SPOT BALIK, 'Hayata olta at!' SPOT BALIK, 'Hayata olta at!'
Cengiz Balıkçılık

Üç Baraj

Konu, 'Göller, Barajlar ve Akarsular' kısmında Yakamoz tarafından paylaşıldı.

  1. Yakamoz

    Yakamoz MUSTAFA

    Mesajlar:
    880
    Şehir:
    İSTANBUL--TRABZON
    Favori Kamış:
    LINEAEFFE OYSTER CAST KAMIŞ 3.90
    Favori Makine:
    OKUMA TRAVERTINE TR55 MAKİNE
    En İyi Avı:
    DOSTLARIM
    Üç Baraj: Gökçekaya, Sarıyar, Yenice

    Yalnızca evler, köyler, topraklar, endemik türler değil Türkçe isimler de Sakarya Nehri üzerindeki Gökçekaya, Sarıyar ve Yenice barajlarının suları altında kaldı. Bir Emremsultanlının deyişiyle, anaç tavuk alındığında yavruları nasıl darmadağın olur, her biri bir yana sebepsiz ve sahipsiz giderse onlar da öyle dağıldı. Yatırlarını da gittikleri yere götüren bu insanlar şimdi kendi büyüttükleri gölgeleri bile özlüyorlar.

    Yazı: Bülent Kale / Fotoğraflar: Turgut Tarhan
    Sündiken Dağları'nın ortasında Gökçekaya Baraj Gölü'nün üzerinde bir balıkçı kayığındayım. Her yer sessiz. Küreklere asılıyorum. Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Süleler köyünden Süleyman Bayar ve oğlu Mehmet'le kerevit sepetleri çekiyor, ağ bırakıyoruz. Dört yanımız orman. Ağaçların arasında, yukarıda küçücük bir gökyüzü görünüyor. Güneşi görmüyoruz ama battığını biliyoruz. Orman, üzerinde aktığımız suyun altında da devam ediyor. Çünkü burası bir baraj gölü.
    Kayık yavaşlıyor. En kıdemlimiz Süleyman hemen bir küfür savuruyor. Çiftçi olacakken mecburi balıkçı olan Süleyman "Ağ takıldı yine" diyor. Gerçekten de biraz önce bıraktığımız ağlarımız suyun altındaki ardıçlara, çamlara takılıyor. Ağ heba oluyor ama dert değil. "Olsun" diyor Süleyman "akşam evde onarırız"
    Ağları toplarken "Burası Ayçukuru" diyor. Eliyle göstere göstere sayıyor sonra: "Şurası Yoncalık, Gosuncuk, Kayadibi, Dördoluk, Kızılçukur, Çakıcaklı, Daşlıdere, Sivrikaya, Gondal, Büzürük, Değirmendere, Kızılgüney, Akyar, Göbet, Diridaş ya da Yuğluk, öyle de deriz, Geyikpınar, Sivrilce, Karakaya, şuraya Çırgankaya deriz, çığırgan yani, ses verince ora da ses verir, sonra Tepederesi, Molluoğlu, Akkaya, Ballıkaya, Tosbağalık, Karabayır..." Süleyman sonra durup gülüyor: "Bitmez" diyor, "burada her yerin bir adı var. Biz her yere bir şey deriz"
    Her yere bir şey diyen bu insanların verdikleri isimler Eskişehir'in kuzeydoğusunda yükselen Sündiken Dağları'ndaki ormanlık mevkilerin adları. Birbirine bağlı üç baraj; Gökçekaya, Sarıyar ve Yenice barajları için su tutulmaya başlanmasıyla bu alanların çoğu sualtında kaldı. Önce mevkiler gitti, sonra insanlar. Ardından da isimler. Kısacası, yalnızca evler, köyler, topraklar, endemik türler değil, Türkçe isimler de sualtında.
    Üç Baraj: Gökçekaya, Sarıyar, Yenice

    Yalnızca evler, köyler, topraklar, endemik türler değil Türkçe isimler de Sakarya Nehri üzerindeki Gökçekaya, Sarıyar ve Yenice barajlarının suları altında kaldı. Bir Emremsultanlının deyişiyle, anaç tavuk alındığında yavruları nasıl darmadağın olur, her biri bir yana sebepsiz ve sahipsiz giderse onlar da öyle dağıldı. Yatırlarını da gittikleri yere götüren bu insanlar şimdi kendi büyüttükleri gölgeleri bile özlüyorlar.

