Yer: Eneze 20 km. (Saros Körfezi)
Yemler: Karides ve kum kurdu
Takımlar: 4 ve 5 iğneli dip oltası
Şöyle yaz gelmiş güzel bir deniz havası alıp, aynı anda balık avı keyfimide doruğa ulaştırsam ne güzel olurdu. Lakin olduda, kışın gidipde bolca vatos tuttuğum saros'dan, yine bir teklif gelmişti. Daha saros'a ulaştığımızın ilk günü güzel haberler alıyordum oradaki insanlardan, mırmırlar kıyılara akın etmiş tava dolusu tutup evine getirenler var. İspari istemediğin kadar var, burası saros burdan balık almamak imkansız. Ne güzelde geliyordu kulağa tüm söylenenler. Orada bulunduğum süre içerisinde 3 kere çıktığım avdan ilkinde olta suyla buluşmuştu. Şirin bir ispari aldım ilk olarak, galiba güzel geçicek şöyle yakışıklı bir kaç mırmır alsam tamamdır bu iş diyordum kendime. Güneş tepeye dayandığında, artık oltaları bırakıp suya girme vaktinin geldiğini anladım. Oda nesi önüm o kadar sığki 60-70 metre mesafe insanın omzuna geliyor. Sudan çıktığımda daha ilerilere atmam gerektiğini düşünerek, oltayla 30 40 metre mesafa ilerleyip ordan suya atıyordum. İşte güzel bir mercan yakaladım, bu balığın rengi harika bu arada. İkinci avımda farklı bir meradayım, eski bir iskelenin üstünde. Yalnız değilim bu sefer, ufak bir çocuk dedesiyle balığa gelmiş ve bana misafir oluyorlar. Dede diyorum, nasıl varmı birşeyler, kovasını gösteriyor, orta boyda 3 tane mırmır. Yok diyor evlat trol'ler girdi bitti artık saros, eskidendi o doğal akvaryum saros, mırmır vardı geçenlerde kıyılarda, hemen 20 metre önüne atıp alıyordun balığı, bir gecede ağcılar götürdüler hepsini. Derken bir vuruş alıyorum, işte zehirli prens tragonya çıkartıyorum penseyle iğneden usulca, tam atacağım amca diyor, dur atma ben yerim onu çok güzel eti var. Peki diyorum, bizimkiler beğenmez bunu, zaten nasıl yapılacağınıda bilmiyorum ve amcanın kovaya atıyorum prensi. Akşam hava kararmasına yakın, amca gidiyor başkaları geliyor. Derken sert bir vuruş alıyorum. İşte güzel bir mırmır, kuyruğunda bir kene var çıkartıp eziyorum keneyi. Yanıma yeni gelenlerden bir tanesi oda nesi diyor, oltanın ucunda acaip bir varlık var acaba nedir diye düşünürken, kıyıya geldiğinde anlıyoruz ki, muhteşem renklere sahip bir deniz yıldızı. Diyorum durun ben çıkartırıp iğneden, zedelemeden yıldızımızı çıkartıp, geldiği yere bırakıyorum. 3 ncü ve son avım gece oluyor. Yine bir kaç ispari tutuyorum aysız gecenin karanlığında. Sonra çok ufak vuruşlar alıyorum, dalgadan sallantısından belli olmayacak kadar ufak vuruşlar bunlar. Oltayı çekiyorum çok komik bir mırmır,
baş parmağım kadar. Gülüyorum kendi kendime, ağcılar hepsini alamamış diyorum. Bebek mırmırıda aynen iade ediyorum saros'a. Gece 3' doğru sonlandırdığım avımı, bolca bebek mırmır tutup bırakarak bitiriyorum. Gece dalgıçlarından birisi yanıma doğru geliyor suda ışık saçarak, oltaları görünce çıkıp sudan yakaladığım balıklara bakmaya geliyor. Nasıl diyorum suyun altı, kefal ve tuttuğu isparileri gösteriyor. Balık nasıl olsunki diyor ileride 100 metre ağ var kıyıya serilmiş. Ufacık mırmırlar yakalıyorum, büyükleri nerde bunların diyorum. Hep ufaklar var diyor. Neyse rast gelsin diyorum ve saros körfezine veda ediyorum.












Yemler: Karides ve kum kurdu
Takımlar: 4 ve 5 iğneli dip oltası
Şöyle yaz gelmiş güzel bir deniz havası alıp, aynı anda balık avı keyfimide doruğa ulaştırsam ne güzel olurdu. Lakin olduda, kışın gidipde bolca vatos tuttuğum saros'dan, yine bir teklif gelmişti. Daha saros'a ulaştığımızın ilk günü güzel haberler alıyordum oradaki insanlardan, mırmırlar kıyılara akın etmiş tava dolusu tutup evine getirenler var. İspari istemediğin kadar var, burası saros burdan balık almamak imkansız. Ne güzelde geliyordu kulağa tüm söylenenler. Orada bulunduğum süre içerisinde 3 kere çıktığım avdan ilkinde olta suyla buluşmuştu. Şirin bir ispari aldım ilk olarak, galiba güzel geçicek şöyle yakışıklı bir kaç mırmır alsam tamamdır bu iş diyordum kendime. Güneş tepeye dayandığında, artık oltaları bırakıp suya girme vaktinin geldiğini anladım. Oda nesi önüm o kadar sığki 60-70 metre mesafe insanın omzuna geliyor. Sudan çıktığımda daha ilerilere atmam gerektiğini düşünerek, oltayla 30 40 metre mesafa ilerleyip ordan suya atıyordum. İşte güzel bir mercan yakaladım, bu balığın rengi harika bu arada. İkinci avımda farklı bir meradayım, eski bir iskelenin üstünde. Yalnız değilim bu sefer, ufak bir çocuk dedesiyle balığa gelmiş ve bana misafir oluyorlar. Dede diyorum, nasıl varmı birşeyler, kovasını gösteriyor, orta boyda 3 tane mırmır. Yok diyor evlat trol'ler girdi bitti artık saros, eskidendi o doğal akvaryum saros, mırmır vardı geçenlerde kıyılarda, hemen 20 metre önüne atıp alıyordun balığı, bir gecede ağcılar götürdüler hepsini. Derken bir vuruş alıyorum, işte zehirli prens tragonya çıkartıyorum penseyle iğneden usulca, tam atacağım amca diyor, dur atma ben yerim onu çok güzel eti var. Peki diyorum, bizimkiler beğenmez bunu, zaten nasıl yapılacağınıda bilmiyorum ve amcanın kovaya atıyorum prensi. Akşam hava kararmasına yakın, amca gidiyor başkaları geliyor. Derken sert bir vuruş alıyorum. İşte güzel bir mırmır, kuyruğunda bir kene var çıkartıp eziyorum keneyi. Yanıma yeni gelenlerden bir tanesi oda nesi diyor, oltanın ucunda acaip bir varlık var acaba nedir diye düşünürken, kıyıya geldiğinde anlıyoruz ki, muhteşem renklere sahip bir deniz yıldızı. Diyorum durun ben çıkartırıp iğneden, zedelemeden yıldızımızı çıkartıp, geldiği yere bırakıyorum. 3 ncü ve son avım gece oluyor. Yine bir kaç ispari tutuyorum aysız gecenin karanlığında. Sonra çok ufak vuruşlar alıyorum, dalgadan sallantısından belli olmayacak kadar ufak vuruşlar bunlar. Oltayı çekiyorum çok komik bir mırmır,












Son düzenleme: