- Yaş
- 74
- Şehir
- (İzmir) Adana
- Favori Kamış
- 2,59 cm Shakespeare UglyStik Lite, 2,40cm Dam EMotion 25 IM6X ,
- Favori Makina
- Sahara 3000FD ve Sonora 2500FB - 4000FB
- En iyi avı
- Levrek 1,950 kg
- İsim
- Fikret ALAYLIOĞLU
Öncelikle tüm site üyelerine merhaba derim. Bu raporumu paylaşıma açmaktaki amacım, ne tuttuğum, ne de tutamadığım balıkları anlatmak olmayıp, yaşadığım bir av sürecini, sitede tanışarak güzel dostluklar kurduğuma inandığım İzmir’de, Antalya’da, Fethiye‘de, İstanbul’da ve daha birçok şehirde yaşayan arkadaşlarımla ve arkadaşlığımı, paylaşımımı kabul edecek tüm site üyeleri ile paylaşmaktır.
Av sürecim esnasındaki ve raporumdaki doğru olduğuna inandığım davranışlarım/anlatımlarım kadar, oluşan hatalarım/yanlışlarım da tamamen bana aittir.
Bu arada, bu güne kadar yorumlarımla, raporlarına katılımda bulunduğum arkadaşları, istemeyerek hitabım ile üzdü ve kırdı isem özür dilerim.
Balık avı sürecim;
AV TARİHİ: 15-16 Ocak 2011
AV YERİ: Yumurtalık – ADANA
HAVA: Açık, gündüz 16-17 derece, gece 1- 2 derece
RÜZGÂR: Kuzey ve kuzey doğu, 2-4 ara ara 3-5 gece bir ara durgun.
DALGA YÜKSEKLİĞİ: Zaman zaman yatık, zaman zaman hafif çırpıntılı
DENİZ SUYU SICAKLIĞI: 18-19 Derece
GÜNLÜK TAN: 06.22 / 17.23
AY DOĞUŞU / BATIŞI: 15 Ocak 12.30 / 02.31 16 Ocak 13.19 / 03.32
AVLANMA ŞEKLİ: AT-ÇEK
AVLANMA DERİNLİĞİ: 20 cm – 2.00 m.
AVLANMA SAATLERİ: 15 Ocak 15.00 – 22.30 16 Ocak 05.45 – 09.00
HEDEFLENEN BALIK CİNSİ: Yok (Rastgele)
KULLANILAN MALZEMELER:
SPIN KAMIŞ : Okuma Salina Sea Spin 2,40 m. 10 – 40 gr. atarlı
MAKİNE : Shimano Sahara 3000FD
MİSİNA : Angel Kiss 0,23 100 m. + Nanotech 0,20 150 m. 5,6 kg. çeker
SAHTELER : Rapala Max Rap 13 cm. FS ve birkaç değişik sahte
GÜMÜŞ OLTA : Tam tamına 70,00 Türk Lirası
Amerika’da yaşayan arkadaşıma sipariş ettiğim ve yılbaşından 1 gün önce elime ulaşan yeni oyuncağım Shimano Sahara 3000FD makinemi, 1 adet Maxrap 13cm FS sahtemi, yeni almış olduğum Fladen boy tulumumu ve son zamanlarda almış olduğum bazı sahtelerimi denemek ve de yaklaşık bir aydır “ Ne olur balığa giderken beni de götür “ diyen bir genç arkadaşımın isteğini gerçekleştirmek için uygun zaman kolluyordum.
Yeni makinem
Çalıştığım işyerindeki yılsonu mali verilerin hazırlanması, yeni yılda düşünülen hedeflere hazırlıklar, üşütmeden kaynaklanan rahatsızlar derken, ağız tadı ile gitmeyi hedeflediğim balık avını, haftaya sömestr tatiline gelmesi muhtemel olan kızım gelmeden, bu hafta sonu gerçekleştirmeye Perşembe günü öğleden sonra karar verdim..
Bu arada 5-6 yaşından buyana fırsat buldukça, sabahın 04.00 – 04.30 unda sıcak yatağından kalmaya üşenmeyen kızımın da hasta bir spin avcısı olduğunu belirterek, haftaya geldiğinde kendisini beklemeden balığa gittiğim için duyacağım sitemleri de göze almıştım.
Kızımın 23 Nisan 2010 tatilinde gerçekleştirdiği avından bir görüntü.
