En sonunda balık hasretine son verecektim. Mutlu, neşeli ve heyecanlı olmam gerekirken gergin, sinirli ve pimpirikliydim. Bunun sebebi ise benim yol arkadaşlarımın bazıları: Mustafa, Avni ve Merdan. Allahdan Hüseyin vardı da bana balık tutmada arkadaşlık etti. Bu üç kişi günümün istediğim gibi geçmeyeceğinin sinyalerini daha perşembe akşamından vermişlerdi. Ben sabah 5'de kalkalım diyorum onlar ne işimiz var sabahın köründe, bari 6:30 da kalkalım diye diretiyorlar. En sonunda saat 6 da anlaştık ama beyefendilerin uyanmalarını beklemekten saati 6:40 yaptık

Bütün yol boyunca başımın etini yediler, aman yavaş sür, dikkatli sür, şöyle sür böyle sür. Tedirgin olmalarınada hak vermedim değil. Bundan önceki av dönüşümde 10 Nisanda Konya Yolundaki Bala kavşağına gelmeden Oğulbey mahallesinde kaza yapmıştım. Köprüköye gidenler bilir o yolun ne kadar pis bir yol olduğunu. Yoldan çıkıp takla almıştım da Allah'dan bana bir şey olmamıştı.
Neyse lafı uzatmayayım, saat 8:00 gibi Köprüköye geldik. Su bana yükselmiş gibi geldi. Resimlere bakıp yanılıp yanılmadığım söyleyebilirsiniz.
Eski köprüyü geçip çeşmenin solundan yukarı çıkıp tam istediğim yere kurulduk. Şahane bir manzara eşliğinde kahvaltımızı yaptık.
Kahvaltı faslı bittikten sonra Hüseyinle ben oltalarımızı elimize alıp karşı tarafta avlanmak için yola koyulduk. Bizim olduğumuz taraf biraz pisti. Gerçi bu "biraz" lafı göreceli, bu yüzden resimi koyuyorum. Kendiniz görün ve karar verin.
Eski köprünün üzerinde bir abi de avlanıyordu. Durup biraz sohbet ettik. Canlı yem kullanıyormuş, sabahtan beri buradaymış ve 3 tane tutabilmş.Bize de aynı bildik nasihatı verdi: Canlı yem kullanın, sahte balığa pek bir şey gelmiyor. Ben içimden ya sabır çekiyorum. Her yerde bu laf. İyi güzel de canlı yemi bulamadım kardeşim, yok! Neyse tepeleri aşıp taşlardan zıplayıp avlak yerimize ulaştık ve oltaları sallamaya başladık.
Oltayı sallamaya başlamamla gerilmem hemen başladı. Ben sahte balığı taaa karşı kıyıya kadar atmışımdır diyip uzaklara bakarken balık 5 metre öteme düşmüş. Sebebide misinanın makaraya sarması. Amerikan sarmaşığı gibi makaraya sarılmış. Ben bir yandan ya sabır çekerken öbür yandan misinayı çözmeye çalışıyorum. En sonunda çözüp makarayı sararken bu seferde sahte balık sazlıklara takıldı, tabi ilk başta ben öyle sandım. Ne şansız bir adamım ben diye söylene söylene makarayı sararken birden ilk avımın kafasını su üstünde gördüm. Sazlığa takıldı diye sanmıştım, meğersem turnayı yakalamışım

Turnayı su üstünde görünce elim ayağım tutuldu, sesim kısıldı. Kepçe arkadaşımın yanındaydı ve oldukçada uzaktaydı. Avlandığım yerde pek rahat değildi, sivri bir taşın üzerinde ayakta durmaya çalışıyordum ve sol tarafımda hep sazlık, hemen sağ tarafım ise kayalık. Artık iman gücü mü desem, amatör balıkçılık ruhu mu desem balığı iyice yaklaştırıp sazlıkların üzerinden öyle bir fırlatmışım ki 3 metre öteye gitmiş. Balığı tuttuktan sonra yeri göğü inletiyorum. "Tuttum, yakaladım heeey" Yakaladım ama boyu ne kadar hiç düşünmüyom. Hemen balığın yanına tırmanıp elimle ölçmeye çalıştım. 40 cm üzeridir diye tahmin ettim zira benim bir karışım 25 cm, balık ise iki karıştan biraz az. Saat 9:20 gibiydi, gümüş rengindeki sahte balıkla yakaladım. Hüseyinle gaza gelip oltalarımızı daha da azimle atmaya başladık ama saat 12:00 a kadar hiç bir şey vurmadı. Toparlanıp öğle yemeğimizi yemek üzere geri döndük, balıkla resim çektirmekte burada aklıma geldi.
Bundan sonra saat 4 e kadar pek bir şey yapmadık. Oturup piknik havasına girdik. Arada bir ben kalkıp kaşıkla balığı yokladım ama hiç hareket yok. Canlı yem niyetine bir kurbağa yakalayıp oltaya taktık ama onda da bir hareket olmadı. Saat üçe doğru kasabadan gençler gelip suda çimince balık malık kalmamıştır diyerek Hüseyinle ben arabaya atladık ve dar boğazın gölete açıldığı yere gittik. İyikide gitmişiz, keşke ilk başta gelseydik. Burada ben ve arkadaşım birer tane turna kaçırdık. Benimkisi çok acı verici oldu. Oltamın ucu "tık tık tık" ettikçe ben "Hüseyin kepçeyi kap gel" diye seslendim. Balığı tam kepçeye alacakken balık gözümüzün önünde yemden kurtulup yüzüp gitti. Yem olarak kırmızı beyaz tırtılı takmıştım. Gerçi balık ufak gözüküyordu, sonuçta gene suya iade edilecekti ama elimde tutup poz versem fena olmazdı. Arkadaşım Hüseyin ise taktığı turuncu renkli sahte balıkla bir tane kaçırdı. Nasıl kaçtığını göremedik ama baya büyük olduğunu sahte balık üzerindki diş izlerinden tahmin ettik. Aslında bir tane balık tuttuk ama bu sayılmaz. Ben bir köşede arkadaşım bir köşede avlanırken Hüseyin birden Tuna kepçeyi çabuk kapta gel diye seslenince heyecanlanıp yanına fırladım. Ben turna beklerken o bana Sudak, galiba sudak tam emin değilim başka şeyde olabilir, avladı. Balık kıyıya yakın ve paralel yüzerken arkadaşımın dikkatini çekmiş ve hemen kepçeyle avladık. Balığın üzerinde garip bir yara izi vardı. Yaranın sebebi ne çok merak ediyorum. Balığı suya geri iade ettiğimizde ters döner diye beklerken balık füze gibi fırlayıp gitti. Şaşırdık kaldık, enteresan!
Burada saat 17:50 ye kadar durduk.Bize kalsa akşam 20:00 kadar duracaktık ama o üç kişi ikide bir arayıp hadi gelin gidelim yeter eğlendik diye başımızın etini yiyince istemeye istemeye gözümüz akada kala kala ayrılmak zorunda kaldık. Tam balık vakti Köprüköy'den ayrıldık yani. Ama genede gitiğimize deydi. Bir dahakine benim gibi balıkçı ruhuna sahip arkadaşlarla gideceğim. Tüm elektriğim aktı gitti valla!