- Yaş
- 64
- Şehir
- İstanbul
- Favori Kamış
- Olta takımı
- Favori Makina
- Önemsiz birşey
- En iyi avı
- Kalkan 14 kg
- İsim
- Talip Girgin
Öyle kaptırmışım ki kendimi, bilgisayarın başından kalkmak istediğimde, seksen yaşındaki bir ihtiyarın romatizma ağrıları gibi her yerim tutulmuştu!
Maksadını aşan bu bilgisayar muhabbetim aslında biraz olsun günün stresinden kurtulmak sanal da olsa ekmek su istemeyen, sırtıma hiçbir yük getirmeyen birkaç eş dost ile sohbet etmek efkâr dağıtmaktan öte değildi.
Sonra buzlu camın ardından gerçek hayata transfer olduğumda içten candan arkadaşlar ile hafta sonları birkaç saatlik buluşmamızdan bu değişiklikten müthiş zevk alır olmuştum.
Hele ki araya sıkıştırdığımız bir iki sosyal hadise sanki bizi farklı kılar olmuştu. Bir topluluğun yani sevgi yumağının bir parçası olmak çoluk çocuğumla birlikte beni çok ama çok mutlu etmişti.
Şehrin her yerinden, diğer şehirlerden ve hatta yurt dışından edindiğim dostlar ile kurduğumuz diyaloglar, yazdığım birkaç yazı ile beni onore eden arkadaşlar, kardeşler, ağabeyler...
Bir karınca yuvası gibi çalışkan işçi karıncaların boyundan büyük taşıdığı yük gibi bizlerde hep birlikte kocaman bir sevgi yumağını taşıyorduk. Bal arıları gibi her birimiz kendi zenginlilerimizi petek yerine buzlu camın ardındaki web sayfamıza taşıyorduk.
Yapılan organizasyonlara çekilen resimlere bakalım ve o resimlerdeki arkadaşların gözlerindeki kıvılcımları görelim isterim. Buraya katılan burada bizimle olan insanlarımızın kendi özel hayatlarındaki sıkıntılarından arınıp bu topluluğun içine saf bir yağmur tanesi kadar temiz katıldığına ve tüm sorunlarını evlerinde bıraktıklarına şahit olacaksınız.
Balık organizasyonlarında ki buluşmaların aslında eş dost tanışması, kaynaşması ve muhabbet ortamı yaratılmasından başka bir amacı olmadığı görülmüş olmasına rağmen, arkadaşlarımız dostlarımız kardeşlerimiz adlarını filanca balık organizasyonu altında listelere yazdırıyorlar.
Balık hakikaten bahane muhabbet şahane hesabı...
Heybelerimizde yiyeceğimiz, kalbimizde sevgimiz, bir elimizde oltamız bir elimizde yemlerimiz.
Oltanın ucuna takıp attığımız her “yem” parçası; arkadaşlarından ayrılıp denize boca edildiğinde geldiği yerden yani denizden gelip, geldiği yere yani denize gitmesine sevinmeli mi, yoksa arkadaşlarından ayrılmak zorunda bırakıldığı için üzülmeli mi?
Kendimizi bir an için o yemlik balıkların yerine koyalım biri bizim kulağımızdan tutup kancasını bize takıyor ve gerilip fırlatıyor. Fakat bir ipin ucunda halen fırlatan kişiye bağlısın!
Hadi bunu bir rüya kabul edelim ve bu rüyayı yorumlayalım; Biri bizi arkadaşlarımızdan yanından alıp kapı dışarı ediyor ama arkadaşlarımızın gönlünden bizi koparmaya gücü yetmiyor! Nasıl ki atan kişi kendine yakın bildiği koruduğu kolladığı dostlara sahipse, fırlatılan kişilerde o şekilde korunan ve kollanan kişiler olduğu gerçeği unutulmamalı dersi çıkmaz mı bu rüyadan?
Benim pörtfeyimde ilk günkü gibi herkes yerli yerinde duruyor asla yapılan ve yaşananları unutmam, benden yana hiçbir vefasızlığın yaşanmasını yazmayacak tarih kitapları!
Sanal ortamda sevgiye ipotek koymak değil onu yaşamak yaşatmak gerekir o zaman bizler kaçtığımız gerçek hayatın acılarından kurtuluruz!
Haddimizi bilerek;
Her zaman kalp kırmaya karşıyım oysa en kolayıdır bu! Fakat kırılan kalbin tamircisi yok. Hiç kimse sırf kendi ego manyası için bir başkasının kalbini kırma hakkına sahip olduğunu düşünmemeli ve başkalarına çanak tutmamalı bunun vebali çok büyüktür... Ben bu alemde hepinizi sevmeye devam edeceğim...
