SPOT BALIK, 'Hayata olta at!' SPOT BALIK, 'Hayata olta at!'
Cengiz Balıkçılık Kolay Av

yok oluşun başlangıcı başladımı

Konu, 'Genel Konular' kısmında esabi tarafından paylaşıldı.

  1. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Bu na sevinmeli miyiz?

    Nesli tükenen hayvan fabrikası
    Bali sığırı da 'üretiliyor'.



    AP - SAN DIEGO - ABD'deki San Diego Hayvanat Bahçesi hastanesi, Nuh'un gemisinden farksız. Hastanede dört derin dondurucu tankında, panda, gri Kaliforniya balinası, antilop gibi nesli tükenmiş ya da tükenmekte olan hayvan türlerinden doku örnekleri var.
    'Donmuş hayvanat bahçesi'ndeki doku örnekleri, eksi 196 derecede saklanıyor. Geçen yıl insan embriyosu klonlamaya çalışan Advanced Cell Technology bilim adamları, Bali sığırı olarak da bilinen ve sayıları azalan 'banteng' türü hayvanların 'DNA'larını, 30 ineğin yumurtalıklarına yerleştirdi. Bereketli transfer sonucu ineklerden en az altışar yavru banteng bekleniyor.
     
  2. Sponsor

  3. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Ve balıklar....

    NG: Balıklar yağmalanıyor 08.04.2007 Ntvmsnbc / National Geographic Türkiye

    Yüksek teknolojili hasat yöntemleri ve savurgan yönetimler, dünya balık stoklarında tehlikeli düşüşlere yol açıyor.

    İSTANBUL - National Geographic Türkiye, insan ile deniz arasında yepyeni bir ilişkinin şekillendirilmesi umuduyla Nisan sayısında, küresel balık krizini irdeleyen özel bir dosya yayımlıyor.


    Dünya okyanuslarında, boyu 3,65 metreye, ağırlığı 680 kiloya ulaşabilen ve 30 yıl yaşayan dev orkinos kadar görkemli bir balık daha yok. O, koca cüssesine rağmen, sudaki hızı saatte 40 kilometreye ulaşabilen ve hemen hemen bir kilometreye kadar derinliklere dalabilen bir hidrodinamik harikası. Diğer pek çok balığın aksine sıcakkanlı canlılara özgü bir kan dolaşım sistemi var ve bu sistem -Kuzey Buz Denizi’nden tropik sulara- uç noktalarda dolaşmasına olanak tanıyor. Dev orkinosun -ya da diğer adıyla Atlantik orkinosunun- bir başka sıradışı yanı daha var, ki bu belki de sonunu getirecek bir özellik: Yağlı ve beyaz karın eti onu dünyanın en güzel suşisine dönüştürüyor. Son on yıldır, yüksek teknolojiyle donatılmış olan -çoğunlukla hava desteği alan- bir filo, dev orkinosu Akdeniz’in bir ucundan diğerine izliyor ve büyük bölümü yasadışı olmak üzere her yıl on binlerce ton balık ağlara yakalanıyor...
    Japonya, ABD ve Avrupa pazarları için doğranıp hazırlanmadan önce, açık denizdeki kafesler içinde yağlanmaları sağlanıyor. Akdeniz’de o kadar çok orkinos avlanıyor ki, bu balığın stokları çökme tehlikesiyle karşı karşıya...

    Bu arada Avrupa ve Kuzey Afrikalı yetkililer de kıyımı sona erdirmek için çok az çaba harcıyor.

    Dev orkinos katliamı, aslında günümüzde küresel balıkçılıkta yaşanan pek çok sorunu simgeliyor: Balıkçılık teknolojisinin giderek artan öldürme gücü; bu ticaretten büyük kârlar elde eden uluslararası şirketlerin kurdukları ağın karanlıkta kalan yüzü; balıkçılık yönetimi ve yaptırım gücünün etkisiz kalması ve tüketicinin satın aldığı balığın kaderine karşı kayıtsızlığı.

    Dünya okyanusları bugün artık sadece geçmişin gölgesi konumunda. Balıkçılık yönetiminin başarıyla gerçekleştirildiği Alaska, İzlanda ve Yeni Zelanda gibi birkaç kayda değer istisna dışında günümüzde denizlerde yüzen balık sayısı, yüzyıl öncesi rakamlarının çok küçük bir oranını oluşturuyor.
    Deniz biyologları, balık miktarındaki azalma konusunda farklı görüşler öne sürüyor. Bazıları, denizlerde yaşayan balık miktarının yüzde 80-90 oranında azaldığını öne sürerken, bazıları da düşüşün bu denli keskin olmadığını söylüyor. Ama tümünün uzlaştığı bir nokta var: Çoğu yerde bir sürü tekne, üç-beş balığın peşinde koşuyor. Morina gibi revaçta olan bazı türlerin sayısı Kuzey Denizi’nden New England açıklarındaki Georges Bank’e kadar dibe vurdu. Akdeniz’de 12 köpekbalığı türünün ticari açıdan nesli tükenirken, kılıçbalıkları da henüz olgunlaşmadan avlanıyor ve sofraya sunuluyor. Kuzey yarıküre denizlerindeki balıkların çoğunu silip süpüren balıkçı filoları güneye akıyor ve bir zamanlar balık kaynayan alanların kökünü kurutuyor. Batı Afrika açıklarında, sağlıklı bir şekilde denetlenemeyen -yerli ve yabancı- filolar, kıta sahanlığının verimli sularındaki balık stoklarını eritip, Senegal, Gana, Gine, Angola ve diğer ülkelerin balıkçılarının geçim kaynaklarını ellerinden alırken, ailelerini de ana protein kaynağından yoksun bırakıyor. Asya’da, Tayland Körfezi ve Cava Denizi’nin sularında avlanan o kadar çok balıkçı teknesi var ki, stoklar tükenmenin eşiğinde.

    Durgun Sular
    Akdeniz, Atlantik orkinosunu yitirebilir.
    Mavi Cennet
    Yeni Zelanda, dünyanın geri kalanına örnek olabilecek deniz koruma alanlarının ev sahibi.
    Okyanustan Balık Çiftliğine
    Dünyada yaygın avlanan türler arasında ilk sıralarda yer alan orkinos, bir ihracat ürünü olarak Türk balıkçılık sektörü için büyük önem taşırken, yakın dönemlerde yeni bir orkinos üreme alanı bulunan Doğu Akdeniz de bu özelliği ile bölge genelinde öne çıkıyor...

    İLGİNÇ BİLGİLER

    Dünya genelinde balık, kabuklu ve yumuşakça tüketimi kişi başına 16 kilogramı buluyor.
    2002’de dünyanın tahmini balıkçılık üretiminin yaklaşık yüzde 76’sı doğrudan insanın tüketimi için kullanıldı. Dünya genelinde yaklaşık bir milyar kişi ana hayvansal protein kaynağı olarak balık yiyor.
    Avlanan ve kültürle elde edilen balıklara dayalı küresel üretim 2002’de, 50 yıl önceki düzeyin beş katını aşan bir miktarla 101 milyon ton balık sağladı.
    Kuzeybatı Pasifik yılda 20-24 milyon tona varan balık avıyla dünyanın en verimli balıkçılık alanını oluşturuyor.
    Trol avcılığı toplam balık avının ancak yüzde 22’sini sağlarken, tahmini ıskartada (hedef dışı avda) yüzde 50’yi aşkın bir payla ilk sırayı alıyor.
    Yüzde 62’yle en yüksek ıskarta oranına ulaşan tropikal karides trollerinin tahmini toplam ıskartadaki payı yüzde 27’yi aşıyor.
    Avrupa Birliği (AB) Ocak 2008 itibariyle balıkçılık ağlarında akustik caydırıcı aygıtların kullanılmasını ve bir gözlemci projesi aracılığıyla hedef dışı avın izlenmesini zorunlu kılacak.
    Alaska’da değişik misina ve iğnelerin kullanıldığı parakete balıkçılığıyla hedef dışı deniz kuşu avında yüzde 88 ila yüzde 100 arasında azalma sağladığı saptanmış bulunuyor. Bu başarının etkisiyle yeni donanım mevzuatının çıkarılması bekleniyor.
    Geçimini balıkçılıktan ve akuakültürden sağlayan insanların sayısı 2002’de yaklaşık 38 milyondu. Dünyadaki balıkçılık ve akuakültür işçilerinin yüzde 85’i Asya’da yaşıyor ve Çin, toplamın üçte birine varan bir oranla ilk sırada yer alıyor.
    Başta Japonya ve AB olmak üzere sanayileşmiş ülkelerde, balıkçılık sektöründe istihdam birkaç yıldır düşüş içinde. Gelişmiş ülkelerin çoğunda balıkçılık alanında çalışanlar yaşlanıyor ve bu iş alanına ilgi duyan gençlerin sayısı gittikçe azalıyor.
    Gelişme yolundaki ülkelerin toplam balık ihracatı içindeki payı 2004’te değer olarak yüzde 48, miktar olarak ise yüzde 57 düzeyindeydi.
    Japonya toplam dünya ihracatında tek başına yüzde 18’lik payla en büyük balık ihracatçısı konumunu taşıyor ve onu yüzde 17’lik payla ABD izliyor. Bir blok olarak dünyanın en büyük balık pazarı olan AB’nin toplam balık ithalatındaki payı yüzde 40’ı buluyor.
    ABD’li tüketiciler 2004’te balıkçılık ürünlerine 62 milyar dolar harcadı.
    ABD’de tüketilen deniz ürünlerinin yüzde 70’inden fazlası ithal ediliyor ve bunun en az yüzde 40’ını çiftlikte yetiştirilen ürünler oluşturuyor.
     
