Ölümüne levrek avı

Saygıdeğer Abayoğlu;

Yazdıklarınızı okurken sonunu heyecanla getirdim... Allah esirgemiş... Geçmiş olsun...


Selamlar..

Sevgili Levent ilgine teşekkür ediyorum,sağolasın.
 
Vedat ağabeyim sizi, Allah bize bağışladı. Hüzün toplamış bulutları eve dönüş hikâyesi ile bir nebze olsun dağıtalım. Ev dönüşü, yenge hanım teyzemiz ile yaşanan diyalogu pek merak ettim doğrusu. Kendimce iki türlü senaryo kurguladım. Engin hoş görünüze sığınarak… :rolleyes: ;)

1-Vedat amcamız hiçbir şey olmamış gibi, en ufak bir falso vermeden kapıda bekleyen sevgili eşine selam verip evine girmiştir. Günün, gayet sıradan ve tehlikeden uzak bir şekilde bittiğini, tatlı bir av macerası olduğu, ancak hava şartları nedeniyle bugün pek balık yapmadığını bildirmiştir. Başka bir fırsatta yeniden daha güzel avlara imza atacağı beklentisini ifade etmiştir. Eşi tarafından şefkatle teselli edilen trout babamız bir kedi uysallığı ile sıcak sobanın arkasındaki minderine kurulmuştur. :p :D

2-Bitkin, yorgun, mecalsiz, tükenmiş bir halde kendini zar-zor kapı önüne atmış, dışardan gelen gürültüye hanım teyzemiz çıkmış ve telaşla “bu ne hal!” diyerek amcamızı tuttuğu gibi sıcak hasta yatağına yatırmış. Sıcak çorba kaynatıp, kendi elleri ile amcamıza yedirmiş. Sevgili amcamız da balık avına tövbe etmiş. O günden sonra da bir daha eline olta almamış. :D :D :p

İşin gerçeği elbette ki bambaşkadır. Aslında, bu senaryoların zihinsel arka planında siz Büyük Üstad’ın balık avı konusunda ailevi tutumunuzu anlama beklentim var. Bu denli balıkla denizle özdeşleşmiş bir yaşam süren siz sevgili ağabeyimize, hayat arkadaşının yaklaşımı nasıldır? Ve de sizi, sevgili eşinizle balık-deniz ortak paydasında buluşturan anlayış nasıl şekillenir? Bir-iki cümle ile lutfederseniz… :rolleyes:

Hey gidi koca ihtiyar, seni seviyoruz.!!! :) :) :)

Sevgili Kardeşim Nuri
Hernekadar bu forumumuza yansımamış olsada balıkcı ve eşi konusunda gecmişte actığım konular vardır.
Ben eşimin hislerine,düşüncelerine,zevkine aldırmaz bir adam asla olmadım.Eşimde olmadı.Onun avantajı benden daha az evhamlı olmasııdır.
Kurduğun senaryolardan sadece corba kısmı doğru.Derhal bir tavuksuyuna corba yapmıştır.Ama evvelinde merdane ile kafamıda kırmıştır(şaka)
Bence eşlerin en makbulü olanı,eşinin zevkinden,zevk alabilmeyi becerendir.
Bu durum ise benim şansımdır.
Sevgiyle kal
 
Vedat Abi çok büyük geçmiş olsun. Geçen gün Mersin' de dört amatör balıkçıyı kaybettik. Bu gün Antalya' da yine bir genç boğularak öldü. Bu haberlerin her okunuşunda "inşallah bizim siteden olmasınlar, hiç değilse biraz teselli olsun bana" diyorum. Ama hemen akabinde de benim sitedeki arkadaşlarım tedbirlidir, bilinçlidir duymam onların böyle haberlerini" diyordum ki, siteye girdim ve konunuzu gördüm. İnanın çok üzüldüm ve hala etkisindeyim. Lütfen üstadım bizlere bu konu da da örnek olun, zevkimiz, üzüntü olmasın. Kendinize çok iyi bakın lütfen :)

