Öncelikle, bu konudan ayrı olarak, temel bir kavramdan bahsedeyim. "İlle de birşeyler bulun, ne yapıp edin o balığı yakalayın" gibi bir mantığın amatör balıkçılığın felsefesine uyduğunu düşünmüyorum. Dinamit atmak, algarna, tırıvırı vs. gibi yöntemler de hep bu düşüncelerin ürünleri olarak doğmuşlardır. Amatör balıkçılıkta beklemek de vardır, eli boş dönmek de.
Biraz yanlış alaka olmuş..
Balık tutmayı kova dolusu et olarak görenler için, mesele aynen dediğiniz gibi olacaktır. Ama biz, bin bir yolunu arayıp tutup bulduğumuz balıkları geri salan insanlarız ki, bizim için balığın eti zerre kadar hükme tabi değildir.
İşte lüfer için bir kasa hamsiyi denize dökmek de, izmarit için bir çuval kırık midye dökmek kadar yanlıştır.
Her ikiside yanlış sevgili Aret. Sana basit bir örnek vereyim. Kefaller gelir, milletin balık ayıklayıp barsaklarını suya attığı yerdeki atıklara saldırır. İşte mesela Karaköy balık hali. Siz buraya biraz tavuk barsağı takar, şeytan oltası atarsınız, şahane av yaparsınız.
Aynı şeyi izmarit içinde yapabilirsiniz. Midye kırıklarını suya atıp, oradan izamrit tuttuğumuz çok olmuştur.
Peki neden kadın çorabı vs. içine koyarız? Yemlemede temel sorunlardan biri, yemin çok hızlı bir şekilde suya karışmasıdır. bu da suya karışan yemin akıntı ile mutlak çok geniş alana dağılmasına ve yemlemeden istenen etkinin azalmasına sebep olur. Yemi bir kadın çorabına veya soğan çuvalına doldurmak, onun suya karışma hızını azaltır. Yem saatlerce küçük parçacıklar halinde suya karışır. Eğer böyle yapmazsanız, yem daha sizin yemlemek istediğniz yere ulaşmadan iyice darmadağın olmuş olur.
Bu tür yemlemede, balıkların kanına kokusuna lüfer pek itibar etmiyor. Neden etmiyor, müneccim değilim, bilmiyorum, ama etmiyor. Fakat, yağına itibar ediyor. Peki neden? Benim fikrim şöyle. Lüferin burnu çok hassas ve hep canlı bir şeyler yiyor. Kan ve doku, çabucak bozuluyor ve doğal taze kokusu kayboluyor. Lüfer bunu farkedebiliyor. Ama balık yağı, hemen hiç bozulmuyor suda. O yüzden tazede olsa, bayatta, balığın yağı aynı kokuda, tatta. O nedenle, bu yöntem doğrudan lüfer üzerien etkili olamıyor.
Bir şeye dikkatini çekerim, teorik değil, pratikten yani bilfiil yapılmış, denenmiş ve iyi netice vermiş olan bir durumda bahsediyoruz. Yani, ben defaten yemleme yapmış, bundan da kendi gözlemim çerçevesinde gayet iyi netice almış birisi olarak konuşuyorum.
Ama gözlerim insan gözü, yanılabilir. Bu nedenle, konuyu ama ben gördüm, ben ettim ben tuttum diyerek değil, bunu destekleyecek somut bilgilerle değerlendirmeyi tercih ediyorum.
Birincisi, lüfer o kadar nazlı bir balıktır ki, sandaldan indirilmiş bir ip, çuval, çapari, hatta yakınlardaki bir teknenin demir ipi bile onu kaçırmaya yeter.
Konu hakkında ne demişim:
Yemleme yaparken dikkat edilecek bir sürü şey vardır. Örneğin, bir çamaşır ipine yem torbasını takar atarsınız. Balıkta ipten ürker, randıman alamazsınız. Yemleme, ancak doğru yapılırsa, yeterince bol yapılırsa, ona uygun takım kullanılırsa bir anlam taşır.
İkinci olarak balık kanı kokusuna da istavrit, hamsi gibi küçük balıklar doluşurlar ve bunlar bizim balık tutma şansımızı çok azaltırlar.
Doluşsunlar, bunun bize ziyanı yok. Ama ne zaman yok? Eğer o doluşan küçük balıkları kullanmayı bilirsek yok.
Birincisi, lüfer gelince, o küçük balıklar "buyrun haşmetmaapları, hoş geldiniz, beğendiğiniz bireyimizi alınız, afiyetle yiyiniz" demeyecek. Ona kuyruğu kaptırmamak için bir şeyler yapacaklar. Ne yapacaklar? Ortama bağlı. ama istavritler hemen yem topu olacaklardır, yani sıkışık bir sürü. Lüfer konsantre olmakta zorlanır, sürüye daha az zaiyat verir böylece.