  4. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Ayrıca sadece nesli tükenmesede biz insanlar hallederiz

    :mad: Seçmece katiller 04.04.2007 Hürriyet

    Buzların eriyip kopmasından ötürü tutunacak yer bulamayan yavruların kitleler halinde boğulması nedeniyle fok avını iptal eden Kanada, 270 binlik kotayı 65 bin düşürerek kararından vazgeçti. Ancak
    mevcut fok sayısı çok az olduğu için avcıların çoğu harekete geçmedi. Donanımlı 40 tekneden sadece ikisi buzların arasında kan döke döke ilerlemeye başladı.

    KANADA’nın güneyindeki St. Lawrence Körfezi’nde her yıl on binlerce fok yavrusunun beyaz kürkleri uğruna öldürüldüğü av vahşeti tüm olumsuz koşullara rağmen önceki gün yeniden başladı.

    Buzların incelip kopmasından ötürü fok yavruları boğulduğu için avı iptal etme işaretleri veren Kanada Hükümeti önceki gün ani bir kararla av sezonunun başladığını açıkladı.

    Ancak yavruların boğularak telef olmasından ötürü bu yılki av kotasını aşağı çekti. Kotayı 270 bin olarak açıklayan Kanada, geçen yıla göre 65 binlik kısıtlamaya gitti. Ancak mevcut fok sayısı çok az olduğu için avcıların çoğunun harekete geçmediği görüldü.

    ÇOĞU BOĞULDU

    Donanımlı 40 kadar tekneden fok avı için seçilen iki tekne demir alarak fokların bulunduğu bölgeye doğru buzların arasından ilerledi. Tekneden ayrılan bir kayıktaki iki avcı da kan döke döke buzların arasında seyretti. Henüz dünyaya gelmiş fok yavruları ilk haftalarında yüzemedikleri için sağlam buzlu zeminlere ihtiyaç duyuyorlar. Ancak bu yıl buz koşulları olumsuz olduğu için yavrular kitleler halinde boğuldular. Hayvan hakları örgütleri, fokların sopalarla kan revan içinde bırakılarak öldürüldüğü bu barbarlığı durdurabilmek için yıllardır Kanada’ya karşı mücadele veriyor.

    Güney körfezindeki avın yeniden başlaması da çevreci gruplar tarafından şiddetle kınandı. ABD merkezli İnsani Yardım Derneği’nden Rebecca Aldworth, "Bu avı dokuz yıldır izliyorum, buz koşullarının bu kadar kötü olduğunu ilk kez görüyorum" dedi.
     
  5. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Dikkuyruk ördeğinden sadece 860 tane kaldı 08.04.2007 Milliyet

    Türkiye'de 1990'da 6 bin olarak tespit edilen ve bu yıl sayıları 860'a düşen dikkuyruk türünün acilen koruma altına alınması gerektiğini ortaya koydu.

    Doğa Derneği'nin Türkiye'deki su kuşları sayımı, kuraklık tehlikesinin kuşlar üzerinde yarattığı tehlikeyi gündeme getirdi.

    Araştırma, Türkiye'de 1990'da 6 bin olarak tespit edilen ve bu yıl sayıları 860'a düşen dikkuyruk türünün acilen koruma altına alınması gerektiğini ortaya koydu.

    Doğa Derneği Sulakalan Envanter Sorumlusu Orçun Onmuş, kuraklık tehdidinden etkilenen Kızılırmak, Yeşilırmak, Bakırçay, Kocaçay, Gediz, Göksu ve Menderes deltalarındaki su kuşu sayısının düştüğünü bildirdi. Onmuş, Yeşilırmak'ta bu yıl sadece 995 su kuşu sayıldığını belirtti.
     
  6. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Anadolu balıkları alarm veriyor 27.12.2006 Ntvmsnbc

    Gökçe, Akşehir İnci, Siraz, Kababurun, Kum balığı gibi sadece Anadolu’daki göl ve akarsularda yaşayan balıklar, sulak alan kaybı, barajlar, yabancı balık türlerinin gelişigüzel atılması ve aşırı kirlenme nedeniyle yok olma tehdidi altında...

    ADANA - Anadolu’daki göl ve akarsulara özgü (endemik) 62 balık türü bulunduğu, bu türlerin 41’inin “tehdit altında”, 18’inin “kırmızı hat”ta bulunduğu, 11’inin ise önlem alınmaması durumunda birkaç yıl içinde “yok olacağı” belirtildi.

    Doğa Derneği Önemli Doğa Alanları Sorumlusu Murat Bozdoğan, Türkiye’nin korunması gereken doğal alanlarının belirlenmesi amacıyla yürütülen çalışmada, göl ve akarsu balıklarının, ülkemizde en fazla tehlike altında olan canlı grubu olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

    Bozdoğan, yurt genelindeki iç sulak alanların yüzde 67’sinde sulak alan kaybı, barajlar, yabancı balık türlerinin gelişi güzel atılması ve aşırı kirlenme gibi nedenlerle balık varlığının tehlikede olduğunu, endemik 62 balık türünden 41’inin varlığının tehdit altında olduğu bildirildi.

    Yok olma tehlikesi altındaki türlerden 18’inin sadece İç Anadolu Bölgesi’nde kaldığını ve kırmızı alarm verdiğini belirten Bozdoğan, “Bunlardan 11’inin ise önlem alınmaması halinde birkaç yıl içinde tamamen yok olma endişesi duyuluyor” dedi. Bozdoğan, şöyle konuştu:
    “Nadir balık türleri açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biri olan Anadolu’da göller birer ikişer kurdukça, yeryüzünde yalnızca bu göllerde yaşayan balık türleri de tarihe karışıyor. Barajlar da balık türlerinin kaybına neden oluyor. Akarsu rejimine uyum göstermiş pek çok balık türü, suyun akışının durdurulmasıyla oluşan baraj göllerinde yaşayamıyor.”

    Bozdoğan, yabancı balık türlerinin göl, akarsu ve barajlara gelişigüzel atılmasının da bu konudaki sorunlardan birini oluşturduğunu vurgulayarak, “çoğu zaman iyi niyetle yapılan bu aşılama çalışmaları, yabancı balık türlerin yerli balıklarla rekabete girmesine ve zamanla doğal türlerin kaybına neden oluyor. Örneğin, bir zamanlar sadece Türkiye’de Beyşehir Gölü’nde yaşayan Gökçe balığı (alburnus akili), göle Sudak adlı etobur balığın atılmasıyla izini kaybettirdi. Kayıtlara ‘nesli yok oldu’ bilgisi düşülmemesine karşın bu balık artık görülmüyor” dedi.

    EKONOMİK KAYIP
    Bozdoğan, sulak alanların ve endemik balık türleri gibi Türkiye’ye özgü su gen kaynaklarının korunmasının, ekonomik açıdan büyük önem taşıdığını söyledi.

    Orta Anadolu’daki göllerin kaybıyla balıkçılık ve saz kesimi gibi geçim kaynaklarının ortadan kalktığını ifade eden Bozdoğan, bu konuda Devlet Su İşlerine büyük görev düştüğünü belirtti.

    Bozdoğan, Devlet Su İşlerinin 1950’lerden bu yana yürüttüğü projelerin, sulak alanların ve balık türlerinin yok olmasındaki nedenlerin başında geldiğini iddia ederek, şöyle konuştu:
    “Türkiye’nin su kaynaklarının yönetilmesinden sorumlu kurum olan Devlet Su İşlerinin, göl ve akarsularımızı sadece su kütlesi olarak deği, içindeki paha biçilmez gen kaynaklarıyla birlikte koruması ve kullandırması gerekiyor. Aksi takdirde su kaynaklarımızı değerlendirmek yolunda balık türleri gibi ülkemize özgü ve paha biçilmez zenginliklerimizi yok ediyoruz. Doğa Derneği, nadir balık türlerimizin daha da geç olmadan yaşatılabilmesi için Devlet Su İşleri ve diğer ilgili kurumlarla yakın işbirliği içinde çalışmaya hazır.”

    Bozdoğan, Beyşehir Gölü’nde yaşayan Gökçe balığının dışında, özellikle Akşehir ve Eber göllerindeki Akşehir İnci balığı, Bergama civarındaki bulunan derelerde yaşayan Çöpçü balığı, Beyşehir ve Melendez çaylarındaki Siraz balığı, Beyşehir Gölü’nü besleyen dere ve kaynaklardaki Kababurun, Ot ve Kum balıkları, İbrala Deresi’ndeki Dere Kayası balığı, Ereğli Ovası, Eğridir, Karataş göllerindeki Yağ balığının neslinin devamı için en kısa zamanda gerekli önlemlerin alınması gerektiğini sözlerine ekledi.
     
  7. eozsoyeri

    eozsoyeri Erdem Özsoyeri

    Mesajlar:
    1.976
    Şehir:
    İstanbul
    Kına yaksınlar:(..Şu atasözü geldi yine aklıma;

    "Son agac kesildiğinde ,son nehir kirletildiğinde ve son balık tutuldugunda anlayacak Beyaz Adam paranın yenmediğini.. "
     
  8. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    'Avrupa az balık yemeli' 27.09.2006 Bbc / Türkçe

    Doğal Hayatı Koruma Vakfı WWF, Avrupalılara balık yemeden önce iki kere düşünmeleri çağrısı yaptı.

    Rapor, balık tüketimine aynı hızda devam edilmesi halinde birçok balık türünün neslinin tükenme noktasına geleceği uyarısında bulundu.

    Özellikle pisibalığı, tükenme tehdidiyle karşı karşıya.

