- Yaş
- 45
- Şehir
- istanbul
- Favori Kamış
- lineaeffe s-curve 4.50, okuma V-System, Shimano Alivio CX surf 4.20
- Favori Makina
- Okuma Zeon 60, Okuma Trio 30
- En iyi avı
- istavrit ≥ 13 cm, levrek≥ 18 cm, lüfer ≥ 25 cm.
- İsim
- mert
Herkese merhaba,
Uzak mesafelere avlanmaya gitmenin zaman ve maliyeti sebebiyle uzun suredir aklimda olan Sile'de bir avlak bulma denemesini, epeydir gormedigim kardesimin de İstanbul'a gelmesini firsat bilerek bu hafta gerceklestirdim. Amacim, google earth'ten gozume kestirdigim meralarda onunla birlikte denemeler yapmak ve onun da fikrini almakti.
Eminim, İstanbul'a yakin boyle avlaklar bulmak bircogumuzun hayalidir. Hatta daha once forumda bu avlaklarla ilgili sorular da gormustum. Hedef baligimiz Levrek, avlanma yontemimiz de sahte yemlerle at-çek oldugu icin dere agizlarini sectigimizi tahmin edersiniz. Sozkunusu avlaklarin goruntulerini de ekleyecegim. Umarim google earth basima telif ile ilgili bir dert acmaz))
Muhabbetle gecen bir aksamin ardindan sabah istedigimiz saatte uyanamayarak biraz gec olsa da 8:00 gibi yola ciktik. İlk gozumuze kestirdigimiz yer Sile Dogancili koyunun kıyıları. Bir zıpkıncı forumunda burada vurulmuş bir levrek gordugum için baslangıcı buraya veriyoruz. Amacımız birden fazla koyu dolasarak, hem at-çek denemeleri yapmak hemde kardesimin yurtdısından getirdigi ve Ege'de hemen hemen hic bos gecmeyen yemlerle meralarin durumunu anlamak. Yemlerin fotograflarını da ekliyorum. İlk iki tanesi boru kurdunun farklı iki cinsi digeri ise Çuçun denilen ve Turkiye'de en azindan benim bulamadıgım bir yem. Guzel renkte ve agır kokulu yemler, canlı olmaları da elbette ayrı bir avantaj.
Kardesim bu yemleri aslında babam icin getiriyor. Ben pek yemli takım kullanmıyorum ama dedigim gibi merayı anlamak acısından bu yemler iyi birer kılavuz olacagından denemye karar verdik.
9:00 - 9:30 arası Dogancılı kıyılarına vardık, ruzgar Lodos esiyor ancak dalgalar tahminimce onceki geceden kalan poyrazın dalgaları. Su tam istedigimiz gibi karısıyor. Dalgalar yarım metre civarında 20 metre onumuzde patlıyor. Kardesime takılıyorum, levrekleri goruyorum suyun icinde diye. Oltalarimizi acarken, Levrek burada olmazsa nerede olacak diye birbirimize laf atıyoruz.
Derinlik 1 metrelerde, arada kumluklar, kayalıklar var. Biraz daha derinler eristelik gibi duruyor yada birden derinlesiyor, kestiremiyorum. Derenin bir kenarına gecip once yemli takımları sonra da sahteleri bırakıyoruz suya. Yarım saat, bir saat derken at-çek takımlarını bırakıp yemli takımlarla ugrasmaya koyuluyoruz.
Atabildigimiz kadar uzaktan yakınlara dogru farklı yerlere indiriyoruz oltalari. 1,5 saat gectikten sonra, yemler oldugu gibi dururken vazgeciyoruz buradan ve baska bir koya dogru ilerliyoruz.
Sahilkoy civarında balıkçı barınağı haline getirilmiş bir kayalık buluyoruz. Yanında bir dere, martılar ucusuyor. Tamam diyoruz, yanlış yerden başlamışız, gelmemiz gereken yer burasıymış. Once yemliler sonra sahteler derken 1,5 saat daha geçiyor. Ne sahtelerde ne yemli takımlarda hicbir hareket yok. Kardesim yerel yemlerle deneyelim demeye baslıyor.
Bunları konusarak baska bir koya hareket ediyoruz. İstanbul tarafına dogru gorunuste yine cok uygun gelen bir yer buluyoruz. Yemliler, sahteler derken yine tek bir canlı yok. Burada birsey farkediyoruz. Gezdigimiz hicbir koyda ne kucuk bir balık ne de bir yengec goremedik. Garibimize gidiyor.
Kardesim Limana gidelim diyor, iki canlı hayvan gorelim yoksa denize atacagım kendimi.
Geri donup Şile limanın yolunu tutuyoruz. Ama ne fayda. Gozumuz tasların arasında bir kayabalıgı bir yengec arıyor. Sanki deniz kurumus.
Aksama da balık yiyecegiz dedik evdekilere, ne yapsak diye dusunurken hadi diyorum İstanbul'a donelim.
Yapılacak sey belli, iki kilo istavrit alıp evin yolunu tutuyoruz.
Vahim durum budur.
Rastgelsin
Mert