Sevgili Sevil Hanım
İlginize ve yorumlarınıza teşekkür ediyorum,sağolun.
Örnek olma cabalarımın başında,heveslilerin günümüz şartlarında deniz ve ic sularımızın acıklı haline devamlı üzülmeleri yerine,günün şartlarına uygun techizatla donanmalarını,daha aktif,mesafe katetme eğilimnde olmalarını,eski modası gecmiş yöntemlere itibar etmemelerini,balıkların mevsimsel ve hava şartlarına göre av verme olasıklarını bellemelerini sayabilirim.
Bu durumda elbette yaşımla orantılı olarak bir köşede oturamıyorum.
Kolay balıkcılık kalmamıştır.Hevesliler bazı riskleri göze almak durumundadırlar,ancak elbette ihtiyatıda elden bırakmamaları lazımdır.
Size sevgi ve saygılarımı sunuyorum
 
Büyük geçmiş olsun.
Adrenalin iyidir ama bu kadar insanın yüreğini ağzına getirmeye ve tabiki esas kendi canınızı bu denli tehlikeye sokmaya değmez. Siz hava durduktan sonra o levrekleri nasıl olsa avlarsınız.

Sevgili Hocam
İlginiz ve yorumunuz beni sevindirmiştir,sağolunuz.
Raporumu meraklıların okuduklarında bir ders cıkarmaları gayesiyle yolladım.Demek bir kişi ne kadar tecrübeli olursa olsun,onunda yapacağı hatalar olabiliyor.Vurgulamak istediğim esas nokta budur.Ayrıca balık tutmak icin ve özellikle levrek tutmak icin,heveslisinin bazı menfi hava şartlarınıda göze almasını ve hatta tercih etmesini anlatmaya calıştım.
Sevgi ve saygılarımı sunuyorum
 
Büyük gecmis olsun, Vedat agabey, inan okurken gözlerim doldu heycanlandim, neden derseniz; aklima bizim burada firattaki bir felaket gelmisdi, bir sel faciasi!!!!!!!, Almanyadan gelip 5 kiz yegeni ve cocuklari ile firatin kenarina , iki dagin arasina piknige gitmislerdi, neseli bir gün devam ederken kararan bulutun ve ani bastiran yagmurun heyacani , yandaki magraya siginma ihtiyaci hissettiriyor. Yagmurun getirdigi sel, iste siginilan magraya dolunca onlara kacacak yer kalmamisdi .7 insan orada can vermis almanyadan gelen sahisin 10 yasindaki oglu da ancak agaca tutunarak kurtulabilmisdi. Belki hatirlarsiniz tv ler bir haftaya yakin olayi haber etmislerdi, Allah sizleri korumus, amman diger arkadaslara bu olay bir ders olsun!!!!!

Sevgili Kardeşim Mustafa
Duygulu bir insan olduğunuz belli,dolayısıyla ilgine teşekkür ediyorum,sağolasın.
Olaydan ders cıkarılacak noktalar elbette var.İhtiyat ve tedbir herzaman elden bırakılmaması gereken davranışlar olmalı
Sevgiyle kalınız
 
VEDAT BEY ÖNCELİKLE GEÇMİŞ OLSUN. BİZİM YAŞLARDA BU KADAR ADRENALİN FAZLA DEĞİLMİ ? :p

Sağol sevgili Cumhur.Ben adrenalin yüklenmeden mutlu olamam.
Sevgiyle kal
 
çok geçmiş olsun Vedat bey.hem atlattığınız tehlikeye hem de gribinize:) :)
inşallah sel suları grip mikroplarını götürmüştür:D

İlgine teşekkürler sevgili Nejat kardeşim.Hakikatende gribi iyice atlattım.Civi,civiyi söktü herhalde.
Sevgiyle kal
 
Sn.Abayoğlu
Geçmiş olsun,yazınızın başlığında belirttiğiniz gibi bir av olmuş.Dilerim bir daha böyle bir av yaşamazsınız.

