Eline sağlık Fatih.
Gençlik günlerimde Batı Fırat havzasında hemen hergün avlanırken,bir türlü yemli düzelle yakalayamadığım,gayet iirileride olabilen,üzeri sanki gökala gibi siyah beneklerle kaplı bir türe raslardım.
Köprü üzerinden gizlice izlerken berrak yerlerde,sahile paralel yavaşca yüzen ve devamlı zemini karıştırdığundan arkasında bulanık bir iz bırakan bu balıkları yakalamayı kafama koymuştum.
Gittim bir sobacıya iri 4 adet kancayı bana lehimleyip vermesini ricaettim.
Güzelce yaptıydı.
Sonra doğru nehre,baktımki iki yanyana bulanık iz var gözledim ve balıkları gördüm.Sahil o bölümde ağaclıydı,gizlendim onlar önüme gelmeden evvelde çarmayı arklarında kalacak şekilde attım miisinayı yatırdım.Tam üzerinden geçerken tüm gücümle asıldım.
Tam isabet,
Misinam sanki suyu yararcasına sağa sola giderken nihayet çıkadım.
Koca balıktı.Onu bisikletimin didonuna asıp Erzincana dönerken,ikide bir dizime değdiğinden,netice kapaklandım.Ellerim kan içinde eve vardım.Doktor komşumuz vardı.Ondanda bir tatanoz iğnesi yedim ama balığı yiyemedim.
Bir balık bu kadarmı lezzetsiz olurdu,bu kadarmı kılcıklı olurdu,bu kadarmı çamur kokardı öggg...
Bir daha asla o balığı ellemedim,çarpmayıda attım gitti.
Sevgiler