    Raporda, yakalanan pisibalıklarının yarısının çok küçük olduğu ve bu nedenle denize geri bırakıldıkları ancak bırakılıncaya dek çoğunun ölme noktasına geldiği belirtildi.

    WWF'nin Avrupa balıkçılık kampanyasından Justin Woolford, "Çok az sayıda balığın peşinde çok fazla sayıda tekne var. Ayrıca çok fazla yasadışı balıkçılık yapılıyor" diye konuştu.

    Raporda ayrıca kılış balığı avlamak için kullanılan yasadışı ağ balıkçılığına da dikkat çekildi ve bu yöntem nedeniyle her yıl 100 bin köpekbalığının öldüğünün tahmin edildiği vurgulandı.

    WWF, tüketicilerin sadece üzerinde özel bir etiket bulunan balık ürünlerini almaları gerektiğini belirtti.

    AB son yıllarda balık stoklarını koruma amacıyla Avrupa sularında balıkçılığı sınırlandırmıştı.

    Temmuz ayında Avrupa Komisyonu Baltık Denizi'nde morina balıklarının avlanması üzerindeki kotada yüzde 15 oranında bir kesintiye gidilmesini teklif etmişti.


    Görüldüğü üzere, bu tip haberler bitmez. Önemli olan hayvanların neslinin tükenmesinden ziyade onları bu yok olmaya iten insanların neslinin tüketilmesidir. Ayrıca bu forumdaki sağduyulu arkadaşlarımızın nesli tükenmesinde....
     
    Son düzenleme: 9 Ağustos 2007
  9. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Yüzgeç çorbası içmeyin 02.08.2006 Ntvmsnbc

    Pek çok kişinin korkulu rüyası köpekbalıklarının da soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.
    İSTANBUL - Bu canlıları kurtarmak için dünyanın çeşitli yerlerinde kampanyalar düzenleniyor. Bu kampanyalara ünlü isimler de destek veriyor. Bunlardan biri de ABD Ulusal Basketbol Ligi NBA’de oynayan çinli basketbolcusu Yao Ming.

    Köpekbalıklarının geleceği tehdit altında. Bunun başlıca nedeni aşırı avlanma. Zira, köpekbalıklarından elde edilen maddeler, gıda, ilaç ve kozmetik gibi sektörlerde kullanılıyor. Bir diğer tehlike de, Çin’de bir gelenek olan köpekbalığı yüzgeci çorbasına gösterilen rağbet.

    Köpekbalıklarını kurtarmak için dünyanın çeşitli yerlerinde kampanyalar düzenleniyor. Bu kampanyalara ünlü isimler de destek veriyor. Bu isimlerden biri de Çinli basketbolcu Yao Ming.

    Amerikan profesyonel basketbol ligi NBA’de ülkesini temsil eden ünlü oyuncu, Pekin’de düzenlenen etkinlikte halkına, köpekbalığı yüzgeci çorbası içmemeleri çağrısında bulundu.

    Yüzgeçleri kesildikten sonra ölüme terkedilen köpekbalıklarını koruma kampanyasına öncülük eden dev oyuncu, ayrıca soyu tükenme tehlikesi altında bulunan diğer hayvanları korumak için de çeşitli kampanyalara destek veriyor.

    Köpekbalığı yüzgeci ticaretinin yılda 10 bin tonu bulduğu, bir numaralı ithalatçısının da Çin olduğu belirtiliyor.
     
  10. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Türk Kurbağası sazan kurbanı! 16.07.2006 Milliyet

    Dünyada sadece Toroslar'daki, Ulukışla'da yaşayan 'Türk Kurbağası'nın nesli, Tarım İl Müdürlüğü'nün bölgeye attığı sazan balıklarının sayısının artması nedeniyle tehlikede

    Dünyada sadece Toroslar'daki Niğde Ulukışla'ya bağlı Bolkar Dağı'nda yaşayan, literatürde "Rana Holtzi" ya da "Türk Kurbağası" olarak adlandırılan Toros kurbağası, yaşam alanı olan Karagöl'e Tarım İl Müdürlüğü'nün attığı sazan balıklarının bollaşması yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
    Ulukışlalılar, volkanik dağda yaşadığı için zamanla evrimleşerek sessizleşen ve bilinen ünlü sesini çıkarmayan kurbağanın neslinin giderek tükenmesi yüzünden, yetkililerin ilgisizliğine isyan ediyor.

    Kurbağaları Koruma Derneği
    Her yıl geleneksel olarak temmuz ayının ilk haftasında yapılan Ulukışla ve Toroslar Kültür Sanat Festivali'ne (UTOKS) bilim adamları, çevreciler, yazarlar, sanatçılar davet edilerek. 'Türk Kurbağası'nın sessiz çığlığı Türkiye'deki duyarlı insanlara duyurulmak isteniyor. Bu amaçla Ulukışla'ya bağlı Maden köyünde, Kurbağaları Koruma Derneği bile kurulmuş.

    Dünya ilgi gösteriyor ama...
    Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar, "Çevre ve Orman Bakanlığı'na da yazdık, kimseden ses seda çıkmadı. Bu kurbağalar 1984'te, Uluslararası BERN sözleşmesiyle koruma altına alındı. Dünya biliyor ve ilgi gösteriyor, ama maalesef yetkililerimiz ve insanlarımız bu konuya yeterli duyarlılık göstermiyor" dedi.

    Kaçak avcılar ve kaçakçılar da var
    Karagöl'deki 'tehlikeleri' anlatan Avşar şunları söyledi:
    "İrileşen sazan balıkları kurbağaları ve yumurtalarını besin olarak tüketerek azalmasına yol açıyor. Ayrıca yasadışı yöntemlerle sazan balığı avlayanlar, kullandıkları dinamitle bu yıl da pek çok kurbağanın yaşamına son verdiler. Bazı doğa hırsızları da kurbağaları toplayıp yurtdışına kaçırarak sayılarının azalmasına yol açıyor. Özetle soyları tükenmek üzere."
     
  11. mallaca

    mallaca Halil Barış Şengül

    Yaş:
    44
    Mesajlar:
    4.028
    Şehir:
    Bursa
    Favori Kamış:
    Makinalı kamış olta,her türlü el oltası,rapala
    En İyi Avı:
    Kiloluk mırmır,Kiloluk iskorpit
    Biz bu dünyayı torunlarımızdan emanet aldık.Ama hıyanetliğin bin bir türlüsünü yapıyoruz.
     
  12. esabi

    esabi SENIOR MEMBER

    Yaş:
    47
    Mesajlar:
    4.881
    Şehir:
    istanbul
    Favori Kamış:
    reklama gerek yok
    Favori Makine:
    favori kamışım bölümünde yazıyor
    En İyi Avı:
    pulu imzamda
    Görüldüğü üzere, bu tip haberler bitmez. Önemli olan hayvanların neslinin tükenmesinden ziyade onları bu yok olmaya insanların neslinin tüketilmesidir. Ayrıca bu forumdaki sağduyulu arkadaşlarımızın nesli tükenmesinde....
    -------------------------------------------------------------------------------
    valla ibrahim kardeş bu ne hız yav biz senin yaşında değiliz az daha okuyacağım diye telef oluyordum gözzlerim şeşibeş görüyor
    paylaşımın için sağol
     
  13. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Ama iyi haberlerde var.

    Van Gölü balığı nasıl kurtarıldı? 21.06.2006 Hürriyet

    Van Gölü’nün sodalı-tuzlu sularında yaşayan tek balık olan İnci kefali, soyu tüketilmeye yüz tutmuşken, Van Yüzüncü Yıl Üniveristesi araştırmacıları tarafından yıllarca sürdürülen büyük bir çaba sonucu kurtarıldı
    ve sürdürülebilir bir balıkçılık programı ve projesi hayata geçirildi.

    Van Gölü 3712 km2 yüzey alanı ile ülkemizin en büyük gölü olmasının dışında, dünyanın en büyük soda gölü olma özelliğini taşıyor. Bu özel ekosistemde 36 tür zooplankton, 103 tür fitoplankton ile birlikte tek bir tür balık yaşamaktadır: İnci kefalı. İnci kefalı sazangiller familyasından Van Gölü’nün sodalı-tuzlu sularında yaşamaya alışmış tek endemik balık türüdür (Şekil 1).

    Dünyada Van Gölü Havzası’nın dışında bulunmayan bu tür, yaşamını gölde sürdürür. Ancak gölün sodalı suları yumurtlamasına uygun olmadığı için ilkbahar aylarında sürüler halinde akarsulara göç eder ve yumurtlamasını tamamladıktan sonra tekrar göle döner.

    Bu üreme göçü esnasında akarsuların üzerindeki doğal veya yapay engelleri somon/salmon balıklarına benzer şekilde atlayarak aşmaya çalışır. Van Gölü balıkçılığı bu tek türün yani inci kefalının avlanmasından ibarettir (Şekil 2).

    1993Ğ1997 yılları arasında yürüttüğüm çalışmalarla gölde ne kadar balık yaşadığı, her yıl ne kadar avlanıldığı, avcılıkta kullanılan av araçlarının teknik özellikleri ve karaya çıkarılan balıkların yaşları, boyları, ağırlıkları vb biyolojik özellikleri, mevcut avcılık düzeninin inci kefalı populasyonunu nasıl etkilediği gibi bilgiler ortaya çıktı.

    Yanlış avlama

    Bu sonuçlara göre inci kefalı yanlış avlanmakta ve inci kefalı balıkçılığı yanlış yönetilmekteydi. Avcılığın büyük bir kısmı balığın üreme göçü yaptığı Mayıs-Haziran aylarında yapılıyordu. Yılda 15 000 ton avlanan inci kefalının sadece %10’u üreme dönemi dışında, yasal yollardan yapılıyordu (Şekil 3).