Sevgili Kardeşim,benzer avların hep peşinde olacağım maalesef,ancak ihtiyatı elden bırakmadan.
Sevgiyle kal
 
geçmiş olsun dileklerini sunan herkese çok teşekkürler, Vedat abi şu an zımba gibi, çivi çiviyi sökmüş. grip mrip hak getire :) lafı maceraya getirmeden önce vedat abinin ne derece usta ve sezgisi güçlü bir avcı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim, bunu herkes bilir ama sezgilerinin ödülünü dakikasında alabilen bir avcı olduğunu da ısrarla belirtmek istiyorum...

olayı bir de "derenin öbür tarafından" benden dinleyin: :)

Vedat abi levreği aldı, ardından bir de lüfer yapıştırdı, sonra balık kesince hadi dönelim dedik, belimize kadar suya girdiğimiz için üşütmek istemedik, ama vedat abinin döneceği pek yoktu, ha bir atış daha ha bir atış daha derken ben dereyi zor da olsa geçtim... bir yandan deniz dalgası bir yandan derenin çok soğuk ve debili suyu ve bastıkça gömülen milli kumu açıkcası epeyce bir ürküttü beni. karşı tarafa geçince bir gözüm vedat abide yine at çek e devam ettim ama sabah erken rapalamı kovalayan tek levrek dışında hiç hareket alamadım, belki acemilikten belki kısmetsizlikten



neyse; vedat abi dereyi geçmeye başladı nihayetinde, ama o aradaki 10-15 dakikada sular daha da azmıştı, nitekim benim tarafa geçemedi, ben biraz yardım ederim diye ortalara girmeye çalıştım hani elimi uzatayım diye ama gömülmeye başlayıp dalgada ayakta duramayınca ölü kaanın faydası olmaz diyerekten geri çıkmak zorunda kaldım. vedat abi denge kuramayıp gömülür veya denize sürüklenirse atlayıp yardım etmek için kamışımı dereyle denizi ayıran ve sürekli dalgaların dövdüğü incecik kumluğa saplayıp torbayı da oraya bıraktım ve tekrar suya girdim ve vedat abinin denemelerini pür dikkat takip edip onu yönlendirmeye çalıştım. bir ara boğazına kadar suya girince epey korktum, ama hiç panik yapmayınca onun rahat havası bana da geçti... sonra dereden çıktı karşı tarafta olta atmaya başladı, ne yalan söyleyeyim içinde bulunduğu durumla böylece dalga geçebilmesi bana da epey güven verdi ve güldürdü.

sonrasında bir iki kere dere ile denizin birleştiği yerde değil de dere içinde karşıya geçme çabaları da sonuç vermeyince o sırada 35 km ötede dalmakta olan arkadaşları çağırmaya gideceğimi söyledim, belki onlar ip ile girerek rahatça alabilirlerdi vedat abiyi... vedat abi de 2 saat arabada bekleyip ısınmamı, o sırada karşı yakada yürüyerek köprü arayacağını, iki saate gelmezse çocukları çağırmamı istedi. sözleştik ayrıldık ama benim moralim çok bozuktu, vedat abi ilk tehlikeyi atlatmıştı ama ocak ayının sonunda fırtınalı ve aşırı yağmurlu bir günde hem de hali hazırda grip olarak nasıl hastalanacağını düşündükçe gözlerim doluyordu. o an vedat abiyi bir üstadın ötesinde sevdiğimi, balık mevzu olmasaydı bile onu başka bir mecrada seveceğimi anladım.

arabaya kadar olan takribi 30 dakikalık bata çıka kum yürüyüşü de zaten yorulmuş olan bacaklarımı iyice perişan etti, arada gittiğim yönden fırtına ile boşalan sağanaktan dolayı etrafı göremez oldum, gözlüklerim buğu ve su içindeydi, gözlükleri çıkartınca da arabayı görememekten korktum, mekan epey sazlık ve otluk olduğu için arabayı bulamayabilirdim. neyse ki yolun sonuna gelince arabayı da gördüm, ava giderken etrafına bakmadan ezbere gitmenin de ne derece bir ihmalkarlık olduğunu böylece anladım.

