceğine" inanıyorum (bu mantığı da sayın Serdar Köylü'den kaptığımı ve canı gönülden de çok doğru bulduğumu söyleyeyim)...

Artık, yukarıda bahsettiğim teknik doğrudur ya da değildir, onu da sezonda göreceğiz.

Vedat ağabey, yardımların için tekrar teşekkür eder, sevgiler ve saygılar sunarım.
 
Merhaba Ferhan,
Tekniğini paylaştığın için teşekkürler.Sarım sayıları makinanın boyutuna göre farklılık gösterebilir. Mesela sen 55 kafalı bir makinayla çalışırsın ben bunu 80 kafalı makinamda birebir uygularsam sonuç aynı olmaz.Bu yüzden kullandığın makinayı yazarsan geliştirdiğin formül daha açıklayıcı olur diye düşünüyorum.
Sahteyi çekmenin mantığını Şemsi Paşa' da çok insana sordum, her biri başka şey söyledi. Mesela biri önce sert bir tasmayla kurşunu zeminden kaldırdığını ardından senin yazdığına benzer karışık kombinasyonlar şeklinde sardığını söyledi. Bir diğeri yavaş kalkacaksın dedi ve gözledim kendisi sahiden yavaşla başlıyor. Bir başkası kendo hızlı sarılmaz hızlanırsan takla atar yüzüşü bozulur yavaş ve aralarda kısa bekleme yaparak sarmalısın dedi...Sanırım ne kadar rapalacı varsa bir o kadar sarma biçimi var. Yarın sabah senin verdiğin formülü deneyeceğim. Tekrar teşekkürler.
 
Merhaba Ferhan,
Tekniğini paylaştığın için teşekkürler.Sarım sayıları makinanın boyutuna göre farklılık gösterebilir. Mesela sen 55 kafalı bir makinayla çalışırsın ben bunu 80 kafalı makinamda birebir uygularsam sonuç aynı olmaz.Bu yüzden kullandığın makinayı yazarsan geliştirdiğin formül daha açıklayıcı olur diye düşünüyorum.
Sahteyi çekmenin mantığını Şemsi Paşa' da çok insana sordum, her biri başka şey söyledi. Mesela biri önce sert bir tasmayla kurşunu zeminden kaldırdığını ardından senin yazdığına benzer karışık kombinasyonlar şeklinde sardığını söyledi. Bir diğeri yavaş kalkacaksın dedi ve gözledim kendisi sahiden yavaşla başlıyor. Bir başkası kendo hızlı sarılmaz hızlanırsan takla atar yüzüşü bozulur yavaş ve aralarda kısa bekleme yaparak sarmalısın dedi...Sanırım ne kadar rapalacı varsa bir o kadar sarma biçimi var. Yarın sabah ilk işim senin verdiğin formülü deneyeceğim. Tekrar teşekkürler.

Haklısın Fethi, makina boyutunu eklemeyi unuttum. Benim makina Shimano Biomaster SW 6000 PG; bir turda 89 cm misina sarıyor. Buradan hareketle 10 metre hızlı 5 metre yavaş sarıyorum diye düşünebilirsin.
Tabi ne kadar hızlı ne kadar yavaş konusunda herhangi bir ölçü vermem mümkün değil; zira o da avcının kendi elinin ayarı oluyor.

Benim sarma tekniği hızlı başlıyor farkındaysan, bu hızlı sarma kurşunu dipten kaldırmayı da içeriyor tabiiki ve hatta ilk 1 ya da 2 tur da misinanın boşluğunu almak için oluyor bazen.
Öte yandan, sarmaya hızlı başlama ya da yavaş başlama bence hedeflenen balıkla alakalı. Forumda sayın Serdar Köylü'nün lüferlerin yemlenmesi konusunda bir yorumu vardı, bilmiyorum okudun mu ya da bilmiyorum 100% doğrumudur ama mantığım ve deneyimlerin genel itibarla bu yorumun doğru olduğunu düşündürüyor bana. Hatırladığım kadarıyla şöyle demişti Serdar Bey o yorumunda: "çinekop deniz dibine yakın dolanır zira büyümek için daha çok yemeğe ihtiyacı vardır ve deniz dibinden bu ihtiyacını görmeye çalışır; sarı kanat biraz daha seçici olur ve dipten biraz daha yukarıdadır; lüfer ise çok daha seçicidir ve o birazdaha yukarılarda dolaşabilir". Dediğim gibi bence bu mantıklı bir önerme ama tabii ki her zaman geçerli değil.
Bu bağlamda, dipten yavaş kalkan bir avcı muhtemelen çinekop alır diyebiliriz. Ben sarı kanat ya da lüfer hedeflediğimden dipten hızlı kalmayı tercih ediyorum.