Gerekli hazırlıkları tamamlayıp, genç arkadaşım ile birlikte Cumartesi saat 12.00 de, gidiş geliş yaklaşık 200 km. mesafeli Yumurtalık’a hareket ettik. Avlağımın bulunduğu yerdeki yaz sezonu haricinde faaliyet göstermeyen tesislere saat 13.30 da vardık.
Raporumda konu ettiğim tesis ve sahilinden bir kaç kare fotoğraf
Görevli dostlarımızla yaptığım ayaküstü sohbet esnasında, sabah güzel levrek verdiğini ve avlanan birkaç kişinin 10-15 parça levrek çektiğini duymam, bir anda kafamdaki düşüncelerin değişmesine yetmişti. Aslında, gelmemdeki öncelikli amacımın malzemelerimi test etmek ve temiz deniz havasını koklamak olmasına karşın, balığın yaptığını duyunca, yumurtlama dönemine hazırlanan levrek için kötü düşünceler ruhumu ele geçirmişti bile. Hemen eşyalarımızı yerleştirip, akşamüstü balığına çıkmaya hazırlandık.
Güneşli ve kış ayına rağmen ılık sayılabilecek bir güzel günde, saat 15.00 te Maxrapı sularla buluşturmuştum. Yeni makinemin Salina kamış ile uyumlu bir çift olduğunu, atış ve çekişlerdeki rahatlığını gözlemlemem keyfimi arttırmıştı. Bu keyif ile daha bir şevkle kamışımı savuruyor, misinanın makineden yağ gibi boşalması ile birlikte maxrapın dengeli gidişini izlerken hepimizin özlemle beklediği o malum vuruşu bekliyordum. Zaman ilerliyor, farklı sahteler denememe rağmen en küçük bir balık hareketi fark edemiyordum. Sabah balık alanları izliyor, bazen yanlarına gidip bilgi alıyordum.Fakat hiç kimsede en ufak bir takip bile yoktu. Sanki sabah akın eden balık birden çekilmişti. Farklı yerlerden at- çeke devam ettim. Güneş yavaş yavaş tepelerin arkasına çekilmiş, yerini önce hoş bir kızarıklığa sonrada gecenin başlangıcı olan hafif karanlığa terk etmişti ki, av arkadaşımın telefondaki “ Abi ben acıktım, daha gelmiyor musun” cümlesi ile gece devam etmek üzere ava ara verip tesislere doğru dönüş yürüyüşüne başladım. 20 dakikalık yürüyüşten sonra tesise vardığımda, arkadaşımın açık havada yemek masasını hazırlayıp beni beklediğini gördüm.
Mangal başına geçip söylemesi ayıp olacak ama hafif közde sucuk ekmeği ve garnitürleri büyük bir iştahla mideye indirdik. Üzerine sıcak suya sallama çayları da denize karşı büyük bir keyifle içtik. Bu arada hiç kimsenin akşamüstü avında balık alamadığını da öğrendim. Hafifçe kuvvetlenen poyrazı da göz önüne alarak kıyafetlerimize takviyeler yapıp, gece balığı için tesisin önündeki tahta iskelede yerimizi aldık. İskelenin yaklaşık 4-5 metrekarelik uç kısmında yemli balıkçı arkadaşlarla birlikte 8 kişi olduk. Spin yöntemini kullanan tek kişi bendim. Kalabalık sayılabilecek ortamda, arkadaşlara zarar vermemek için atışlarımda zorlanıyordum. Bu sakınma nedeni ile tahminen 7 veya 8 atıştan sonraki dengesiz bir atışta canım maxrapı iskelenin az ilerisindeki kayalıklara nişanlamış bulundum. Acı son; maxrap kayalara takılarak benimle olan dostluğuna birinci gününde son vermek zorunda kalmıştı. Değişik birkaç sahte ile biraz daha atış yaptıktan sonra, poyrazın ısırmaya başlamasının etkisi ile de ben günün avını sonlandırıp, yarın sabah avının hayallerini kurarak tesise döndüm. Açık havada ısınma amaçlı mangal başında kara avı yapan arkadaşlarla biraz sohbet edip, av arkadaşımın da gelmesi ile odamıza gidip uykuya çekildik.