soyunup arabaya oturup kaloriferi açtım ama hareketsiz kaldığım için de çok üşüdüm o ıslaklıkta... ben arabada otururken vedat abinin sırılsıklam vaziyette karşı tarafta perişan olduğunu düşündükçe artık dayanamaz oldum ve verdiği 2 saatlik sürenin toplam bir saati dolmuşken bagajdan göğüs çizmemi giyip fırladım arabadan. kumda yürürken de bu çizmeyle ne derece tehlikeli olduğunu düşünüyordum azgın dereye veya denize girmenin, rapala çantamın kayışıyla göğsünden sıkıp girerim dedim kendi kendime, vedat abimi orada bırakamazdım, belki sel suları azalmıştır geçmemiz kolay olur bir el atarım diye düşünerek kumda yürürken güneş de açmış, yağmur dinmişti. kafamı kaldırınca uzaktan bir adamın gelmekte olduğunu gördüm, bu vedat abiden başkası olamazdı haliyle, zaten derenin öte tarafı ıssız araziydi...

yolun ortasında buluştuk, hemen sarılıp öptüm o kadar rahatladım ki anlatamam. meğer bizim eski kurt derenin en geniş yerinde debinin az olacağından dolayı sığlık olabileceğini düşünmüş ve geniş yeri bata çıka bulup oradan göğsüne kadar suya girerek kontrollü olarak karşıya geçip kurtulmuş. biraz da kızmadım değil ben yokken bunu denemesine ama ses etmedim. gömülse kurtaracak kimse yok sonuçta...

nihayetinde, dalgaların alıp götürdüğü torbadaki levrek, lüfer, makina yedek makarası, bir kaç rapala vs normal bir avda bizi yasa sokabilecekken, bu derece tehlike atlatınca "verilmiş sadaka" olarak gözüktü bize, sohbet ede ede ve de foşur foşur ıslak bir şekilde arabamıza atlayıp evlerin yolunu tuttuk.

bir iki güne hava azarsa yine oralara gitmeyi düşünüyoruz... ama bu sefer tedbiri elden bırakmadan. vedat abinin el freni olmak için sabırsızlanıyorum

not: şimendifer nickli yöneticimiz sennur hanıma özellikle teşekkür ederim...

Sevgili Draco
Okan Motelde Hayrettin Reis benim icin sana kimsenin cesaret edemediği havalarda balığa cıkar diye söylemişti.
Ben buyum zorluklar benim tercihim,yeterki ucunda balık garantisi olsun.
Sakın ola dediklerimi yap,yaptıklarımı yapma.
Olayı gayet güzel anlatmışsın.Varmısın tekrar denemeye.
Sevgiyle kal
 
Nasılsın sevgili Eray.Dalgalar sizin Karadenizle boy ölçüşür cesametteydi.Benzer olaylar başıma gelmişti ancak bu en yıpratıcısıydı.Helede balıklarımızıda suya kaptırmamız,ayrıca kıymetli sahtelerimizinde gitmesi beni cok üzdü.BU arada kamışımı ve balıklarımı aldığım kandırıcımı suya vermemek icin büyük gayret gösredim.Yoksa badireden daha cabuk sıyrılabilirdim.
Sevgiyle kal ilgine teşekkür ediyorum.

Sevgili Vedat abi,kaybettiklerimiz sahteler olsun.Yine eksik olanları tamamlarsın abi.Bizler seni bir daha bulamayız.:)
Selam ve saygılarımla.
 
Büyük geçmiş olsun.Balık sevdası bu olsa gerek....
 
Sevgili Draco
Okan Motelde Hayrettin Reis benim icin sana kimsenin cesaret edemediği havalarda balığa cıkar diye söylemişti.
Ben buyum zorluklar benim tercihim,yeterki ucunda balık garantisi olsun.
Sakın ola dediklerimi yap,yaptıklarımı yapma.
Olayı gayet güzel anlatmışsın.Varmısın tekrar denemeye.
Sevgiyle kal