Kendo sahtelerin hızlı sarılması konusunda benim de endişelerim var ama tabii burada ne kadar hızlı sarmaktan bahsediyoruz bilemiyorum. Bence lüfer sarım hızı için Kendolar çok da problemli değil; ancak palamutda kesinlikle başka sahte bakmak lazım ya da Kendo'nun görece olarak daha ağır ve kalıplı olan 8.8 cm boyutundaki LV-Minnow modelleri kullanılabilir.
 
Harika bilgiler paylaşmışsınız.
Emeği geçen herkese içten teşekkürler.

Sevgi ve saygı dileklerimle
 
Vedat ağabey,

Konuyu ve mesajını yeni gördüm. Çok güzel tüyolar vermişsiniz yine. Çok teşekkürler.

Resimlerini koyduğunuz Kendo Zero Minnow 7.5 cm ve 9 cm sahteler zaten bence bu sezonun starlarıydı; özellikle de sırtı limon sarısı altı turuncu olanı. Ancak, tavsiyelerinizle aldığım 7cm'lik Yo-zuri Cyrstal Minnow'lar (özellikle kafası turuncu sırtı sarı olanı) efsane iş çıkarttılar; ve bunların çakmaları Oskar Magician'lar da iyi iş çıkardı gördüğüm kadarıyla.
Şu sıralar lüfer damilyası peşinde koşanlara ise mavi ağırlıklı sahteleri öneriyorum (özellikle sizin de resmini koyduğunuz mavi ama kuyruk kısmı şaffaf olan Kendo Zero Minnow, Yo-zuri Cyrstal Minnow'un blue tiger modeli ve bunun Oskar marka çakması).

Ancak aslında benim orijinal sorum, işin biraz daha tekniği ile alakalıydı. Zira sahteyi çekmenin de bir matığı, yönetim olması gerektiğini düşünüyor, öyle cayır cayır sahteyi çekmenin çok mantıklı olmadığını düşünüyordum. Hatırlarsan, dipten kurşunu kaldırdıktan sonra ne yapılarak balık alınabilir konusunda hiç kimse tabiri caizse "şak" diye bir cevap veremiyor diyordum. Sonuçta bunun net bir taktiği olmadığı kanaatına vardım. Balığın suyunu bulup, oralarda sahteyi balığa göstermek gerekiyor ama bunun tam bir kalıbı yine de yok sanırım. Zira deneme yanılma ile balığın suyunu bulmanız ve sonrasında hep oraya çalışmanız gerekiyor anladığım.

Ben de son 2 avdır şu yöntemi tatbik etmeye başladım ve bu balık yokluğunda toplamda 12 tane kadar hayli iri sarıkanat (hatta bence 1 tanesi tam bir lüferdi) almayı becerebildim. Şöyle:

Hızlı-yavaş kombinasyonu yaparak sarmaya başladım. Hızlı başlayıp, yavaş devam edip, bu kombinasyonu 3 ya da 4 kere tekrarlıyorum; 10-12 tur hızlı, 5-6 tur yavas sarıyorum.

Balığın suyuna göre ilk 3 tekrardan birindeki "yavaş" sarımda lüfer sahteye yapıştı. 4 tekrar dedim ama balığı genelde 2. ya da 3.tekrarlardan birinde aldım; 4.tekrar "her ihtimale karşı"; zira 4. tekrarda lüfer alırsanız, bu lüferin orta derinlikte olması demektir ki lüfer familyası genelde orta-dip derinlik arasında takıldığından, orta-üst derinlikte lüfer familyasına denk gelmek daha düşük bir ihtimal.

Öte yandan, orta derinlikten sonra sürekli hızlı sarmanın mantıklı olduğunu düşünüyorum. Bu sayede ya zamandan kazanırız ya da özellikle lüfer familyası ve palamut'u bir arada avlayabildiğimiz Eylül-Ekim ayları arasında, tek sarımda 2 farklı balığı hedefleyebilme şansı elde ederiz diye düşünüyorum.

Tabii burada sahtenizin rengi, yüzme kabiliyeti/tarzı da oldukça belirleyicidir. Bu da mutlak bir gerçek...

Farkındaysanız ben işi biraz matematikleştirmeye çalışıyorum zira bunun balıkçılığın püf noktalarından biri olduğunu düşünüyorum ve "balık yok denen zamanda/yerde dahi balık alınabileceğine" inanıyorum (bu mantığı da sayın Serdar Köylü'den kaptığımı ve canı gönülden de çok doğru bulduğumu söyleyeyim)...