    Yazı: Bülent Kale / Fotoğraflar: Turgut Tarhan
    Sündiken Dağları'nın ortasında Gökçekaya Baraj Gölü'nün üzerinde bir balıkçı kayığındayım. Her yer sessiz. Küreklere asılıyorum. Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Süleler köyünden Süleyman Bayar ve oğlu Mehmet'le kerevit sepetleri çekiyor, ağ bırakıyoruz. Dört yanımız orman. Ağaçların arasında, yukarıda küçücük bir gökyüzü görünüyor. Güneşi görmüyoruz ama battığını biliyoruz. Orman, üzerinde aktığımız suyun altında da devam ediyor. Çünkü burası bir baraj gölü.
    Kayık yavaşlıyor. En kıdemlimiz Süleyman hemen bir küfür savuruyor. Çiftçi olacakken mecburi balıkçı olan Süleyman "Ağ takıldı yine" diyor. Gerçekten de biraz önce bıraktığımız ağlarımız suyun altındaki ardıçlara, çamlara takılıyor. Ağ heba oluyor ama dert değil. "Olsun" diyor Süleyman "akşam evde onarırız"
    Ağları toplarken "Burası Ayçukuru" diyor. Eliyle göstere göstere sayıyor sonra: "Şurası Yoncalık, Gosuncuk, Kayadibi, Dördoluk, Kızılçukur, Çakıcaklı, Daşlıdere, Sivrikaya, Gondal, Büzürük, Değirmendere, Kızılgüney, Akyar, Göbet, Diridaş ya da Yuğluk, öyle de deriz, Geyikpınar, Sivrilce, Karakaya, şuraya Çırgankaya deriz, çığırgan yani, ses verince ora da ses verir, sonra Tepederesi, Molluoğlu, Akkaya, Ballıkaya, Tosbağalık, Karabayır..." Süleyman sonra durup gülüyor: "Bitmez" diyor, "burada her yerin bir adı var. Biz her yere bir şey deriz"
    Her yere bir şey diyen bu insanların verdikleri isimler Eskişehir'in kuzeydoğusunda yükselen Sündiken Dağları'ndaki ormanlık mevkilerin adları. Birbirine bağlı üç baraj; Gökçekaya, Sarıyar ve Yenice barajları için su tutulmaya başlanmasıyla bu alanların çoğu sualtında kaldı. Önce mevkiler gitti, sonra insanlar. Ardından da isimler. Kısacası, yalnızca evler, köyler, topraklar, endemik türler değil, Türkçe isimler de sualtında.
    Mülayim Tetik aslında Nallı Kozlu köyünden. Evi ve toprakları Gökçekaya Baraj Gölü'nün altında kalınca 1972'de Emresultan köyüne taşınmış. Tek başına değil ama. Kozlu'dan Emresultan'a tam 25 hane gelmiş. Kozlulular göç ederken çok hoş bir şey yapmışlar. Köylerinde yatan Cafer Sadık ve Rahim Baba türbelerini de taşımışlar. Onlar için bir de açılış töreni yapılmış. "İçimiz elvermedi" diyor İbrahim Günaydı. "Tepede yaylamız var. Oraya bir türbe yaptırdık, yatırlarımızı da taşıdık. Nallıhan'dan müftü geldi. Dualar okundu. Öyle küçük bir tören."
    İbrahim Günaydı 81 yaşında. O da Nallı Kozlu'dan taşınanlardan. Ama Emremsultan'a göç ettiğinde yaşı 48'miş. Bir yerde işe girmek, her şeye yeniden başlamak için çok geç bir yaş. "Nedeyim" diyor, "burada icar topraklar aldım, ektim, biçtim ya pek hoş olmadı. Öyle ya, ne yapsan fayda etmez, toprak elin toprağı".İbrahim Dede şimdi doğmadığı bir köyde bir başına yaşıyor. Bunu pek hoş bulmuyor. Teselli etmek istedim: "Bak İbrahim Dede" dedim "sağlığın yerinde, düğün evindeyiz, hayat devam ediyor, gençler evleniyor, müzik çalıyor, gölgede oturuyoruz".
    'Doğru söylüyorsun' dedi, 'Lakin benim kendi gölgelerim vardı. Fidanlar diktiydim, cevizler, dutlar diktiydim, ağaç olduydu. Ağaçlarımı büyüttükçe gölgelerimi de büyütürdüm. Öyle ya, her ağacın bir gölgesi olur'.Sustu, gözlerimin içine baktı. Ben gözlerinin içine baktım ve başımla onayladım. Devam etti: 'Evler yaptıydım, babamın koyduğu taşların üzerine taş koyduydum. Evimi onardıkça evime baktıkça, evimin gölgesini beslerdim. Öyle ya her evin bir gölgesi olur.' Yine sustu. Yine onayladım: '80 yaşındaysan, başkalarının gölgesinde oturuyorsan, o gölge seni serinletmez, insana ar gelir.' Diyecek söz bulamadım. Bir ağaca su verip gölge büyütmüşlüğüm yoktu.
    O sırada gelin alayı geldi: Kornalar, alkışlar, davul-zurna sesleri. Sonra gelinle damat avluya indi. Hoca dua okudu. Hep birlikte kıbleye döndük, elimizi açtık, dua ettik. Ben düğün sahibine 'Hayırlı olsun' deyip, tanışlarımla vedalaşıp uzaklaşırken, damat gelini eve götürüyordu. Düğün bereketli olsun diye yukarıdan genç çiftin üzerine buğday, bozuk para ve şeker saçılıyor, çocuklar bağırış çağırış aşağıda bozuklukları kapmak için koşuşuyorlardı.
    Sarıyar Baraj Gölü'nün öte yakasındaki Koyunağılı köyüne kömür işçilerinin Mihalıççık'tan kalkan servisiyle ulaştım. Birbiriyle birleşen üç baraj gölünün güneyi Eskişehir-Mihalıççık'ın köyleri. Buralara ancak Mihalıççık ve Alpu'dan gidilebiliyor. Gölün kuzeyindeki yerleşimler ise Ankara'nın Nallıhan ve Beypazarı ilçelerine bağlı. Bu köylere de yalnızca Nallıhan ve Beypazarı'ndan gidiliyor.
    Koyunağılı'nda köy kahvesinde oturuyorum. İleriden tek tük kömür kamyonları geçiyor. Koyunağılı'ndaki iki kömür işletmesinden kömür yüklüyorlar. "Baraj yapıldığı yıllarda 150 hane vardı köyde" diyor İbrahim Uysal. "Şimdi 70 hane falan var ama yarısı dışarıdan gelme. Kömür madenlerinde çalışan Zonguldaklılar evlerini buraya taşıdılar. Köylüden pek kalan olmadı."
    İbrahim Uysal 70 yaşında. Kimsesiz köy kahvesinin kirli yeşil duvarları arasında, o ahşap iskemlelerde yalnız olduğumuzu sanıyordum. Ama İbrahim Dede bana duvardaki kalabalık fotoğrafı gösterdi. 'Hepsi gitti' dedi 'bir ben kaldım o fotoğraftan'. Bir o, bir de fotoğrafın kendisi.
     
  2. Sponsor

  3. Yakamoz

    Yakamoz MUSTAFA

    Mesajlar:
    880
    Şehir:
    İSTANBUL--TRABZON
    Favori Kamış:
    LINEAEFFE OYSTER CAST KAMIŞ 3.90
    Favori Makine:
    OKUMA TRAVERTINE TR55 MAKİNE
    En İyi Avı:
    DOSTLARIM
    Üç Baraj Devamı

    'Tosunbeyler Bükü, Sarılar, Çayırhan, Yerdibi, Sabanoku Bükü. Bu köyler tümden sualtında kaldı' diyor. 'Koyunağılı'nın, Uşakbükü'nün, Sekiören Bükü'nün, Kırbaşı';nın da toprakları çoğun gitti. Yukarıdaki susuz tarlalar kaldı.' İbrahim Dede anlatıyor: 'Barajın kapakları 56'da açıldı ama toprakları 52';de istimlak ettiler. 'Peki İbrahim Dede, köye ne zaman elektrik geldi' diye sordum. '75'te, 80'de falan geldi herhal. Tam hatırlamıyorum ama o civar.'
    Fotoğraftaki ihtiyarlar kulak kesilmiş bizi dinliyorlar. Hani fotoğraf olmasalar, içlerinden biri atılıp tam tarihi söyleyecek, bir başkası itiraz edecek ve ortalık birden şenleniverecekti. Farklı masalarda uyuklayan huysuz ihtiyar adamlar hatırlayacak ve uyukladıkları yerlerden doğruluverecek, her biri kendi hatıratlarına dayanan farklı tarihleri tutkuyla savunacaklardı. Tarih hiçbir zaman netleşmeyecekti ama işte o an birbirinden güzel onlarca hikâyenin savrulduğu o köy kahvelerine özgü keşmekeşli bir muhabbet yeniden vücut bulacaktı.
    Çayırhan'da yok-köylü bir balıkçıyla tanıştım. Akif Kaymak 52 yaşında; şimdi sualtında kalan Sarılar köyünden. Daha üç yaşındayken 1956'da köyü, evleri, meraları ve tarlalarıyla tümden sualtında kalmış. Köyünün tarlaları sualtında kalınca, Akif Kaymak da köyünde balıkçılık yapmaya karar vermiş. 'En çok balık bizim köyden çıkıyor zaten' diyor. Güldüğümü görünce 'Gerçekten bak' diyor ve havuzdan 15 kiloluk bir yayınbalığı gösteriyor: 'Bu yayını bizim evin üstünde tuttum. Balığa çıkınca her zaman ilk önce bizim köye giderim. Rızkımı ilk önce kendi köyümde ararım. Çoğu zaman da bulurum. Ancak bulamazsam, başka yerlere bakarım
    Akif Kaymak'la Çayırhan'da İşçiler Caddesi'nde yeni açtığı balıkçı dükkânında konuşurken uzaklardaki Çayırhan Termik Santralı'ndan beyaz dumanlar savruluyordu. 'Aslında santralın dumanı Çayırhan'ın üzerine gelmez, aşağı gider. Rüzgâr çoğun Beypazarı'na doğru eser. Eserse; işte o zaman kötü.'
    Beypazarı'nda meydanda bir kahvenin önünde otururken yanımda iki çiftçi konuşuyordu: 'Eskiden yağmur yağdı mıydı, iyiydi. Tekmil nebat canlanır, boy atardı. Şimdi yağmur yağdı mı kötü. Şimdi yağmur ölüm fermanı. Yağmur yağınca her bir yeşil sararıp kuruyor.' 'Asit yağıyor, zahar' diyor öteki.
    Sarıyar Barajı'nın kapakları 1956'da açıldığında Çayırhan köyü can havliyle yukarı doğru sürünmüş. Barajdan sonra Çayırhan'da linyit kömürü bulunmuş. Açılan küçük işletmeler 1967'de devletleştirilmiş ve büyük bir işletme olmuş. Ardından 1976'da termik santral açılmış. Sualtında kalan diğer köylerden de Çayırhan'a taşınanlar ve yakın köylerden çalışmaya gelenler olmuş. Köyün etrafı lojmanlarla çevrelenmiş ve köy 1976'da belde olmuş. Şimdi eski Çayırhan'dan kalan köy evleri suyun hemen kenarında, balıkçılar tarafından barınak olarak kullanılıyor.
    'Gardaşlık' diyor 'Gurban olam şu kirliliği de yaz'. Beni Emremsultan köyünden Sarıyar Barajı'na bırakan Çalkayalı şoför, muhabir olduğumu öğrenince böyle dedi. 'Şimdi değil ama eylülde ekimde bi kötü kokuyor buralar. Valla durulmuyor.' Adını bile alamadan indim arabadan. Ama bu zaten anonim bir şikâyetti. 'Barajda eskisi gibi balık yok' diyordu herkes. 'Çok kötü kokuyor' diyorlardı. Müsebbibi konusunda pek çok iddia var. Kimi 'Beylikova Deri Fabrikası' diyor, kimi 'Eskişehir Şeker Fabrikası', kimi de 'Çayırhan Termik Santralı'. Hangileri olduğunu tespit etmek uzmanların işi ama bilinen bir şey var, o da Eskişehir ve Ankara'nın atıkları bu uzun baraj gölüne bırakılıyor.
    Akif Kaymak, 'Eskiden bütün Türkiye'ye balık gönderirdik' dedi. 'Şimdi anca bu çevreye yetecek kadar balık tutabiliyoruz.' Eski fotoğraflarını çıkardı. Kendisinden iki üç kat büyük bir yayınbalığıyla çekilmiş fotoğrafı gösterdi. Balığın boyu belli olsun diye ağzından bir kancayla ağaca asılmış. 'Bu balık 250 kiloydu' diyor, 'yakaladığım en büyük balık. Uzun zamandır pek büyük balık vurmuyor'. Ona Gökçekaya'da da durumun aynı olduğunu söyledim. İtiraz etti: 'Gökçekaya'da balık var ama tutamıyorlar. Yayın dip balığıdır. Oranın altı da hep orman. Orada suyu bırakmadan önce ağaçları kesmediler. Sarıyar'da hep kestiler.'
    Sarıyar Barajı yapıldığı dönemde Menderes hükümetinin en büyük, en prestijli projelerindendi. Türkiye'nin nispeten küçük olan Seyhan'dan sonra ilk büyük biriktirmeli barajıydı Sarıyar. Asıl olarak elektrik üretimi amaçlı yapılan barajın finansmanı 'Marshall Yardımı' olarak bilinen Amerikan desteğiyle sağlanmıştı. Barajın bir diğer adı da dönemin maliye bakanından geliyor: Hasan Polatkan Barajı.

    Sarıyar'da bana dostluk eden ve baraj idaresinde elektrik teknisyenliği yapan Hakan Güneş'le Sarıyar Barajı kapakları üzerindeki yolda dolaşıyorduk. Sağda solda yürüyüş yapan meraklı misafirler vardı. Az önce çarşıda gördüğüm gençler oltalarını almış, kapakların üzerinden baraja olta sallıyorlardı. Aşağıya baktım, başım döndü. Yukarıya bakınca sırtlarda Türk bayrağının dalgalandığı bir balkon gördüm. 'Orası Menderes Köşkü' dedi Hakan. 'Açılışı oradan mı yapmış yani' dedim. 'Yok yahu' dedi, 'baraj yapılırken Menderes sık sık barajı ziyaret eder, çalışmaları o balkondan izlermiş. Onun için Menderes Köşkü diyoruz'.
    Türkiye'nin 158 metre ile en yüksek gövdeli barajlarından Gökçekaya Barajı'nın yapımına 1967'de başlandı ve 1972'de tamamlandı. Gökçekaya da yapıldığı dönemin en büyük projelerinden biriydi. Barajın finansmanı o dönemki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) yolunda ilerleyen Türkiye'nin 1964 yılında imzaladığı Ankara Anlaşması sonucu ancak bir kısmı kullanılabilen AET yardımından sağlandı. Dolayısıyla barajın yapımını bir Avrupa ülkesi, bir İtalyan firması üstlendi. Aslında bu barajın da gayrı resmi bir adı var: Yöre halkı 'Ciciroz Barajı' diyor buraya.
    Adını kuzeydeki Gökçekaya köyünden alsa da Gökçekaya Barajı'nın sosyal tesisleri gölün güneyindeki Karacaören köyünün biraz yukarısına kurulmuş. Baraja buradan servislerle çıkılıyor ve Sarıyar'dan farklı olarak baraj kapakları üzerindeki yol, yaya ve araç trafiğine kapalı. Baraj yönetim binasından köye kadar yolun sağında ve solunda lojmanlar uzanıyor.

    Bu lojmanların arasından köye doğru inerken karşılaştım Hasan Dülger'le. Hasan Usta'nın soyadı bir tesadüf değil. 'Babam da dedem de dülgermiş' dedi. 'Şu köydeki bütün evlerde emeğim var.' Yalnız köy evlerini değil, barajı, lojmanları ve bilumum tesisleri yapmak için de ter akıtmış Hasan Dülger.
    Hava çok sıcaktı. Bir ceviz ağacının altına sığındık. Hasan Usta Anlattı: 'Başımızda İtalyanlar vardı, önce lojmanları yaptık, barajın inşaatına sonra başladık. Yaklaşık üç bin işçi çalıştık. Önce hep bizim köylüler başladı, sonra dışarıdan işçiler geldi. 1972'de kapaklar açıldı. İtalyanlarla aram iyiydi. Sonra Karakaya Barajı'nı yaparken beni yine çağırdılar ama gitmedim. Şimdi Bolu Tüneli'ni yine aynı şirket yapıyor. Bizim köyün gençleri hep Bolu'da şimdi. Orada çalışıyorlar.'
     
  4. Yakamoz

    Yakamoz MUSTAFA

    Mesajlar:
    880
    Şehir:
    İSTANBUL--TRABZON
    Favori Kamış:
    LINEAEFFE OYSTER CAST KAMIŞ 3.90
    Favori Makine:
    OKUMA TRAVERTINE TR55 MAKİNE
    En İyi Avı:
    DOSTLARIM
    Üç Baraj Devamı

    Ben, 'İtalyanca öğrendin mi bari' diyorum. Gülüyor: 'Azıcık öğrendik işte' diyor. 'Ekseri ciao dirdik, bon giorno dirdik.' Gülüyorum, ayrılırken birbirimize 'Ciao!' diyoruz.
    Aslında Karacaören şanslı köylerden. Hem toprakları Gökçekaya Baraj Gölü'nün altında kalmamış, hem de hepsi baraj inşaatında ya da barajda, yani devlet işinde çalışıp emekli olmuşlar. Ama 2000 yılında Yenice Barajı'na teslim olmuşlar. Yani sıkıntıları daha taze. Karacaören köyünde, evinin önünde ağları onarırken karşılaştım Nedret Dülger'le. Sandalını göremedim. Babası sandalla ilerideki bahçeye gitmişti. 'Yol yok mu' diye sordum. 'Var ama sandalla daha kolay' dedi. 'Peki başka ne yapıyorsunuz sandalla' diye sordum. 'İşte balığa çıkarız. Kışın karşı sırtlara geçer tavşan avına çıkarız. Bir de bayramda, düğünde, taziyede karşıya geçer akrabaları ziyaret ederiz.'
    Yenice Barajı'nın yapımına 1985'te başlanmış ama baraj ancak 2000 yılında çalışmaya başlamış. Zaten üç baraj içinde en küçüğü ve en verimsizi Yenice Barajı. Yenice Barajı'nın tamamı Gökçekaya Barajı'nın üç ünitesinden birinin yarısı kadar bile elektrik üretmiyor ama yapımı 15 yıl sürmüş. Baraj pek çok müteahhit firmanın elinden geçmiş. Yeniceliler bu barajdan çok adamın zengin olduğunu söylüyorlar küçük müteahhitleri kastederek.

    Yenice köyü Nallıhan'a bağlı. Topraklarının bir kısmını kurtarmış ama bu sefer de birilerinin aklına Eskişehir'in Sarıcakaya ilçesine bağlı Beyköy'e kadar uzanan bir kanal yapmak ve bu kanaldan da azıcık bir elektrik elde etmek gelmiş. 'Abi,' diyor Mutlu Doğan 'Dört buçuk dönüm tarlanın ortasından kanal geçiyor. Tarlanın iki dönümü kanala gitti. Bir tarafta yarım dönüm kaldı, bir tarafta iki dönüm kaldı. İki dönümün parasını verdiler, geri kalanı yok. İyi de tarla talan oldu'.
    Mutlu Doğan'la Nallıhan'a giden yol üzerinde bir petrol istasyonunda konuştuk. Ben uzun günün sonunda Nallıhan'a giden bir vasıta bekliyordum. Tükenmiş haldeydim. Çantamdan bir paket kraker çıkardım. Mutlu anlattı: 'Şu karşıdaki çukuru görüyor musun' dedi. Görüyordum, içi su dolu uzun bir çukur. 'Barajı yaparken bütün toprakları aldılar. Barajın yapımında kullandılar. Bu toprak suyu tutuyormuş. Öyle diyorlar. 'Sonra buraları dolduracağız' dediler.' 'Doldurdular mı' diye sordum. 'Çoğunu doldurdular ama hep kum, çakıl. Neye yarar? Burayı doldurmadılar. Şimdi köylü burayı sulama göleti olarak kullanıyor.' İleride göletin yanında bir pancar motoru çalışıyordu: Pat, pat, pat...
    Eskişehir'de ve Ankara'da, Mihalıççık'ta, Nallıhan'da ve Beypazarı'nda... Sündiken Dağları'nın, kel tepelerin, kil çöllerinin arasında. Üç barajın, tek bir gölün, uzun ince bir sızının etrafında dolaştım. Acılar eskimişti, zaman akmış, yaraları kapatmıştı. Ama sızı vardı. İlk bakışta görünmüyordu ama sorunca, anlatırken, hatırlarken, bu talihsizliği akla yormaya çalışırken her şey yeniden yaşanıyor ve yarım kalan gülmelerde, bulutlanıveren bakışlarda, çöküveren omuzlarda ansızın ortaya çıkan bir sızıyla hepimiz bir anlığına buza kesiyorduk: Onlar, ben ve sohbetimiz.
    FOTOĞRAFLAR
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    KAYNAK:http://www.kesfetmekicinbak.com/doga/02476/
     
    Son düzenleme: 30 Eylül 2006
  5. skymount

    skymount Nuri ERTİK

    Yaş:
    46
    Mesajlar:
    899
    Şehir:
    Eskişehir
    Favori Kamış:
    Dam Spezipower 180
    Favori Makine:
    Abu Garcia 100U
    En İyi Avı:
    Yayın,35 kg.,Aras
    teşekkürler...
    çok güzel...

    ama nedense yeni doğumlar peşinden ölümleri de getiriyor...
    ya da ölümlerle geliyor doğumlar...
    Değer mi,değmez mi, baktığımız yere göre...
     
  6. mder55

    mder55 Eray

    Yaş:
    58
    Mesajlar:
    252
    Şehir:
    Bafra
    Favori Kamış:
    olta
    Mustafa,paylaşımın için teşekkürler..
     
  7. kral balıkçı

    kral balıkçı mustafa gedikoğlu

    Yaş:
    36
    Mesajlar:
    1.886
    Şehir:
    istanbul
    Favori Kamış:
    surf
    En İyi Avı:
    çino sarı lüfer istavrit izmarit zargana vs....
    :) mustafa abi ellerine sağlık harika görüntüler ve bilgiler sunmuşsun teşekkürler;)