sevgili hocam, değerli büyüğüm, canım abim, bugün hava yatık olmasına rağmen saat 11 e kadar rapala çektik, çok biliyormuş gibi berkine de aksiyon vermeyi gösterdim senin öğrettiğin şekillerde, biraz da kendim çalıştım tabi :) o kurumuş derenin etrafındaki kayalıklardan daiwa sea bass hunter ve maria chase sw yüzdürdük, biraz da gelibolu işi sahteleri... havanın inanılmaz yatık olmasına rağmen birer kez de takip aldık ancak balıklar 400-500 gram ağırlığında ispendek olduğu için zaten tutsak da salacaktık, iyi ki de gelmediler, boşuna yaralanmamış oldular... suya baksan aksinden saçını tarayacağın sütlimanlıkta iki takip almamız bile bize şevk verdi, ancak altıda kalkıp kahvaltı yapmamış olduğumuzdan dolayı saat 11 30 da direkt dönüşe geçip kendimizi hafızın yerinde bulduk...

akşam da kadırgada fırtına koptu, derhal dip kıbrısımı hafızın yerindeki erdal abiden tuzlanmış sardalya alarak yemleyip dalgaların patladığı yere gönderdim, çocuklar da dalmayktaydılar o sıra... bu arada da sarı gelibolu sahtesini yoğun "kopmuş erişte denizi" arasından güç bela geçirmeye çalışmaktaydım. kadırga patladığı zaman oraya göğüs çizmesiyle girmek de pek mümkün değil, erişte çöplüğünü geçmeye çalışsan zatan derinlik 2 metre oluyor anında, o yüzden denizin karayla birleştiği çizgide kamışı pek indiremediğimden direct retrieve ile karışık wtd aksiyonu vererek sahteyi yüzdürdüm, boyuma yaklaşan bir dalga içinde sörf tahtası üzerindeki sörfçü gibi geliboluyu dolaştırırken bir anda kiloluk bir levreğin dalga içinde benle aynı yükseklikte sahteyi süzmekte olduğunu gördüm, hafifçe çekişimi kaçan balık gibi sertleştirirken balığın beni gördüğünü fark ettim, balıkla artık yüzyüzeydik, o sırada tirsi olduğunu sandığım bir kaç balık da sahtemin yanlarından sıçrayarak uzaklaşmaktaydılar, levrekten ürkmüşlerdi, levrek sahteyi yutmak üzereyken bir anda bana doğru bakarak dipledi ve sahteye hamle etmeden uzaklaştı... belki sizin gibi dolu dolu levrek avlamış bir üstada basit gelecek ama, benim gibi bugüne kadar levreği görmeden, geceleyin yemle veya canlı balıkla tutmuş biri olarak sahte peşinde levrek kovalatmak büyük bir keyifti... takip almanın dışında da levrekle burun buruna gelmek, o anı, o duraklamayı, kalp çarpıntısını göz göre göre yaşamak muhteşem bir keyif... demek ki sahtecilerin bir bildiği varmış...

neyse; ben bu olaydan sonra epeyce sahte taramaları yaptım ama kıyıya vuran erişte çöplüğü pek fırsat vermedi, habire misinaya, sahteye erişte yumakları dolandı, ben de başka takip alamayınca vaz geçtim, o sırada berkin ve cansın dalıştan dönüyorlardı, hava kararmıştı epeyce, kamışı söküp yerine yerleştirirken kuma diktiğim sardalyalı dip kıbırısı takımının makinesinde uzunca bir kalama cırlaması duydum, yaklaşık 3-4 saniye sürdü ve durdu... derhal takıma atlayıp kolu çevrip ikinci kalamayı devreye soktum, aman o ne yükleniş, sanki dalgaların arasından bir mağrur prens "bu sardalya benim!!!" demekte... hafifçe bir yüklendim iğneler dolansın diye ve çekmeye başladım, günlerdir peşinde koştuğum vefasız levrek en sonunda ve tahminime göre 2 kg üzeri olarak oltamdaydı... shimano catana mormora surf kamışın ucu resmen u şeklini almıştı, kamışın mükemmel esneklikte ve mukavim olduğunu bildiğim için güvenle tasmalamaya başladım balığı, gözüm bir yandan da 20 metre yanımda karaya çıkmakta olan dalgıç arkadaşlarımdaydı, sakince kullanmaya başladım balığı, kalamayı biraz sıkıladım balık yorulunca ve ne olduysa o anda oldu, eriştelere sokmamak için havaya iyice dikerek, kamışı kastırarak çektiğim oltamın misinası bir anda eriştelere daldı, metre metre, yumak yumak erişte bindi üzerine balığın, oltayı çekemez oldum, hemen arkadaşlara bağırdım, berkin koşup erişteleri ayıklamaya çalıştı ama elinde dalgıç eldivenleri olduğu için hassas değildi ve ters bir asılma sonucu misinayı orta yerinden kopartıverdi... şamandıra görevi gören erişteleri kavrayarak hemen kopmuş bedeni yakaladım, çekmeye başladım ama güç bela sahile aldığım oltanın ucunda sadece boş kıbrıs takımı durmaktaydı... kıbrıstan da balık kaçırabilen bir balıkçı olarak olduğum yere çöreklenip biramı yudumlayarak kopan bedeni makaraya ek yaptım ve bu seferlik avımı sonlandırdım...

