Öncelikle:
FC misinalar konusunda edindiğim bilgiler, bilimsel olarak açıklanmış özellikleridir.
Bu konuda bir kaç bilimsel çalışma var. Bazısı cidden görünmediğini deneysel yoldan ispatlıyor. Yani ampirik sonuç içeren çalışmalar. Balığın bunu göremediğini gösteriyor.
Bazısı ise, bu misinaların nedne görünmediği üzerine. Oturmuşlar, kırma indisi vs. vs. hesap kitap etmişler. Sonuçta bu kırma indisinin bir etksi olamayacağı sonucu çıkmış. Peki gözlem sonucu görülmüyor diyor, o zaman bunun sebeib ne? İzahatı da, bahsettiğim gibi, bu misinların suyu emmemesi, bu yüzden de düz bir cam yüzey gibi olması olduğundan bahsedilmiş. Bu misinalar çoklu yansıma yapmıyor, bu nedenle de görünmüyor pek.
İşin o tarafı bizi pek ilgilendirmez sanıyorum. Bizi hatice değil netice ilgilendirmeli. Nasıl oluyorsa, oluyor, ama balık bu misinadan yapılmış takımlara naz etmiyor. Benim açımdan konu bu. Balık dediğim gibi, takriben 10 misli filan daha fazla geliyor. Neden öyle oluyorsa olsun, bu sonuç değişmiyor.
Diğer yandna bunların zayıf olduğu da bir şehir efsanesi. Benim gözlemim en azından uzun vadede bunların çok daha sağlam oldukları yönünde. Belki yesyeni, gıcır gıcır iki takım arasında bakarsak, FC olan ciddi şekilde daha zayıf olabilir. Ama bir kaç kullanım sonrasında, ki aynı av gününde olabilir, bu misinalar daha sağlam görünüyor.
Ama, bunların düğümlerinin vs. çok çok daha özenli olması gereği elbette baki. Bunlara dikkat edilirse, hç bir balığa yetmeyeceklerini sanmıyorum..
Ortada bir handikap var. Balığın az olması. Nazlı olması. eğer sağlam olmak her şey olsa, gemi halatı var, demir halat var. Ama onlarla tutmuyoruz balığı, çünkü onları takınca balık gelmiyor. İşte mesele bu.
Eğer balığı bulmakta sorun yoksa, balık bol, attığınız takıma hemen geliveriyorsa, FC kullanmanın anlamı yok. Çünkü hiç bir şey değilse bile, pahalı olması bile bir sorun.
Ama balığı zar zor bulabiliyorsak, kıtsa, yok gibi görünüyorsa, o zaman FC misina olmazsa olmaz oluyor. Ki bugün avlakların çoğunda sorun bu. Aha şimdi atıyorum Kuleli'de atıp çekip palamut, kofana alınıyormuş. Ne yapabilirim, tırnaklarımı kemirip seyretmekten başak elimden bir şey gelmez. Ben ancak Pazar günü yada en iyi ihtimal bugün iş çıkışında orada olabilirim. Oradaysam, oradan maksimum av tatmini ile dönmem lazım. Kıtsa da balık, kandırabilmem lazım ki, bir şeye yarasın.
Benimde huyum kurusun, acayip seçici avcıyımdır, öyle böyle değil, resmen moronluk seviyesinde. Öyle ki, kefale atılmış kıbrısa gelen kofanaya lanet okurum, zira kafamdan kefal tutmak geçmiştir. Kafama saraybrununda lüfer tutmak geçmiştir, karaköyde vapurdan indiğim yerde lüfer kaynar, ben gene sarayburnuna giderim, havamı alırım.
Böyle olunca, aah kıraça yapıyor tak çapariyi, aha çinekop yapıyor tak rapalayı, aha lüfer başlar, tak yemliyi işi benim işim değil. Benim kovam yok, doldurmak derdimde yok. Ben keyfimin istediği balığı tutmaya çalışıyorum. O zamanda, benim o balığın bol ve saldrıgan olacağı bir yer ve zamanı yakalama şansım pek olası değil. El mahkum, balığın en kötü durumda ikan edecek bir şeyler yapmam gerekiyor. İşte bu noktada, FC misina bana en büyük yardımcı.
Başka herşeyi süper yapsanızda, FC misina kadar balığı ikna etmede başarılı olamıyorsunuz. Benim gözlemim bu. En sazan bildiğimiz, her şeye atlar dediğimiz balıklar bile, FC misinayı seçebiliyor kolayca.