- Yaş
- 50
- Şehir
- İstanbul
- Favori Kamış
- Shakespeare Telebeach Xcede 3.60
- Favori Makina
- Ryobi Ecusima 6000Vi
- En iyi avı
- Mırmır ~ 2 x 1 kg. (=2 kg. - kısmetime çift gelmişti en olmayacak yerden)
- İsim
- T. Koray Peksayar
Pazar günü (13/6/2010) evimizin sel sonrası devam eden işleri için Selimpaşa'daydım.
Saat 14 sularında yemek sonrası yürüyüş için deniz kenarına indim. Tabii ki amacım denizin durumunu kontrol etmekti.
Sel sonrası yakın sahile bir miktar kum yığılması olduğu için deniz ilk birkaç ay sığlaşmıştı. Şimdi doğal halini almaya başladığını gördüm.
Rüzgardan kaynaklanan kum ve çamur kalkması hariç denizin berraklığı yerindeydi.
Bizim sitenin (Yalıkent) iskelesinden denize baktığımda iskelenin hemen 1~2 metre önünde kıpırtılar gördüm. Güneş tepede ve su biraz bulanık olduğu için tam olarak ne olduğu görülmüyordu. Güneş gözlüğümün polarize özelliği sağolsun, bir balık sürüsü olduğunu net görebildim.
Sürü sol tarafta Kıyıkent iskelesine yakın olduğundan oraya geçmeye karar verdim. Geçiş zor olmadı, selin getirdiği kum iki site arasındaki dere çıkışının yarısını kapattığı için kurbağa misali iskele-kum-iskele zıplayışıyla karşı tarafa geçtim.
Buradan daha net görünüyorlardı. 5 ila 15 cm'lik binlerce bebek kefal suda bir aşağı bir yukarı kah dans ederek, kah su sütüne salto yaparak yemleniyorlardı. Bunlar kıpraştıkça sol taraftaki eski iskele taşından aralarına yüzlercesi katılıyorlar, yemlenme dansı büyük bir ahenkle devam ediyordu.
O taşa eski günleri hatırlayarak bir bakakaldım. Küçükken babama zar zor aldırdığım maskeyi takıp, minicik ciğerime zor zaptettiğim nefesle oraya dalar, ispari, kaya, lapin ve türünü o zaman bilmediğim için hatırlamadığım balıkları hayret ve hayranlıkla süzerdim.
Taşa ve düşüncelere dalmış gitmişken bir bana bir denize yüzen gümüşi ufaklıkların telaşlı hareketleriyle kendime geldim. Bunlar da kefallerden arta kalanlardan nasiplenen yüzlerce gümüştü. Onları sakin sakin bir dibe bir yüzeye meraklı meraklı gezinen yüzlerce istavrit izledi.
Selimpaşa'da bu mevsimde yıllardır bu hareketliliği özlüyorduk.
Hele o kefaller... Gerçekten iskelenin 2 metre önünden 10 metre ilerisine kadar yine benim görebildiğim kadarıyla 10 metre çapta bir alanda devamlı hareket halinde olan binlercesi, gerçekten binlercesi...
Benim anladığım derelerin denizlere kavuşması, derenin getirdiği organizmalarla balığın yemlenebilmesi ve sağlıklı deniz doğasının devamı için önemli. Dere ile deniz adeta birbirine kavuşan iki aşık gibi...
Umarım bölge yöneticileri derelerin düzgün ve gerçek anlamda islahı için çalışmaların gerekliliğini daha iyi kavrarlar ki böylece hem tekrar bir felaket yaşamayız hem de denizimiz eski güzel ve sağlıklı günlerini yaşar...
Saat 14 sularında yemek sonrası yürüyüş için deniz kenarına indim. Tabii ki amacım denizin durumunu kontrol etmekti.
Sel sonrası yakın sahile bir miktar kum yığılması olduğu için deniz ilk birkaç ay sığlaşmıştı. Şimdi doğal halini almaya başladığını gördüm.
Rüzgardan kaynaklanan kum ve çamur kalkması hariç denizin berraklığı yerindeydi.
Bizim sitenin (Yalıkent) iskelesinden denize baktığımda iskelenin hemen 1~2 metre önünde kıpırtılar gördüm. Güneş tepede ve su biraz bulanık olduğu için tam olarak ne olduğu görülmüyordu. Güneş gözlüğümün polarize özelliği sağolsun, bir balık sürüsü olduğunu net görebildim.
Sürü sol tarafta Kıyıkent iskelesine yakın olduğundan oraya geçmeye karar verdim. Geçiş zor olmadı, selin getirdiği kum iki site arasındaki dere çıkışının yarısını kapattığı için kurbağa misali iskele-kum-iskele zıplayışıyla karşı tarafa geçtim.
Buradan daha net görünüyorlardı. 5 ila 15 cm'lik binlerce bebek kefal suda bir aşağı bir yukarı kah dans ederek, kah su sütüne salto yaparak yemleniyorlardı. Bunlar kıpraştıkça sol taraftaki eski iskele taşından aralarına yüzlercesi katılıyorlar, yemlenme dansı büyük bir ahenkle devam ediyordu.
O taşa eski günleri hatırlayarak bir bakakaldım. Küçükken babama zar zor aldırdığım maskeyi takıp, minicik ciğerime zor zaptettiğim nefesle oraya dalar, ispari, kaya, lapin ve türünü o zaman bilmediğim için hatırlamadığım balıkları hayret ve hayranlıkla süzerdim.
Taşa ve düşüncelere dalmış gitmişken bir bana bir denize yüzen gümüşi ufaklıkların telaşlı hareketleriyle kendime geldim. Bunlar da kefallerden arta kalanlardan nasiplenen yüzlerce gümüştü. Onları sakin sakin bir dibe bir yüzeye meraklı meraklı gezinen yüzlerce istavrit izledi.
Selimpaşa'da bu mevsimde yıllardır bu hareketliliği özlüyorduk.
Hele o kefaller... Gerçekten iskelenin 2 metre önünden 10 metre ilerisine kadar yine benim görebildiğim kadarıyla 10 metre çapta bir alanda devamlı hareket halinde olan binlercesi, gerçekten binlercesi...
Benim anladığım derelerin denizlere kavuşması, derenin getirdiği organizmalarla balığın yemlenebilmesi ve sağlıklı deniz doğasının devamı için önemli. Dere ile deniz adeta birbirine kavuşan iki aşık gibi...
Umarım bölge yöneticileri derelerin düzgün ve gerçek anlamda islahı için çalışmaların gerekliliğini daha iyi kavrarlar ki böylece hem tekrar bir felaket yaşamayız hem de denizimiz eski güzel ve sağlıklı günlerini yaşar...