yarın öğlen malesef dönüşe geçiyoruz, akşam cansınların evinde misafir olup güre de bildiğimiz bir meraya levrek için olta atacağız, oradan da istanbula dönüşe geçeceğiz keşmekeşin içine... öğlen yola çıkmadan eşinizin lütfedip hazırladığı nefis köpüklü kahveyi verandanızda afacan kediler eşliğinde yudumlayıp veda etmek için size uğrayacağız, gönül isterdi ki geldiğimiz günlerin bir kaçında daha patlak ve bozuk hava olsun, çaya gidelim yeniden veya başka sularda birlikte olta sallayalım... kısmet bir dahaki sefere ustam, gönüller bir olduktan sonra daha çok olta sallarız, muhabbet ederiz...

saygılarımla...:)
 
Son düzenleme:
geçmiş olsun

çok geçmiş olsun üstat
 
Sevgili Vedat abi,kaybettiklerimiz sahteler olsun.Yine eksik olanları tamamlarsın abi.Bizler seni bir daha bulamayız.:)
Selam ve saygılarımla.
Sevgili Kardeşim Eray
Rövanş icin sabahın altısında tekrar oralardaydım.Tekrar dereyi gectim.Pekde zorlanmadım.Ama 200 civarında atış yapıp muhtelif sahteler denememe rağmen hic takip dahi alamadım.
Zannederim bundan sonra Levrek alabilmem hayli zor olacaktır.
Sevgiyle kal
 
sevgili hocam, değerli büyüğüm, canım abim, bugün hava yatık olmasına rağmen saat 11 e kadar rapala çektik, çok biliyormuş gibi berkine de aksiyon vermeyi gösterdim senin öğrettiğin şekillerde, biraz da kendim çalıştım tabi :) o kurumuş derenin etrafındaki kayalıklardan daiwa sea bass hunter ve maria chase sw yüzdürdük, biraz da gelibolu işi sahteleri... havanın inanılmaz yatık olmasına rağmen birer kez de takip aldık ancak balıklar 400-500 gram ağırlığında ispendek olduğu için zaten tutsak da salacaktık, iyi ki de gelmediler, boşuna yaralanmamış oldular... suya baksan aksinden saçını tarayacağın sütlimanlıkta iki takip almamız bile bize şevk verdi, ancak altıda kalkıp kahvaltı yapmamış olduğumuzdan dolayı saat 11 30 da direkt dönüşe geçip kendimizi hafızın yerinde bulduk...

akşam da kadırgada fırtına koptu, derhal dip kıbrısımı hafızın yerindeki erdal abiden tuzlanmış sardalya alarak yemleyip dalgaların patladığı yere gönderdim, çocuklar da dalmayktaydılar o sıra... bu arada da sarı gelibolu sahtesini yoğun "kopmuş erişte denizi" arasından güç bela geçirmeye çalışmaktaydım. kadırga patladığı zaman oraya göğüs çizmesiyle girmek de pek mümkün değil, erişte çöplüğünü geçmeye çalışsan zatan derinlik 2 metre oluyor anında, o yüzden denizin karayla birleştiği çizgide kamışı pek indiremediğimden direct retrieve ile karışık wtd aksiyonu vererek sahteyi yüzdürdüm, boyuma yaklaşan bir dalga içinde sörf tahtası üzerindeki sörfçü gibi geliboluyu dolaştırırken bir anda kiloluk bir levreğin dalga içinde benle aynı yükseklikte sahteyi süzmekte olduğunu gördüm, hafifçe çekişimi kaçan balık gibi sertleştirirken balığın beni gördüğünü fark ettim, balıkla artık yüzyüzeydik, o sırada tirsi olduğunu sandığım bir kaç balık da sahtemin yanlarından sıçrayarak uzaklaşmaktaydılar, levrekten ürkmüşlerdi, levrek sahteyi yutmak üzereyken bir anda bana doğru bakarak dipledi ve sahteye hamle etmeden uzaklaştı... belki sizin gibi dolu dolu levrek avlamış bir üstada basit gelecek ama, benim gibi bugüne kadar levreği görmeden, geceleyin yemle veya canlı balıkla tutmuş biri olarak sahte peşinde levrek kovalatmak büyük bir keyifti... takip almanın dışında da levrekle burun buruna gelmek, o anı, o duraklamayı, kalp çarpıntısını göz göre göre yaşamak muhteşem bir keyif... demek ki sahtecilerin bir bildiği varmış...

neyse; ben bu olaydan sonra epeyce sahte taramaları yaptım ama kıyıya vuran erişte çöplüğü pek fırsat vermedi, habire misinaya, sahteye erişte yumakları dolandı, ben de başka takip alamayınca vaz geçtim, o sırada berkin ve cansın dalıştan dönüyorlardı, hava kararmıştı epeyce, kamışı söküp yerine yerleştirirken kuma diktiğim sardalyalı dip kıbırısı takımının makinesinde uzunca bir kalama cırlaması duydum, yaklaşık 3-4 saniye sürdü ve durdu... derhal takıma atlayıp kolu çevrip ikinci kalamayı devreye soktum, aman o ne yükleniş, sanki dalgaların arasından bir mağrur prens "bu sardalya benim!!!" demekte... hafifçe bir yüklendim iğneler dolansın diye ve çekmeye başladım, günlerdir peşinde koştuğum vefasız levrek en sonunda ve tahminime göre 2 kg üzeri olarak oltamdaydı... shimano catana mormora surf kamışın ucu resmen u şeklini almıştı, kamışın mükemmel esneklikte ve mukavim olduğunu bildiğim için güvenle tasmalamaya başladım balığı, gözüm bir yandan da 20 metre yanımda karaya çıkmakta olan dalgıç arkadaşlarımdaydı, sakince kullanmaya başladım balığı, kalamayı biraz sıkıladım balık yorulunca ve ne olduysa o anda oldu, eriştelere sokmamak için havaya iyice dikerek, kamışı kastırarak çektiğim oltamın misinası bir anda eriştelere daldı, metre metre, yumak yumak erişte bindi üzerine balığın, oltayı çekemez oldum, hemen arkadaşlara bağırdım, berkin koşup erişteleri ayıklamaya çalıştı ama elinde dalgıç eldivenleri olduğu için hassas değildi ve ters bir asılma sonucu misinayı orta yerinden kopartıverdi... şamandıra görevi gören erişteleri kavrayarak hemen kopmuş bedeni yakaladım, çekmeye başladım ama güç bela sahile aldığım oltanın ucunda sadece boş kıbrıs takımı durmaktaydı... kıbrıstan da balık kaçırabilen bir balıkçı olarak olduğum yere çöreklenip biramı yudumlayarak kopan bedeni makaraya ek yaptım ve bu seferlik avımı sonlandırdım...