Artık, yukarıda bahsettiğim teknik doğrudur ya da değildir, onu da sezonda göreceğiz.

Vedat ağabey, yardımların için tekrar teşekkür eder, sevgiler ve saygılar sunarım.

Faydalı olabildiysem ne mutlu bana.

Bu arada dönüş balığıda kuvvetli olacak kanaatindeyim zira Çanakkale dışındada başlarındada halen kuvvetli balık var

Rasgelsin
 
Değerli Üyeler.

Der Wish nickli kardeşimiz Ferhan,geçenlerde şöyle bir soru sormuştu.

Balığa gittiğimde sadece bir,iki kişi güzel balıklar alabiliyorken,kendiside dahil diğer balıkcıların pekde balık tutamadıklarından bahisle,bir hal çaresi istemişti.

Konularında her zaman birkaç püf noktayı illaki detayıyla sizlere anlatmaya çalıştığım sanırım malümunuzdur.

Bu kerede düşündüm.Gerçi kendisine detaylı cevap yazmıştım ama,eski boğaz günlerimin üzerinden hayli zaman geçmişti ve illaki birşeylerde değişmiş yada ilave edilmiş olmalıydı.

İlkönce profesyonel tekne oltacısı kardeşlerimle görüştüm.Sonrasında Şemşipaşanın yaman atçekcilefriylede konuştum.

İşte burada sizlerede vardığım sonuçları anlatmak üzere,bir konu dahilinde hem püf noktaları anlatmak ve hemde tavsiye edilen kandırıcıların resimlerini çekerek sunmak istedim.

Umarım faydalı olacaktır.

Maddeler halinde yazmak istiyorum.

1)Artık günümüzde yoğun akış yapan lüfer sülalesinin bazı bireyleri,nerdeyse ilkbahar akımının başlayacağı aylara yakın bir süre boğazda yatak yapmakta ve av vermektedirler.
2)BU avcılığın mart ayınıda kapsayacağı sanılmaktadır.

3)Sanırım bazılarınız bilmektedir,bu profesyonel avcıların gözdesi Maria Princess sahtelerdi.9 cm'likmavi yanları gümüşi menevişli olanları.Daha sonra bu avcılar River2Sea'nın Target minnowunu kullanmaya başlayıp neticede almaya başlayınca,bir kısmı yoğun olarak bu kandırıcıya dönmüşlerdi.

4)Ancak benimde müşahede ettiğim bazı menfi durumlar onlarında derdiydi.
Bu kandırıcılar özellikle Princessler rölanti hızında iyi çalışırken,kimi günlerde dip akıntısının daha kuvvetli olduğu günlerde,herikiside takla atıyordu.

5)Fiyatlarıda yüksekti,kimi kayıplara üzülmekteydiler.

6)Peki ne yapılmalıydı.Princessler zaten devrini kapatmaktaydı.Targetlerdede takla problemi vardı.

7)Renk sklaları kısıtlıydı.Bu durumda bazı havalarda verimlerinde önemli azalmalar olmaktaydı.

8)Sonunda çareyi başka bir kandırıcıya yönelmekte buldular ve yoğun olarak onu kullanmaya dönmüşlerdi.

9)Boğazda özellikle Kandilli akıntısının en yoğun olduğu o dar yerde üstüste 5,6 tanesi bir kg gelebilen sarıkanatları kim alıyordu kim seyrediyordu.

10)İşte burada iki nokta çok önem kazanmaktadır.Devamlı balık alanlar ip misinaya dönmüşler kalınlıklarınıda 0,10mm ye kadar düşürmüşlerdi.
Diğer önemli nokta ise,özellikle soğuk günlerde şeffalığını bir miktar kaybeden sularda hangi rengi taşıyan sahteleri iyi bilmeleri,yanıısıra akıntıda çekerken takla atmayan sahteleri kullanmalarıydı.

11)İşte böylece hem istedikleri uzaklığa atabiliyor,kullandıkları 200 gr ve üstü ağırlıklar ve incecik ip misina sayesinde daha çabuk balık suyuna erebiliyor,kuvvetli akıntıdanda olabildiğince az etkileniyorlardı.

12)Elbette bu faktörlerin haricinde bu kullanıma gayet iyi adapte olabilmiş ve alışmışlardı.
13)Leaderleri ise FC misinalardı.

İlişikte bana şiddetle önerilen sahtelerin bir fotoğrafını yolluyorum.İstedim ve sizlerede hiç olmazsa fotoğraflarını çekip yollayayım dedim.

Sevgimle ve saygımla kalınız



Uploaded with ImageShack.us



Uploaded with ImageShack.us
.
 
Back
Yukarı