    Hamsi avı bitince Karadeniz’den tırlara yüklenen tekneler, üreme sezonunda Van Gölü’ne geliyor, hamsiyi yok etme sınırına getirdikleri ağlarla üreme göçü yapan inci kefalları avlanıyordu. Bu yanlış ve aşırı avcılık yüzünden balığın boyu küçülmüş, yasal yollardan avcılık yapmaya çalışan birkaç balıkçının av verimleri iyice düşmüştü. Yani inci kefalının korunması için yeni bir yaklaşım ve uygulama modeli zorunluydu.

    Yeni model

    Bu yüzden sürdürülebilir bir balıkçılık için nasıl bir yönetim modelinin uygulanması gerektiği belirlendi. Balıkçının isteğine göre ayarlanan üreme göçü esnasında konulan -adı var kendi yok av yasağının- başlangıç tarihinin, 25 Mayıs’tan 15 Nisan’a çekilmesi için çalışma başlatıldı.

    Ancak konunun doğrudan muhatapları ilk etapta bu yeni modele sıcak bakmadılar. Böyle bir ihtiyacın varlığını kabul etmekle birlikte, asırlardır oluşmuş bir yanlış düzenin değişemeyeceğini söyleyerek uygulama içinde yer almadılar. Bu yüzden geliştirdiğim modelin uygulanmasını sağlamak için çevreye duyarlı Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile irtibat kurmayı düşündüm.

    Bir vesile ile Van’a gelmiş olan Asaf ve Şahika Ertan ile 1997 yılında tanıştım ve onların vesilesiyle birçok STK yaptığım çalışmaya ilgi duymaya başladı. Sürdürülebilir inci kefalı balıkçılık yönetim modelini uygulamak için birlikte çalışmaya başladık. İlgili bakanlıklar ve onların yerel teşkilatları ile inci kefalının korunması için defalarca görüşmeler yaptık.

    Kişisel çabayı aşan bu çalışmalar öğrenciler tarafından da dikkatle izleniyordu. 2000 yılında bir grup öğrencinin "Biz ne yapabiliriz?" sorusundan hareketle Ziraat Fakültesi bünyesinde öğrencilerden oluşan bir grup kurduk ve adını "Gönüllü İnci Grubu-GİG" koyduk.

    Gönüllü İnci Grubu

    Bu grup da bizim çalışmalarımıza katılmaya başladı. Böylece aslında ilk yerel sivil girişim ortaya çıkmış oldu. Göl çevresindeki balıkçı köyleri, jandarma karakolları, kaymakamlıklar, belediyeler hatta adliyeler defalarca ziyaret edildi. Her ziyaret edilen yerde inci kefalının korunması için yapılması gerekenler anlatıldı. Yöneltilen sorular ve verilen cevaplar ciddi bir doküman haline geldi. Daha sonra 2000 yılında bu sorular ve cevaplarını içeren doküman "İnci Kefalı, Bilgiler ve Mevzuat 2000" adıyla basıldı.

    2001 yılında ise ÇEKÜL VAKFI bünyesinde inci kefalı ve balıkçılık yönetimi ile ilgili bilimsel birikimlerin bulunduğu ilk kez tümüyle inci kefalı bilgilerini içeren "Van Gölü İnci Kefalının Stok Miktarının Tahmini ve Balıkçılık Yönetim Esaslarını Belirlenmesi" isimli kitap yayınlandı, tüm üniversite kütüphanelerine ve ilgili diğer kurumlara, kişilere gönderildi.

    Yürütülen etkinlikler

    İnci kefalının korunarak kullanılmasını hedefleyen proje bağlamında balıkçı köyleri eskiden olduğu gibi ziyaret edilerek her köyde birebir görüşmelerle balıkçılara üreme döneminde yapılan avcılığın türün devamı için neden bir tehlike oluşturduğu, buna karşılık kış balıkçılığına geçmenin kárlılığı anlatıldı. Proje kapsamında 2 adet balıkçılıkla ilgili afiş, 2 adet suyun doğru kullanımı ile ilgili afiş, 4 tip suyun doğru kullanımına ilişkin broşür bastırılıp dağıtıldı. Yürütülen çalışmalar hem ulusal hem de uluslararası düzeyde büyük beğeni topladı; 2002 yılında inci kefalı projesi UNDP-GEF/SGP tarafından "En iyi uygulama projesi" seçildi (Şekil 4).

    Gölde kullanılmakta olan balıkçı teknelerinin yapım teknikleri son derece ilkeldir ve güvenlik açısından büyük tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle Gemi İnşaa Mühendisi olan Doç. Dr. Öner Şaylan ve Haluk Şişmanyazıcı ile işbirliği yapıldı ve kendileri göl şartlarına uygun bir balıkçı teknesi modeli hazırladı.

    Yeni hedefler

    Van Gölü İnci Kefalı Sürdürülebilir Balıkçılık Yönetimi Çalıştayı yapıldı (2002) Yerel sorunların yerelde halledilmesi ihtiyacı karşısında, Van’daki gönüllülerin gerekse inci kefalı dahil başka projelerde de çalışan çeşitli Van gönüllülerinin katılımı sonucu Doğa Gözcüleri Derneği-DGD kuruldu.

    SAĞLANAN BAŞARILAR

    2001 yılından itibaren Su Ürünleri Sirküleri’nde inci kefalının gerçek üreme dönemi olan 15 Nisan-30 Haziran arasında avının yasaklanması kabul edilmiştir.

    Balık ağlarının göz açıklığının 20 mm’den küçük olamayacağı ve her teknede 5000 m’den daha fazla ağ bulunamayacağı hükmü getirilmiştir.

    Kurumlararası işbirliği sağlanmış, güvenlik birimlerinden özellikle jandarma teşkilátı tarafından, istisnalar dışında, sıkı bir denetim mekanizması kurulmuştur.

    Raporun hazırlandığı 2006 yılına dek yaklaşık 7000 ilköğretim ve lise öğrencisi seminerlere katılmıştır.

    DSİ ile yapılan görüşmelerle akarsulardan balık aleyhine su alınmasının önüne geçilmiştir. Ayrıca ilk kez bir köprü ayağında balığın akarsuyun yukarılarına çıkabilmesi için balık geçidi yapılmıştır; ne var ki bu yapı köprü genişletme çalışması nedeniyle ortadan kalkmış, ancak ileride köprü tamamlandıktan sonra yeniden yapılacağı sözü verilmiştir.

    Üreme dönemi balıkçılığı son derece azalmıştır. Kış balıkçılığı verimli bir hale gelmiştir. Kış balıkçılığında av verimi 2 kat artmış, balığın ortalama boyu 16.5 cm’den 19.5 cm’ye çıkmıştır.

    Göldeki balıkçı teknelerinin güvenli ve standart yapı tekniklerine uygun inşa edilebilmesi için Van Gölü şartlarına uygun bir balıkçı teknesi modeli hazırlanmıştır.

    Uzun süredir bilinen ve eski dönemlerde uygulanan bir gerçek, yerel idareciler tarafından kabul görür bir hale gelmiş ve gölün tek elden yönetilmesi sıklıkla teláffuz edilmeye başlanmıştır. Bu kapsamda Tatvan’da bir Liman Başkanlığı kurulmuştur.

    Balığın katma değerini artırmak ve ileride oluşabilecek pazar sorunlarını azaltmak amacıyla Van Ticaret Borsası ile birlikte inci kefalından TSE uygun konserve üretilmiştir.

    Geleneksel balık tuzlama yöntemine benzer ancak balığın bozulmasını güçleştiren bir tuzlama yöntemi geliştirilmiş ve balıkçı köylerinde tanıtımına başlanmıştır.

    Yapılan çalışmalarla, balıkçı köylerinde alternatif geçim kaynağı olarak büyük ve küçük baş hayvan yetiştiriciliği, ekolojik turizm, balık konserve ve balık tuzlama atölyesi gibi katma değer sağlayacak yöntemlerin altyapılarının hazırlanmasına devam edilmektedir.

    DGD’nin kurulmasının ardından inci kefalı projesinin devamı için yeniden bir proje hazırlandı ve UNDP-GEF/SGP’ye sunuldu. Çalışmaların bu aşamasında yenilenen projede, balıkçılığı bir ikinci iş kolu olarak değerlendiren, ana geçim kaynağı tarım olan vatandaşlar için alternatif geçim kaynakları modelinin oluşturulması, alternatif geçim kaynakları oluştururken yöre insanının sosyal, kültürel ve geleneksel yapısının araştırmalarla ortaya çıkarılması, inci kefalının üreme zamanında yapılan yanlış avcılığının arkasında sosyolojik nedenlerin bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve yöre insanının balığı yanlış yöntemlerle tuzlaması nedeniyle oluşan sakıncalı beslenme alışkanlığının değiştirilmesi hedeflenmiştir.

     
  14. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Devamı....

    Allahın balığı bitmez


    Yeni balıkçılık yönetim modelinin uygulanmasına, bazı balıkçı köyleri destek verirken bazıları şiddetle karşı çıkmıştır. Zaman içinde yürütülen çalışmalarla 15 köyden 12’si projeyi desteklemeye başlamış, ancak 3 köy halen yasadışı üreme dönemi balıkçılığını sürdürmede ısrar etmektedir.

    Bu yüzden projede sürdürülebilir balıkçılık yönetim modeline karşı çıkan ve destekleyen köylerdeki bu davranışların sosyolojik nedenlerinin olabileceğinden yola çıkılarak, sosyal-kültürel yapının belirlenmesi hedeflenmiştir.

    Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu başkanlığında proje ekibi tarafından 8 köyde, yetkili kurumlar bilgilendirilerek gerçekleştirildi.

    59 sorudan oluşan bu ankette kişilerin balıkçılıkla ilgili konumları, varlıkları, balıkçılık hakkındaki değerlendirmeleri, kimi balıkçıların ne zarar yaparlarsa yapsınlar Allah’ın verdiği balığın asla bitmeyeceğine inanmaları gibi balıkçılıkla ilgili inançlara dayanan fikirleri, basın-yayını takip durumları, sosyal çevre ile ilişkileri, tarımla ilişkileri, kendileri için benimseyebilecekleri muhtemel iş kolları, turizmin getireceği yeni ilişkilerin halen yapılmakta olan uygulamalar perspektifinden değerlendirilerek benimsenip benimsenmeyeceği, kendilerine önerilen yeni modelleri hangi yaptırım şekli ile kabul etme eğiliminde oldukları gibi hususlarda tespitler yapılmaya çalışıldı

    45 sayfalık rapor

    Sosyolojik yapıya ilişkin anket sonuçları 45 sayfalık bir rapor içinde özetlenmiştir. Burada bu sonuçların özetlenmesi her ne kadar mümkün değilse de en basit haliyle şöyle denilebilir:

    Van İli balıkçı köyleri Türkiye iç su balıkçılığı anlamında en çok ekonomik katma değer üreten yerleşim birimleridir. Üretilen ekonomik değer, kuşkusuz, bu köylerde yaşayan bireylerin yaşam kalitelerine yansımakta ve bu standartların gerektirdiği tutumlar yerleşmektedir. Yerleşen tutumların değişmesi genel olarak kolay gerçekleşmeyen bir durum olarak kabul edilir. Özellikle ekonomik faktörlerle sağlamlaşmış tutumların değiştirilmesi çok güçtür. Bu bağlamda araştırma iki önemli genel sonuç ortaya koymuştur.

    1. Yasak avcılıkla ilgili tutum değişiklikleri, olumsuz tutum takınan köylerde eğitim gibi araçlarla sağlanabilir. Ancak bu yaklaşımın uzun vadeli bir yatırım gerektirdiği unutulmamalıdır.

    2. Alternatif geçim kaynağı arayışlarında ortaya çıkan tutumlar dikkate alınmalıdır.

    Burada dikkat çekici olan, hemen hemen tüm köylerde "besicilik" konusunda bir istem olmasıdır. Her ne kadar ankete katılanlar, turizmi yeterince tercih etmemişlerse de bu alternatifin ancak örnek uygulama projeleri ve yatırımlarla ve yine eğitim yolu ile yerleştirilebileceği ortaya çıkmaktadır.
     
  15. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Aytekin abim konuyu sen açmasaydın belkide bunları buraya eklemeyi unuturduk sayende oldu, sayende birçok insan aydınlandı.Sen sağol, eksik olma...
     
  16. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Derin deniz balıkları yok oluyor 05.01.2006 Ntvmsnbc

    Atlas Okyanusu’ndaki derin deniz balıklarının soyu tükenmek üzere.

    PARİS - Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde yaşayan birçok derin deniz balığının soyu, ticari avlanmadan ötürü 20 yıl içinde tamamen tükenme tehlikesiyle karşı karşıya...

    İngiliz bilim dergisi Nature’ın son sayısında yayımlanan bir araştırmaya göre, Atlas Okyanusu’nun kuzeybatısındaki soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan balıkların durumu, Bengal Kaplanı veya pandalardan daha kritik seviyede bulunuyor.

    Kanada’nın Terra Nova bölgesindeki Saint-John Üniversitesi’nde birbiyolog ekibince yürütülen araştırmada incelenen 5 balık türünün, araştırmanın yapıldığı 17 yılın sonunda yüzde 87 ila yüzde 98 azaldığı tespit edildi. Kanadalı bilim adamları, 1978 ve 1994 yılları arasında yakalanan balıkların boylarında da yüzde 25 ila yüzde 57 azalma belirlendiğini belirterek, eldeki verilere göre bu balıkların üç kuşak sonrasında nüfuslarının yok olma noktasına geldiğini kaydettiler.

    Bu verilerle, bu balık türlerinin Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) “tehdit altındaki türler” listesinin en önde gelen kırmızı listesinde yer alacağı belirtilen araştırmada, soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan bu beş balık türünün, “Antimora rostrata’, “Coryphaenoides rupestris”, “Macrourus berglax”, “Notocanthus chemnitzi” ve Bathyraja spinicauda’ olduğu kaydedildi.

    “Coryphaenoides rupestris” ve “Macrourus berglax” türlerinin özellikle yüzey balıklarının tükenmesinden sonra ticari şekilde avlanmaya başladığı, daha az bulunan diğer üç türün ise Grönland açıklarındaki tütünbalığı avı gelişiminin kurbanı olduğu belirtildi.
    Derin deniz balıklarının, yavaş büyümesi, cinsel olgunluğa geç ulaşması, seyrek çiftleşmesi ve uzun zaman yaşaması (60 yıl kadar) nedeniyle son derece hassas balıklar olduğunun altı çizildi.

    Araştırmaya katkıda bulunan bilimadamları, bu balıkların fazla tanınmamasının, acil koruma önlemlerinin alınmasını engellememesi gerektiğini vurguladılar.
     
  17. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Kuzgun nesli tükeniyor 02.06.2005 Sabah

    Yok olmayla riskiyle karşı karşıya kalan yaklaşık bin 212 kuş türünün arasında Türkiye'de yaşayan Avrupa kuzgunu da bulunuyor.

    Kuşlar üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran uluslararası çevre örgütü BirdLife International önceki gün yaptığı açıklamayla dünyada yaşayan kuş türlerinin beşte birinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Yok olmayla riskiyle karşı karşıya kalan yaklaşık bin 212 kuş türünün arasında Türkiye'de yaşayan Avrupa kuzgunu da bulunuyor.

    CİDDİ RİSK


    Kuş türlerinin en yoğun olarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu kıtaysa Avrupa kıtası. Birçok nadir bulunan kuşun şu an hayatta 100-300 örneğinin kaldığının da altını çizen yetkililer sadece Yeni Zelanda'da her iki kuş türünden birinin yok olma tehlikesi altında olduğunu belirtti.
     
  18. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Ah Anadolu ah.....

    Anadolu’dan hangi yaban hayvanlar yok oldu? 07.05.2005 Hürriyet / Bilim

    Kaplanlar, aslanlar, filler, çitalar, parslar, yaban eşekleri... Neler geldi ve neler geçti ve artık Anadolu’da yaşamıyorlar. Tıpkı, anadoluda bizden önceki yüzlerce diğer uygarlık gibi onlar da tarihteki yerlerini aldılar. Peki, ya sonrası?

    Dünyada kıtasal özellik gösteren, bir çok türün anavatanı ve özellikle geçmişteki jeolojik ve iklimsel değişikliklerden etkilenen canlılara barınak olan Anadolu coğrafyası, dünyadaki herhangi bir kara parçasından çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir.

    Anadolu’nun coğrafik konumu, topoğrafik özllikleri ve iklim değişiklikleri nedeniyle, geçmişte ve günümüzde canlıların bileşimini ne denli etkilediğini bilmenin yanı sıra, on bin yıldır hüküm süren Anadolu medeniyetlerindeki sosyolojik olayların, hayvanlar üzerindeki etkilerini bilmek, bu toprakların sahibi olan bizlerin kaçınılmaz görevleri arsındadır.

    Eğer bu bilinci kazanamazsak, çok kısa bir zaman dilimi sonrası ağır suçlamalarla karşı karşıya kalacağımız gibi, insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen canlı varlıkları koruyamama nedeniyle bu zenginlik, hatta bu kara parçası üzerindeki haklarımız tartışmaya da açılabilir.

    Çevresel değişimin nedenleri

    İşte ekolojik değişimlere yol açan olgular: Tarihsel süreç içinde durmaksızın değişken bir döngü, yeniden doğuşları besleyen yok oluşlar, artlarında belirsizlik ve şaşkınlık... Giderek insanın değiştirme gücünün farkına varması sonucu, insanlarla hayvanların varoluş mücadelesi... Bunun sonucunda yaban hayatının bileşiminin değişmeye başlaması.

    Ekolojik değişimler sadece insan eliyle olmuyor. Örneğin buzul çağının başlaması, güneye doğru yavaşça inen bir yokoluş sürecidir. Bunun aksi olarak güneyli sıcak havaların kuzeye ilerlemesi kim bilir nasıl oluşumlara yol açtı. Bunlar insan etkisiyle olmayacak değişimlerdir.

    Bunun yanı sıra insana bağlanacak nedenler de var.

    Yayılıyoruz

    Özellikle savaşlarda sırf zarar vermek amacıyla yakılan ormanlar, oldukça fazladır. Tarım amaçlı açmalar o günlerde de vardı. Keza gereksinimi için olmayan, ama o günün insanına şan, şöhret kazandıran büyük yabanıl hayvanların avlanması, tutsak edilmesi günümüze kadar yansıyan ekolojik değişim ve oluşumlara yol açtı.

    Bu nedenlerle yaban hayatının bir bölümü günümüze kadar ulaşmadan yokolup gitti.

