Hayatımda sadece 1 dönem köprüye gittim. Geçen ocak ayı içerisinde 8-10 gece av yaptım. Başka yerde balık kalmamıştı, ben de hevesimi alamamıştım, iki arkadaş gittik gece 00 dan sabah 06 ya kadar o günlerde.
Dondurucu soğuktan herhalde, balık çok olmasına rağmen çok kalabalık değildi ve kimseyle g.t g.te avlanmak zorunda kalmadığımız için şükür pek sıkıntı yaşamadık. Tabi ki her anında sıkıntı yaşayacakmışsın havası yok değildi. Mutlaka ilişmeye çalışan oluyor ufak tefek şeylerde bile ama hadi koçum az uza deyince uzayanlar denk geldi

Sanırım arkadaşımın ve kendimin biraz insan azmanı olmamızın da etkisi olmuştur.
İti kopuğunu, tinercisini geçtim, emekli amcası bile tipsiz, suratsız, meymenetsiz köprünün. En çok ona şaşırdım.

Rahat vermiyorlar, sürekli bir memnuniyetsizlik, bir azarlama veya aşağılama isteğiyle yanıp tutuşuyorlar. Cehaletleri ve o cehaletten beslenen doymak bilmez ve hak edilmemiş egoları ile resmen bizi soğuttular köprüden

Yavaşça sıtkımız sıyrıldı ve gitmez olduk. Hiç de eksikliğini hissetmedim sonrasında, varsın 40 tane sarıkanat tutamayayım ama gerginlik hissi olmadan, güzel boğazı seyredip oltamın başında uyuyakalayım... Gece sonunda 3-5 balıkla eve gidip huzur içinde uzanayım yatağıma.
Netice itibariyle; gidip balık tutmaya değecek bir yer değil. Balık avı huzurdur, zihin boşaltmak ve doğayla bütünleşmeye çalışmaktır, onu anlamaya çalışmak ve hızla uzaklaşmakta olduğumuz doğa "ana"nın arada sırada da olsa yanağına bir öpücük kondurmaktır.
Boşverin köprüyü, gitmeyin, orada sadece "baba"yı bulma şansınız var.