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us
Uzak mesafelere avlanmaya gitmenin zaman ve maliyeti sebebiyle uzun suredir aklimda olan Sile'de bir avlak bulma denemesini, epeydir gormedigim kardesimin de İstanbul'a gelmesini firsat bilerek bu hafta gerceklestirdim. Amacim, google earth'ten gozume kestirdigim meralarda onunla birlikte denemeler yapmak ve onun da fikrini almakti.
Eminim, İstanbul'a yakin boyle avlaklar bulmak bircogumuzun hayalidir. Hatta daha once forumda bu avlaklarla ilgili sorular da gormustum. Hedef baligimiz Levrek, avlanma yontemimiz de sahte yemlerle at-çek oldugu icin dere agizlarini sectigimizi tahmin edersiniz. Sozkunusu avlaklarin goruntulerini de ekleyecegim. Umarim google earth basima telif ile ilgili bir dert acmaz))
Muhabbetle gecen bir aksamin ardindan sabah istedigimiz saatte uyanamayarak biraz gec olsa da 8:00 gibi yola ciktik. İlk gozumuze kestirdigimiz yer Sile Dogancili koyunun kıyıları. Bir zıpkıncı forumunda burada vurulmuş bir levrek gordugum için baslangıcı buraya veriyoruz. Amacımız birden fazla koyu dolasarak, hem at-çek denemeleri yapmak hemde kardesimin yurtdısından getirdigi ve Ege'de hemen hemen hic bos gecmeyen yemlerle meralarin durumunu anlamak. Yemlerin fotograflarını da ekliyorum. İlk iki tanesi boru kurdunun farklı iki cinsi digeri ise Çuçun denilen ve Turkiye'de en azindan benim bulamadıgım bir yem. Guzel renkte ve agır kokulu yemler, canlı olmaları da elbette ayrı bir avantaj.
Kardesim bu yemleri aslında babam icin getiriyor. Ben pek yemli takım kullanmıyorum ama dedigim gibi merayı anlamak acısından bu yemler iyi birer kılavuz olacagından denemye karar verdik.
9:00 - 9:30 arası Dogancılı kıyılarına vardık, ruzgar Lodos esiyor ancak dalgalar tahminimce onceki geceden kalan poyrazın dalgaları. Su tam istedigimiz gibi karısıyor. Dalgalar yarım metre civarında 20 metre onumuzde patlıyor. Kardesime takılıyorum, levrekleri goruyorum suyun icinde diye. Oltalarimizi acarken, Levrek burada olmazsa nerede olacak diye birbirimize laf atıyoruz.
Derinlik 1 metrelerde, arada kumluklar, kayalıklar var. Biraz daha derinler eristelik gibi duruyor yada birden derinlesiyor, kestiremiyorum. Derenin bir kenarına gecip once yemli takımları sonra da sahteleri bırakıyoruz suya. Yarım saat, bir saat derken at-çek takımlarını bırakıp yemli takımlarla ugrasmaya koyuluyoruz.
Atabildigimiz kadar uzaktan yakınlara dogru farklı yerlere indiriyoruz oltalari. 1,5 saat gectikten sonra, yemler oldugu gibi dururken vazgeciyoruz buradan ve baska bir koya dogru ilerliyoruz.
Sahilkoy civarında balıkçı barınağı haline getirilmiş bir kayalık buluyoruz. Yanında bir dere, martılar ucusuyor. Tamam diyoruz, yanlış yerden başlamışız, gelmemiz gereken yer burasıymış. Once yemliler sonra sahteler derken 1,5 saat daha geçiyor. Ne sahtelerde ne yemli takımlarda hicbir hareket yok. Kardesim yerel yemlerle deneyelim demeye baslıyor.
Bunları konusarak baska bir koya hareket ediyoruz. İstanbul tarafına dogru gorunuste yine cok uygun gelen bir yer buluyoruz. Yemliler, sahteler derken yine tek bir canlı yok. Burada birsey farkediyoruz. Gezdigimiz hicbir koyda ne kucuk bir balık ne de bir yengec goremedik. Garibimize gidiyor.
Kardesim Limana gidelim diyor, iki canlı hayvan gorelim yoksa denize atacagım kendimi.
Geri donup Şile limanın yolunu tutuyoruz. Ama ne fayda. Gozumuz tasların arasında bir kayabalıgı bir yengec arıyor. Sanki deniz kurumus.
Aksama da balık yiyecegiz dedik evdekilere, ne yapsak diye dusunurken hadi diyorum İstanbul'a donelim.
Yapılacak sey belli, iki kilo istavrit alıp evin yolunu tutuyoruz.
Vahim durum budur.
Rastgelsin
Mert

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us

Uploaded with ImageShack.us