Her durumda lüfer bu yem merkez olmak üzere etrafına odaklanmış olan yem bulutuna dalıp, tam ortasından avını almayacaktır. Bu bulutun kenarından, gözüne kestirdiklerini teker teker yemeye girişecektir. İşte bizim işimize yarayacak şey budur. Sen eğer yem torbanı teknenin sağından sarkıtır, solundan da zokayı salarsan, zoka istavrit sürüsünü göbeğinde kalır elbette görünmez. Bir şekilde bu sürünün kenarına zokayı indirmelisin ki görünsün.
İyide, nerden bileceğiz bu kenarı? Basitçe akıntı yönüne bir ters su damlası gibi olacaktır. Bu yüzden akıntıya göre yan tarafları denemek faydalı olur. Fakat, çoğu durumda bunu tespit etmek pek güçtür. O zaman daha başka, daha garantili bir şey yapmak lazımdır.
Bunun yolu, yemi dipte değil, dipten belli bir miktar yukarıda tutmaktır. Böylece, bize yemin kenarı için nispeten kolay bir yer tarifi var etmiş oluruz: Yem bulutunun altı. Kabaca, mazmuzu iki kulaç yukarı alır, zokayı bir kulaç yukarda tutarız. Böylece yem bulutunun dışında kalan zokamız daha rahat görünür lüferin gözüne. Fakat.. Üstte yem bulutu, altta lüfer, ortada bizim zoka. Güzünü yemlere dikmiş olan lüfer o zokayı zor farkeder. Onun daha iyi görünmesi için bir şeyler yapmak elzemdir.
Biz yaptık ve çok balık yakaladık gibi bir savunma asla yöntemin doğru olduğunu göstermez. Balık akın ettiği zaman her şekilde çok miktarda avlanabilir, ancak normal zamanlarda lüfer yemlemesi balık avlama şansını azaltır.
Sizin normal dediğiniz zamanlar, aslında anormal olan zamanlar. İşte söylediğimiz şey buydu. Sizin kullandığınız taktiğe tam uyan zamanlar. Yemleme ise öyle zaman için değil, o taktiğin geçmediği zamanda uygulanacak olan diğer taktiktir. Nasıl ki, demirde iken uzun olta abesse, altınızda yem arayan aç bir lüfer sürüsü varken yemlemeye girişmekte abestir.
Zaman sizin yediminizde olmayan yeğane şey. Bugün gittiniz, şu meraya ulaştınız. Eğer bu zaman kesidinde, orada sizin zoka ile tutacağınız durum mevcut değilse, eliniz boş kalacak demek oluyor bu haliyle. Ama oraya gtiiğinizde, bir kaç farklı taktik kullanabiliyorsanız, mesela yemleme ile lüferi oraya getirebilecek veya saldırgan hale getirebilecekseniz, bunu yaparsınız.
Şimdi gittik Haremdeki denizin ortasındaki fenerin önüne. Baktık lüfer müfer yok. Ahada dur bir kasa yem atalım demek, fayda etmeyecek elbette. Ama gidin Halice, yapın yemlemeyi, orada bekleyin bir fayda.
Sizin kafanızdaki şey, "lüfer takımı budur, merası da şudur." bu tarife uygun bir zamanda lüfer tutulur. Ama ?
İşte diyorsunuz, ortalıkta bir sürü canlı yem varsa, lüfer tutamazsınız. Bu yanlış bir yorum, çıkarım, bilgi vs.vs. Dorğu yorum, "ortalıkta bir sürü canlı yem varsa, zoka işe yaramaz" olması gerekiyor. Zoka işe yaramıyorsa, bu başka bir şeyin işe yaramayacağı anlamına gelmez. İşte bunu kaçırıyorsunuz.
Sarayburnu'na iniyorsunuz. Kes zarganayı, tak kaşığın arkasına. Bir yukarı bir aşağı. Eh, yok işte, tık demiyor. Bir gün çıkıp, dur hele bir şimdi şuraya bir yemleme yapalım, bakalım ne olacak dediniz mi? Hayır, balık yok diyerek geri geldiniz. Bu bir kere denemeklede olmaz, bir yunus sürüsü basar, ortada balık bırakmaz. Sonuç, yemleme yapsanız ne olacak olur. Bunu mütemadiyen, uygun şekilde deneyip netice almaya çalışmanız lazım ki, nerde, nasıl, ne şekilde olursa yemleme başarılı olur?
İşte sezon başladı kaç hafta oldu. Buyrun, bakın şimdi, bir çetelesini tutun. Bugün lüfer olacak, 3 gün olmayacak. 4 gün olacak 2 gün olmayacak. 2 gün çok, 3 gün az olacak. Bu sene olacak, öbür sene olmayacak. Hep böyle gidecek. Benim gördüğüm ise, lüfer aslında çoğunlukla olacak, ama biz tutmayı beceremeyeceğiz. İşte asıl mesele bu.