Haydi, rast gele!
Not: Ortaya yazılmış bir yazı üye olduğum tüm sitelerde yayınlanmaktadır.
Maksadını aşan bu bilgisayar muhabbetim aslında biraz olsun günün stresinden kurtulmak sanal da olsa ekmek su istemeyen, sırtıma hiçbir yük getirmeyen birkaç eş dost ile sohbet etmek efkâr dağıtmaktan öte değildi.
Sonra buzlu camın ardından gerçek hayata transfer olduğumda içten candan arkadaşlar ile hafta sonları birkaç saatlik buluşmamızdan bu değişiklikten müthiş zevk alır olmuştum.
Hele ki araya sıkıştırdığımız bir iki sosyal hadise sanki bizi farklı kılar olmuştu. Bir topluluğun yani sevgi yumağının bir parçası olmak çoluk çocuğumla birlikte beni çok ama çok mutlu etmişti.
Şehrin her yerinden, diğer şehirlerden ve hatta yurt dışından edindiğim dostlar ile kurduğumuz diyaloglar, yazdığım birkaç yazı ile beni onore eden arkadaşlar, kardeşler, ağabeyler...
Bir karınca yuvası gibi çalışkan işçi karıncaların boyundan büyük taşıdığı yük gibi bizlerde hep birlikte kocaman bir sevgi yumağını taşıyorduk. Bal arıları gibi her birimiz kendi zenginlilerimizi petek yerine buzlu camın ardındaki web sayfamıza taşıyorduk.
Yapılan organizasyonlara çekilen resimlere bakalım ve o resimlerdeki arkadaşların gözlerindeki kıvılcımları görelim isterim. Buraya katılan burada bizimle olan insanlarımızın kendi özel hayatlarındaki sıkıntılarından arınıp bu topluluğun içine saf bir yağmur tanesi kadar temiz katıldığına ve tüm sorunlarını evlerinde bıraktıklarına şahit olacaksınız.
Balık organizasyonlarında ki buluşmaların aslında eş dost tanışması, kaynaşması ve muhabbet ortamı yaratılmasından başka bir amacı olmadığı görülmüş olmasına rağmen, arkadaşlarımız dostlarımız kardeşlerimiz adlarını filanca balık organizasyonu altında listelere yazdırıyorlar.
Balık hakikaten bahane muhabbet şahane hesabı...
Heybelerimizde yiyeceğimiz, kalbimizde sevgimiz, bir elimizde oltamız bir elimizde yemlerimiz.
Oltanın ucuna takıp attığımız her “yem” parçası; arkadaşlarından ayrılıp denize boca edildiğinde geldiği yerden yani denizden gelip, geldiği yere yani denize gitmesine sevinmeli mi, yoksa arkadaşlarından ayrılmak zorunda bırakıldığı için üzülmeli mi?
Kendimizi bir an için o yemlik balıkların yerine koyalım biri bizim kulağımızdan tutup kancasını bize takıyor ve gerilip fırlatıyor. Fakat bir ipin ucunda halen fırlatan kişiye bağlısın!
Hadi bunu bir rüya kabul edelim ve bu rüyayı yorumlayalım; Biri bizi arkadaşlarımızdan yanından alıp kapı dışarı ediyor ama arkadaşlarımızın gönlünden bizi koparmaya gücü yetmiyor! Nasıl ki atan kişi kendine yakın bildiği koruduğu kolladığı dostlara sahipse, fırlatılan kişilerde o şekilde korunan ve kollanan kişiler olduğu gerçeği unutulmamalı dersi çıkmaz mı bu rüyadan?
Benim pörtfeyimde ilk günkü gibi herkes yerli yerinde duruyor asla yapılan ve yaşananları unutmam, benden yana hiçbir vefasızlığın yaşanmasını yazmayacak tarih kitapları!
Sanal ortamda sevgiye ipotek koymak değil onu yaşamak yaşatmak gerekir o zaman bizler kaçtığımız gerçek hayatın acılarından kurtuluruz!
Haddimizi bilerek;
Her zaman kalp kırmaya karşıyım oysa en kolayıdır bu! Fakat kırılan kalbin tamircisi yok. Hiç kimse sırf kendi ego manyası için bir başkasının kalbini kırma hakkına sahip olduğunu düşünmemeli ve başkalarına çanak tutmamalı bunun vebali çok büyüktür... Ben bu alemde hepinizi sevmeye devam edeceğim...
Haydi, rast gele!
Not: Ortaya yazılmış bir yazı üye olduğum tüm sitelerde yayınlanmaktadır.