    Yaban hayatının insana zararı, bizim onların yaşam alanına musallat olmamızla bağlantılıdır. Büyük yırtıcıların insanın hedefi olmasının bir sebebi de, yaşlanan yırtıcıya en kolay avın silahsız insan olmasıdır. Bunun sonucu büyük yırtıcı hayvanları, hem intikam amaçlı hem de öyle güçlü bir yırtıcıyı avlamanın insana kazandıracağı şeref ve saygınlık uğruna yok edilmişlerdir.

    Günümüzden 2000 yıl önce soyu tükenmiş hayvanların yaşam ortamları, hemen hemen insan ile aynıdır. Dolayısıyla insanın egemenlik alanında yaşam şansı kalmayan otoburlar tarih sahnesini en büyük ve güçlü rakibi insanoğluna bırakıp silinip gitmişlerdir.

    Doğada bir türün fert sayısı belli bir düzeyin altına indiğinde artık neslin devamlılığı tehlikeye girmiş demektir.

    Etobur yırtıcıların yanında otobur yaban hayatında da günümüze ulaşmayan türleri sıralarsak:

    Artık tanımadığımız türler

    Asya Fili (Elephas maxima asurus): M.Ö.I. Yüzyıla kadar başta Fırat Havzası olmak üzere Anadolu’da yaşayan en büyük hayvanımızdı. Yaşama alanlarını insanların kendi lehlerine kullanmaları sonucu giderek yok olmuşlardır.

    Yaban Eşeği (Equus hemionus anatoliensis): 12. Yüzyıl sonuna kadar bilinen ve özellikle Anadolu’ya has bir türdü. Bu savunmasız hayvanın on bin yıllık medeniyetler çatışmasına sahne olan Anadolu’da 12. Yüzyıla kadar yaşaması da mucizedir.

    Aslan (Panthera leo persica): Anadolu’daki son kayıt 1880, Birecik’tir. Aşağı Fırat Havzasında yaşayan bu hayvan bu tarihten sonra bir daha görülmemiştir. M.S 3. Yüzyılın başında yazan Aelianus, Pangeus tepesinde (Trakya) ayının yanı sıra aslan da bulunduğunu belirtmektedir. (Hist. Animal., III, 13)

    Tchıhatchef’e göre; Trakya’nın sert iklimi bu yörede aslan bulunmasına karşı bir kanıt olarak ileri sürülemez. Çünkü, Aucher-Eloy ( Relat.d’un voyage en Asie, II. Bölüm, s. 632 )

    İran’da, Zardaku dağının hiç erimeyen karların hemen yanında aslanlarla karşılaşmıştır.

    Ormansız aslan olmaz

    Humboldt’a gönderilen ve Zeitschr. Für allg.Erdkunde, c.II, s.42’de yayımlanan bir mektupta, Cezayir’in meşhur aslan avcısı, Aures dağlarında sürekli aslan bulunduğunu ve bu hayvanların eksi on derece altına kadar inen sıcaklıklara çok rahat dayandıklarını anlatıyor ve genellikle aslanın aşırı sıcaktan çok aşırı soğuğa dayanabildiğini ekliyor: "Yeter ki avlanabileceği hayvan sürüleri ve ormanlar bulabilsin".

    Bu konuda son derece uzman bir yargıcın bu son gözlemi belki de aslanın yüzyıllardır sürdürdüğü garip geri çekilme hareketini, Helen ve Anadolu yarım adalarını ve Suriye’yi yavaş yavaş boşaltıp, Ammien Marcellin zamanında çok yaygın olduğu (XVIII, 7), Dicle ve Fırat’ın geçtiği ülkelerde bile artık kalmadığını açıklamaktadır.

    Gerçekten de bu yörelerde görülen çok büyük nüfus azalması ile bu olayın at başı gitmesi işi iyice içinden çıkılamaz hale getiriyordu.

    Çünkü insanın varlığı genellikle yırtıcı hayvanlarla bağdaşmaz ve insanın boşalttığı alanlara yırtıcı hayvanların geri dönecekleri düşünülebilirdi; ama tam tersine insanın azalması hayvanlarında geri çekilmesine yol açmış gibidir ve anlaşılmaz olan da budur.

    Bu bilmece, ormanların yok edilmesiyle nüfus ve dolayısıyla evcil hayvan azalmasının birleştiklerinde, aslanın eskilerin zamanında yaşadığı bir çok bölgeyi terk etmesini belirleyen ana nedenler olarak kabul edilirse, kendiliğinden bir çözüme kavuşur.

    Postu müzede

    Çita (Acinonyx jubatus): Aşağı Fırat Havzasında 19. Yüzyıla kadar yaşadığı bilinmektedir. Zaman içersinde bu hayvanın beslenmesinde önemli yer tutan ceylanların ortadan kalkmasıyla, bölgeden çekilmeleri ve giderek yok olmaları söz konusudur.

    Kaplan (Panthera tigris virigata): Anadolu’daki son kayıt 1970, Hakkari Uludere olarak saptanmıştır. Türkiye, İran, Irak üçgeninde yaşamış olduğu bilinen kaplanın Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşamış olduğu, 1970 yılında Hakkari ile Uludere ilçesinde Şehit Şen tarafından vurulmuş kaplanın 122 cm uzunluğundaki postu halen Ali Üstay müzesindendir.

    Prof. Dr. Turan Baytop’unda kaplan ile ilgili incelemesi olduğu bilinmektedir. Van yöresinde kaplan popülasyonunun incelenmesi için 1970 yılında Kolombiya Zooloji Parkı ile yazışmalar yapıldığı düşünülürse, Anadolu’muzda hatırı sayılır miktarda kaplanın bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır.

    Kaplanın Siirt ve Hakkari arasındaki bölgede yakın zamanımıza kadar yaşadığı, daha sonra bu bölgelerden hiçbir ihbar alınamadığı bilinmektedir. Bu durumu büyük yırtıcıların zaman içersinde güneye doğru çekilmelerine bağlamak mümkün olabilir.

    Pars: Natural History Müzesi’nde

    Anadolu Parsı (Panthera pardus tulliana Valenciennes): M.Ö. 51 yılında Roma Hükümetinin Kilikya Valisi olarak, Anadolu’nun Toros-Antitoros, Amonos dağları ile deniz arasındaki güney doğu bölgesinin idaresini verdiği, Cicero’nun Coelius’a yazdığı mektuplara göre; Afrika türlerinden farklı olan Anadolu’da canlı parsların avlanması çok önemli bir hal değildir.

    Bu avlanmalar Likya (doğu güneyin çıkıntı halindeki kısmı), Lokonya (Toroslarla Konya arasındaki kısım) ve Kilikya’dır. Bu günde parsların yaşamış veya muhtemelen bulunacakları yerler, bu eski eyaletlerin içindedir. Plinius gibi diğer bazı yazarlar da küçük Asya’da parsın mevcut olduğunu işaret etmişlerdir. Anadolu için endemik olan ve çok eski zamanlardan beri orada yaşayan parsın hayvan coğrafyası bakımından önemi büyüktür.

    Tchihatcheff’in büyük seyahat kitabında, 1850 yılında kendi avladığı parsın resmi bulunmakta ve Panthera pardus tulliana Valencıennes adı verilen bu ırkın, Küçük Asya’dan takriben Transkafkasya’ya kadar yaşadığı kabul edilmektedir.

     
  19. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    Devamı...

    Yavruları satıldı...........

    Charles Danford’un 1875 ve 1879 yılındaki seyahatlerinden edindiği bilgilere göre; 20.11.1879’da Osmaniye yakınında Gavur dağında vurulan dişi bir parsın ölçüleri: Baş ve gövde uzunluğu takriben 150 cm. Kuyruk uzunluğu 94 cm. Omuz yüksekliği 66 cm’dir. Buna ait kafatası ile iskelet 1931’de Whittal tarafından Karacahisar’da vurulmuş bir parsın postu ile birlikte Britanya Natural History müzesindedir.

    1942 Yılında İzmir ili Urla ilçesi dağlık alanında bir çoban tarafından yavru pars yakalanmış ve İzmirli tanınmış avcılardan Murat Türkmenoğlu’na satılmıştır. Murat Türkmenoğlu tarafından 9 ay bakılan pars büyüyünce İzmir hayvanat bahçesine armağan edilmiştir. İzmir hayvanat bahçesinde gösterime sunulan esaret altındaki "zoza" adlı parsın fotoğrafı, 1946 yılında İstanbul Üniversitesi fotoğrafçısı Cafer Türkmen tarafından çekilmiştir.

    Atatürk Orman Çiftliği Ankara Hayvanat Bahçesi fil damı denilen binanın 2. Katındaki tahnit edilmiş Anadolu Parsı, 1952 yılında Aydın ili Dilek Yarımadası Dilek dağında, Kırk basamak mevkiinde, Güzelçamlı köyünde, Afyonlu Mehmet (Mehmet Karabulut) kapanla yakalamıştır. Ankara Hayvanat Bahçesinde 6 yıl yaşamıştır. Adı "Efe" olarak konmuştur. Tam boyu (burun ucundan kuyruk ucuna kadar) 170,5 cm’dir.

    Bursa’da bile yaşadı

    Anadolu Parsının yaşadığı yerleri tespit çalışmaları 1953 yılında, İzmir’in Hinterlandında Tire civarındaki Güme dağlarından başlayarak Aydın dağı, Efes harabeleri v.s de dahil olmak üzere geniş bir sahada yapılmıştır. Buna göre; Güme dağı, Aydın dağı bunların devamı Cibe dağı, Kuyumcu dağı, Kapulu dağı, Boğazı dağı, Selatin dağı, Kartal dağı gibi dağ silsilelerinde bulunduğu bildirilmiştir. Kuşadası, Şirince, Akçaşehir, Akyurt, Hisarlık köyü, Hamzabey ve Büyük Kale gibi yerlerde de Parstan bahsedilmektedir.

    Bursa ilinde (Gemlik, İznik, Karacabey, Yenişehir ve Orhangazi) ve Çanakkale çevresindeki dağlık sahada da Pars yaşamıştır. Evvelce bu yerde Turuva bulunuyordu. Homer’in pars avı da büyük bir olasılıkla burada yapılmıştır.

    Evliya Çelebi seyahatnamesinde İzmir Sığacık yöresinde ve Şebinkarahisar ve Erzincan civarında Pars görüldüğü doğrulamaktadır. Selçuk-Efes arasındaki "kaplanboğazı" mevkii ismi üstünde parsın bu yörede çokça bulunduğunun bir işareti sayılmaktadır.

    Anadolu’daki son kayıt, 1974 Beypazarı olarak bilinmektedir. 17 Ocak 1974 Yılında Ankara ili Beypazarı ilçesinin 5 km batısında Bağözü köyünden Havva Köksal adlı kadına saldırıp, kolunu iki yerden kıran ve köy bekçisi Ahmet Çalışkan tarafından vurulan parsa ait tahnit Ankara MTA Tabiat Tarihi Müzesinde sergilenmektedir.

    Üç memeli daha

    Sazlık kedisi (Felis catus Güldenstaedt): Bu türlerin önceki sayıları hakkında bir fikir olmamasına rağmen, tarım için hızla alan kazanıldığı güney illerimizde, hızla küçülüp kaybolan sazlık ve çalılıklarla beraber, bu kedilerinde hızla yok oldukları bilinen bir gerçektir.

    Ceylan (Gazella dorcas L.): Elli beş- altmış yıl önce Antakya’da Belen geçidinin 7-8 km güneyine doğru gidildiğinde, ormanla yaylalar arasında rastlanması mümkün olan bu ender memelimiz, artık buralarda aranmakla da bulunamıyor. Not : Gazella subgutturosa Güldenstaedt (Acem gazeli, Kursaklı ceylan) ise, Urfa’nın Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliğinde korunmakta ve üretilmektedir. Çiftlik arazisi dolaşıldığında bir günde 30-40’lık 8- 10 sürüye rastlamak mümkün olabilmektedir. Fakat hayvanların acımasıca avlandıkları çiftlik dışında bir tek örneğe rastlamak mümkün değildir.

    Arap tavşanı (Allactaga williamsi laticeps Nehring) : 1938-1939 Yıllarında Ankara Gerede arasında gece otomobille seyahat edip de 1-2 Arap tavşanına rastlamamanın olanaksız olduğu eski avcılarca bildirilmesine karşılık, bu gün bir tekine bile rastlamak mümkün değildir.

    Sonuç olarak

    Birkaç istisna dışında memeliler açısından tüm olumsuzlukların sınai süreci ile birlikte son yarım yüzyılda meydana gelmesi, insanlık açısından hiç de affedilecek bir sonuç değildir. İnsanlarımız doğal varlığımız olan memelilerin resimlerini dahi çocuklarına gösteremez duruma gelmiştir.

    Ekonomik sorunlarımızın öncelikli olarak gündemde tutulması, doğal varlığımız olan yabani memelilerimizin varlığını tehlikeye düşürmemelidir. Çünkü; geç kalındığında on binlerce yıllık evrim sonucu ortaya çıkmış bu varlıklarımızı bir daha geri getirmek mümkün olmamaktadır.

    Unutulmamalıdır ki ekonomik krizler aşılabilir, fakat ekolojik krizler (ekokriz) sonucunda, doğal varlıklarımız insan kaynaklı faaliyetlerin etkinin altında kalarak doğal özelliklerini gün geçtikçe yitirerek tarihteki yerlerini almaktadırlar.

    Anadolu topraklarındaki haklarımızı tartışmalı hale getirmemek için, o topraklarda şimdiye kadar yaşamış ve halen yaşamakta olan bütün varlıkları en ince ayrıntılarına kadar bilmek ve tarihsel olarak sahip çıkmak, ekolojik öncelikli olarak korumak yaşamsal görevlerimiz arasındadır.

    KAYNAKLAR:
    BARCLAY, E.N. : Notes on the fallow deer of Asia Minor. Ğ Ann. Mag. Nat. Hist. 1934.

    DANFORD, C.G. ve ALSTON, E.A. : On the mammals of Asia Minor. I.II. 1877-1880.

    DEMİRSOY, A. : Yaşamın Temel Kuralları. Omurgalılar/Amniyota. III/II. Ankara. 1992.

    ÇAĞLAR, M. :Biologi. 7. 3.(29). 1957.

    ELLERMAN, J.R. ve MORRISON-SCOTT,T.C.S. :Checklist of Palearctic and Indian mammals.

    KAYAÖZ, E.: Anadolu Biyoloji Tarihi Çalışmaları. 1999-2001.

    KİZİROĞLU, İ. : Ekolojik Potpuri. 2001.

    LYDEKKER, R. : Catalogue of the ungulate mammals. London, 1913.

    MURSALOĞLU, B. : Türk Biologi Dergisi. 14. 2. 1964.

    TCHIHATCHEF, P.DE. Une page sur I’Orient. Paris.L. Guerin et Cie. 1868.

    TCHIHATCHEF, P.DE .Le Bosphore et Coostantinople avec Perspectives des Pays Limitrıphes,1864.

    TOLUNAY, A.M. : Özel Zooloji. Chodata ve OMURGALILAR. İstanbul. 1953.

    TOPÇUOĞLU, S. : Türk Biologi Dergisi. 14. 3. 1964
     
  20. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    'Deniz alası' tehdit altında 29.04.2005 Cnn Türk

    Karadeniz'de, çevre kirliği, sahil yolu ve çarpık kentleşme ender bulunan balık ve bitki türlerini tehdit ediyor.

    Tüm dünyada korunması gereken türler arasında yer alan 'deniz alası' yani kırmızı pullu alabalık tehdit altında.
    Türkiye'de sadece Fırtına deresi ve Arhavi civarında yaşayan deniz alasının yuvalama alanları hızla tahrip ediliyor. Karadeniz sahil yolu için Fırtına deresinden çıkarılan kum ve çakıl nedeniyle hem balık yuvaları bozuldu hem de derenin yatağı değişti.
    Deniz alası'nın, korumaya alınan balık türlerinin kayıtlı olduğu kırmızı kitapta da uluslararası alanda korunması gerektiği belirtiliyor. Çünkü deniz alası, sadece Kanada'nın güneyi ile Karadeniz'de Fırtına deresi ve Arhavi'de yaşayabiliyor.
    Fırtına vadisine hidroelektirk santrali yapılmasına karşı çıkan çevreciler, endemik tür deniz alasının yok olacağına dikkat çekmişlerdi. Barajdan bırakalacak az miktardaki su deniz alasının yaşamı için yeterli değil.
    Santral inşaatı yargı kararıyla durduruldu ama deniz alası için tehlike geçmedi. Çünkü bu kez de sahil yolu için çakıl gerekiyordu. İnşaat şirketleri de soluğu Fırtına deresinde aldı.
    Fırtına deresinin ilk üç kilometresindeki çakılların büyük kısmı otoyol için taşındı. Dere yatağı sık sık değişti. Şimdi de çakıllar üç ile yedinci kilometre arasındaki bölümden çıkarılıyor.
    Enerji Bakanlığı'ndan özel izinle çalışan firmalar için önemli olan sahil yolunu bir an önce bitirmek. Ama asıl biten, bitki örtüsüyle, balıklarıyla dünyanın en önemli 100 vadisi arasında gösterilen Fırtına vadisi.

    Karadeniz'de sahil yolu 'yok ediyor'

    Karadeniz'de yapımı süren sahil yolu da doğal güzellikleri yok ediyor. 150 köy ve plajdan yol bittiğinde sadece 10'u kalacak.


    Karadeniz kıyı şeridinde Trabzon'da, Rize'de, Giresun'da halkın denizle bağlantısı kesiliyor. Otoyol bittiğinde Karadeniz sadece seyirlik deniz haline gelecek.
    Samsun'dan Sarp'a uzanan Karadeniz sahil yolu dokuz yıldır bölgenin ana gündem maddesini oluşturuyor. Çünkü yol şekillenmeye başlayıp, sıra koylara gelince Karadenizliler başlarına geleni anladı.
    Karadeniz sahil yolu aleyhine açılmış onlarca dava bulunuyor. Ordu, Fatsa, Giresun, Eynesile ve Arhavi’de açılan mahkemeler hep halkın lehine karar vermesine rağmen karayolu çalışmaları bundan pek etkilenmedi. Avukat Ömer Faruk Altıntaş, idare mahkemesinin kararına rağmen çalışmaların devam ettiğini söyledi.
    Yol yapım çalışması sırasında maliyeti düşürmek için yapılan deniz dolgusu da yol kadar tepki görüyor. Bazı bölgelerde şehrin çöpü denize dolgu oluyor. Bazı bölgelerde de dağdan sökülen kayalar ve derelerden çıkarılan çakıllar dolgu olarak kullanılıyor.
    Yolun maliyeti sürekli yükseliyor
    Çekül Vakfı İl Temsilcisi Uğur Karaibrahimoğlu, yıllarca bayındırlık il müdürlüğü yaptığını, teknik yönden bakıldığında yolun istikbalini pek parlak görmediğini söyleyerek, “deniz bu yolu alır” dedi. Ucuz olsun diye, deniz dolgusuyla yapılan yolun maliyeti katlandı. Trabzon’da 40 milyon dolara ihale edilen yolun faturası 140 milyon dolara ulaştı.
    Karadeniz otoyoluna hayır diyen illerden sadece Ordu ve Arhavi verdikleri mücadeleyi kazandı. Diğer bölgelerde ise karayolu yapımına devam eden firmalar kazandı. Avukat Ömer Faruk Altıntaş davayı kazanacaklarını, ama yolun da o zamana kadar bitmiş olacağını söylüyor.
    Yaylalar hızla betonlaşıyor
    Karadeniz Bölgesi’ndeki çevre tahribatından yaylalar da etkileniyor. Yıllardır en gözde yaylalar arasında gösterilen Haçka'da tam bin beton ev var. Düzköy'de de dört yıldır bir türlü ihale edilemediğinden 15 evli Yaylakent çürümeye terk edildi
    Karadeniz’de baharın gelmesiyle birlikte karlar erimeye başlayınca, sular daha gür akmaya başladı. Karadeniz yaylalarında kardelenler hızla boy göstermeye başladı.
    Yaylalarda da çok katlı apartmanlar var
    Turizm sezonu daha yeni başladığı için yollar şimdilik tenha, ama dağların etekleri betondan görünmüyor. Karadeniz’de kent merkezlerindeki çok katlı apartmanlar, yaylalara doğru çıkılırken de yolcuların peşini bırakmıyor.
    Bir saatlik yolculuk sonunda ulaşılan bin 800 metre yükseklikteki Trabzon Haçka yaylasındaki manzara içler acısı görünüyor. İki üç katlı tamamı boş binaların yaratığı çirkinliği kır çiçekleri kapatamıyor.
    Oysa bir kaç yıl önce Haçka yaylası, Karadeniz'de parmakla gösteriliyordu. Birkaç hafta tatil yapmak için yaylalar betonlaştırılırken, Düzköy'de doğa dostu bir yaylakent çürümeye bırakıldı.
    Ağaç evlere rağbet yok
    Düzköy Yaylakenti 2000 yılında turizme katkı için yapıldı. Yaylakent’te 15 ağaç ev ve bir restoran bulunuyor. Ama beş yıldır, ağaç evler çürümeye terk edildiğinden hala ihaleleri yapılmadı.
    Trabzon Valiliği ve belediye, yaylalardaki betonlaşmaya karşı mücadele veriyor. Ama yazın şehirden uzaklaşmak isteyen ve bin 800 metre yüksekte yaşamak isteyenlerin önüne geçmek de kolay olmuyor.
    Karadeniz çöpten can çekişiyor
    Kıyı şehirlerin çöplerini taşımak zorunda kalan Karadeniz kimilerince 'çöp deniz' olarak nitelendiriliyor.
    Hergün binlerce ton çöp Karadeniz kıyılarına dökülerken, koku yapmaması için de üstleri toprakla örtülüyor. Çöplerden sızan sular ise sağlığı tehdit ediyor.

    Trabzon’da hergün onlarca çöp kamyonu Moloz mevkiine kentin çöpünü döküyor. Hazırda bekleyen iş makinası da üzerini toprakla örtüyor. Bu yöntem sadece Trabzon’da değil, Rize ve Giresun’da da uygulanıyor.
    Karadeniz’e kıyısı olan ilçelerde de durum farklı değil. Ancak yılların birikimi artık hem Karadeniz'i, hem de Karadenizli'yi tehdit ediyor.

    Dağ görüntüsünü alan çöpler, Karadeniz’de yıllarca başta kanser olmak üzere sağlık sorunlarının ana kaynağı olarak gösterilen Çernobil'den bile daha tehditkar hale geldi.

    Dereler Karadeniz’e çöp taşıyor

    Karadeniz'e hayat veren dereler, denizdeki kirliliğin ana kaynağı oldu. Yeşilin orta yerine dikilen çok katlı binalar, atılan çöpler, kanalizasyon ve dere yataklarına kurulan işletmeler hem havayı, hem de suyu kirletiyor.

    Maçka'da Değirmendere, Vakfıkebir'de Fol, Akçaabat'ta Söğütlü deresinden Karadeniz’e zehir akıyor. Doğayı hoyratça tahrip eden Karadeniz insanı da faturayı zehir soluyarak ve damacana suyu alarak ödüyor.
    Çarpık yapılaşma çevreyi tehdit ediyor
    Karadeniz’de hızlı çarpık yapılaşmanın yarattığı çevre sorunları da dere boylarında her geçen gün ağırlaşıyor. Dere ve vadilerdeki yapılaşma heyelan tehlikesini artırırken, su baskınlarına da davetiye çıkarıyor.

    Trabzon'daki Değirmendere belediyenin kanalizasyon akıttığı derelerden biri.
    Dere boyunca dizilen asfalt fabrikası, sanayi sitesi ve kömür işletmeleri hem Değirmendere'yi, hem de vadiyi zehirliyor.

    Yağmur yağdığında dere bulanınca Trabzon’da su kesintisi yaşanıyor. Yeterli arıtma olmadığı için de suyun bu denli bol olduğu topraklarda halk damacana suyu içiyor.
    Atasu barajıyla birlikte Trabzon'un içme suyu sorunu bitecek. Ama başta Değirmendere olmak üzere bölgeye hayat veren Fol, Aksu, Söğütlü gibi derelerin bir an önce kurtarılması gerekiyor.
    Arıtma tesisleri yapılıyor
    Çevre ve Orman Bakanlığı’nın belediyeleri uyarmasıyla Artvin, Rize, Trabzon., Giresun, Ordu’da katı atık tesislerinin yapımına başlandı.
    Ancak bu tesislerin faaliyete geçmesi en az iki yıl sürecek. Arıtma tesisleri bitene kadar da Karadeniz’de manzara değişmeyecek
    Karadeniz’e için çevre projesi
    Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Türkiye'nin, AB süreciyle birlikte en önemli çevre sorununu katı atıkların bertarafı olarak nitelendirdi. Çöp sorunu önemli boyutlara ulaşan Karadeniz Bölgesi'nde çözüm yolları aranıyor.

    Bölgede, uygun depolama alanlarının yokluğu, katı atık yönetiminin yetersiz oluşu nedeniyle çöpler çoğunlukla boş alanlara veya sahile yakın yerlere dökülüyor.

     
  21. SüperAcemi

    SüperAcemi

    Mesajlar:
    160
    Şehir:
    İstanbul
    Favori Kamış:
    Valla olta ile bir kaç kere avlandım.
    En İyi Avı:
    Bir keresinde 4-5 tane istavrit yakalamıştım..Haa birde yengeç...:)
    İllerde böyle...

    Çevre ve Orman Bakanlığı da, katı atıkların bertafına yönelik bölge çapında çalışma başlattı.

    Samsun

    Samsun'da uzun yıllardan beri önemli sorun olan çöp, 1999’da başlatılan fizibilite çalışması projesiyle hayata geçiriliyor. ‘Samsun Katı Atık Projesi’ adıyla başlatılan proje, Samsun'a çağdaş bir katı atık istasyonu kazandırmayı hedefliyor.
    Proje çalışmaları kapsamında Samsun'un yanı sıra çevre belediyelerin de atık istasyonu olarak kullandığı Yılanlıdere Çöp İstasyonu da rehabilite ediliyor.

    Sinop

    Sinop merkez ve ilçe belediyelerinin ortak sorunu olan çöp konusuna köklü çözüm getirebilmek için Sinop Belediyesi çalışmalarını sürdürüyor.

    Sinop Belediye Başkanı Zeki Yılmazer, katı atık merkezi için kaynak arayışında olduklarını söyledi. Proje gerçekleştirilirse Sinop'un çöp sorunu önemli ölçüde çözülmüş olacak.



    Sinop yıllarca Çukurbağ yöresindeki çöp istasyonunu kullanıldıktan sonra şimdi kenten 20 kilometre uzaklıkta bulunan Meşe Dağı yöresine katı atıkları döküyor.

    Ordu

    Ordu da çöp sorunu konusunda önemli sıkıntı yaşayan iller arasında yer alıyor. Ordu’nun Gölköy İlçesi Damarlı beldesinde bir bölgenin çöp alanı olarak tahsis edilmesi çalışmaları sürdürülüyor.

    Bu amaçla, Ordu Belediyesi ile Gülyalı, Perşembe, Ulubey, Gürgentepe, Kabadüz ve Gölköy ilçe ile Saraycık Belde belediyeleri ortak bir çalışma başlattı.

    Ordu'da, katı atıklar yaklaşık 20 yıldan bu yana Durugöl Mahallesi'nde Melet Irmağı havzasındaki bir bölgeye dökülüyor.
    Rize

    Rize’de ise, çöp alanı şehrin içinde kalmış durumda. Rize Belediye Başkan yardımcısı Mehmet Çolakoğlu, valilik binası karşısında bulunan çöp alanının şehrin içinde kaldığını söyledi. Çolakoğlu, şehir merkezindeki bu vahşi depolamayı ortadan kaldırmak için var güçleriyle çalıştıklarını belirtti.

    Zonguldak

    Zonguldak'ın Kozlu Beldesi karayolu kenarında bulunan deniz kıyısındaki katı atık sahası 20 yıldır ‘vahşi depolama’ alanı olarak kullanılıyor.

    Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yılmaz Yıldırım, ‘vahşi depolama’ şeklinin kötü kokulara, görüntü kirliliğine neden olduğunu belirtiyor.

    Zonguldak Belediye Başkanı Secaattin Gonca da, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın katı atıklarının depolanması ve bertarafı için başlattığı projeye kentin de dahil edildiğini belirtti. Gonca, proje kapsamında yer tespiti çalışmalarına başladıklarını da söyledi