yarın öğlen malesef dönüşe geçiyoruz, akşam cansınların evinde misafir olup güre de bildiğimiz bir meraya levrek için olta atacağız, oradan da istanbula dönüşe geçeceğiz keşmekeşin içine... öğlen yola çıkmadan eşinizin lütfedip hazırladığı nefis köpüklü kahveyi verandanızda afacan kediler eşliğinde yudumlayıp veda etmek için size uğrayacağız, gönül isterdi ki geldiğimiz günlerin bir kaçında daha patlak ve bozuk hava olsun, çaya gidelim yeniden veya başka sularda birlikte olta sallayalım... kısmet bir dahaki sefere ustam, gönüller bir olduktan sonra daha çok olta sallarız, muhabbet ederiz...

saygılarımla...:)

Sevgili Kardeşim Kaan
Bugün sabahın köründe tekrar oraalardaydım.Dereyi tekrar gectim.Ancak hic balık yoktu.
Sevgiyle kal
 
Geçmiş olsun Vedat Ağabey,ancak senin gibi deniz kurduna vız gelir tırıs gider,en fazla yunanistandan çıkardın:rolleyes: ee ne demişler acı patlıcanı kırağı çalmaz :D sağlıcakla kal,dikkat et kendine.
 
Geçmiş olsun Vedat Ağabey,ancak senin gibi deniz kurduna vız gelir tırıs gider,en fazla yunanistandan çıkardın:rolleyes: ee ne demişler acı patlıcanı kırağı çalmaz :D sağlıcakla kal,dikkat et kendine.

Sevgili Hüseyin.
Okadarını beceremezdim herhalde.Dün tekrar aynı bölgedeydim.Hırsla dereyi tekrar gectim.Belki 200'e yakın atış yaptım,muhtelif sahteler denedim ancak netice sıfır.Belki bozuk bir havada tekrar denerim.
Sevgiyle kal
 
Av tutkusu bazen benimde gözümü karartıyor. Bir ördek için ocak ayında gürül gürül akan ırmağa düştüm ve bende geri adım atmadım ördeği aldım üstümü kuruttum ava devam. Limanda çekerken oltayı çımaya dolayan irice bir melanur için dayımın bütün uyarılarına rağmen dalgalı havada limanın kayalıklarından denize atladım balığı aldım ama dalgalar kayalara vurup kaburgalarımı kırıyordu.Hoş daha önce sağ tarafım zaten kırılmıştı. Domuz vuracağım diye 5 i devasa azılı 20 domuz neredeyse üzerimden geçiyordu. Sayısız tehlike atlattım. Ama şimdi Allah bağışlarsa iki oğlum var. Hep eve nasıl döneceğimi düşünüyorum. Sende bu alemde bizim USTAMIZ, ABİMİZ, TROUT BABAMIZSIN bizi üzme. Daha yanına gelip balık yakalamayı hayal ediyorum.
Bütün zamanların en fantastik balıkcısı. Ellerinden öperim.

Sevgili Kardeşim Birol
Ne büyük gafımdırki mesajlarını cevaplamayı atlamışım.Zannederim bana bu kadar yazan birisine,bende oturayım daha detaylı yazayım demişimdir,sonradanda unutuvermişimdir.
Bugünlerde bunalımın,üzüntünün doruklarındayım.Benim elime oltamı alıp,yakın cevremede kıyıdan balık kovalamak devri coktan gecmiştir.Suratlarında müstehzi ifadelerle kişilerin hitaplarına muhatap olmak istemiyorum.
Yakın cevremde balığa gitmem,ancak cok uzaklara bile giderim.Ama arabamda arızalı.Hem karada ve hemde denizde bloke olmuş vaziyetteyim.
Sen hem tatlısuya ve hemde denize ve hemde kara avcılığına meraklı birisin.Bütün bu özellikleri bünyesinde barındıran meraklı sayısı hayli azdır.
Yaz gelmeye başladığında Ankaralı kardeşlerim beni ziyarete başlarlar.
Lütfen cok samimi söylüyorum,sende hazırlıklarını yap,beraberce dev sazanların ve kefallerin peşine düşelim.Bekliyorum seni kıymetli kardeşim.
Sevgiyle kal
 
Back
Yukarı