Sabah 05.30 da cep telefonunun alarmı ile yataktan fırladım. Genç arkadaşım biraz daha uyuyacağını belirtince ben hazırlanıp avlağa doğru yürüyüşe geçtim. Değişik noktalardan atışlara başladım, fakat yine en küçük bir takip olmuyordu. Ümidi yitirmeden at çeke devam ettim. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte gece poyrazın etkisi ile denizin pırıl pırıl olduğunu ve neredeyse dipteki kumları sayacak kadar berrak olduğunu fark ettim. Biraz ümidim kırıldı. Fakat bir gün öncesi balık tutulmuş olması atçeke devam etmeme neden oldu. İlerleyen saatlerde ben dahil etrafta avlanan diğer avcı arkadaşların da eli boş kalmıştı. Hatta bir tanesi gece 7-8 noktaya canlı kefal bırakmış, bırakmaları birlikte kontrol ettik tüm kefaller canlı duruyordu. Bunun üzerine balık olmadığına kanat getirip biraz uzaktaki küçük bir tatlı su akıntısını da yokladıktan sonra ava son vermeyi düşündüm. Tahminen 20 dakikalık yürüyüşten sonra hedeflediğim yerde de birkaç atış yaptım ve olumsuz geçen av sürecini sonlandırıp biraz da günün keyfini yaşamayı düşünerek tesise doğru geri dönüşe başladım.
İkinci bölümde devam edecektir.
Av sürecim esnasındaki ve raporumdaki doğru olduğuna inandığım davranışlarım/anlatımlarım kadar, oluşan hatalarım/yanlışlarım da tamamen bana aittir.
Bu arada, bu güne kadar yorumlarımla, raporlarına katılımda bulunduğum arkadaşları, istemeyerek hitabım ile üzdü ve kırdı isem özür dilerim.
Balık avı sürecim;
AV TARİHİ: 15-16 Ocak 2011
AV YERİ: Yumurtalık – ADANA
HAVA: Açık, gündüz 16-17 derece, gece 1- 2 derece
RÜZGÂR: Kuzey ve kuzey doğu, 2-4 ara ara 3-5 gece bir ara durgun.
DALGA YÜKSEKLİĞİ: Zaman zaman yatık, zaman zaman hafif çırpıntılı
DENİZ SUYU SICAKLIĞI: 18-19 Derece
GÜNLÜK TAN: 06.22 / 17.23
AY DOĞUŞU / BATIŞI: 15 Ocak 12.30 / 02.31 16 Ocak 13.19 / 03.32
AVLANMA ŞEKLİ: AT-ÇEK
AVLANMA DERİNLİĞİ: 20 cm – 2.00 m.
AVLANMA SAATLERİ: 15 Ocak 15.00 – 22.30 16 Ocak 05.45 – 09.00
HEDEFLENEN BALIK CİNSİ: Yok (Rastgele)
KULLANILAN MALZEMELER:
SPIN KAMIŞ : Okuma Salina Sea Spin 2,40 m. 10 – 40 gr. atarlı
MAKİNE : Shimano Sahara 3000FD
MİSİNA : Angel Kiss 0,23 100 m. + Nanotech 0,20 150 m. 5,6 kg. çeker
SAHTELER : Rapala Max Rap 13 cm. FS ve birkaç değişik sahte
GÜMÜŞ OLTA : Tam tamına 70,00 Türk Lirası
Amerika’da yaşayan arkadaşıma sipariş ettiğim ve yılbaşından 1 gün önce elime ulaşan yeni oyuncağım Shimano Sahara 3000FD makinemi, 1 adet Maxrap 13cm FS sahtemi, yeni almış olduğum Fladen boy tulumumu ve son zamanlarda almış olduğum bazı sahtelerimi denemek ve de yaklaşık bir aydır “ Ne olur balığa giderken beni de götür “ diyen bir genç arkadaşımın isteğini gerçekleştirmek için uygun zaman kolluyordum.
Yeni makinem
Çalıştığım işyerindeki yılsonu mali verilerin hazırlanması, yeni yılda düşünülen hedeflere hazırlıklar, üşütmeden kaynaklanan rahatsızlar derken, ağız tadı ile gitmeyi hedeflediğim balık avını, haftaya sömestr tatiline gelmesi muhtemel olan kızım gelmeden, bu hafta sonu gerçekleştirmeye Perşembe günü öğleden sonra karar verdim..
Bu arada 5-6 yaşından buyana fırsat buldukça, sabahın 04.00 – 04.30 unda sıcak yatağından kalmaya üşenmeyen kızımın da hasta bir spin avcısı olduğunu belirterek, haftaya geldiğinde kendisini beklemeden balığa gittiğim için duyacağım sitemleri de göze almıştım.
Kızımın 23 Nisan 2010 tatilinde gerçekleştirdiği avından bir görüntü.
Gerekli hazırlıkları tamamlayıp, genç arkadaşım ile birlikte Cumartesi saat 12.00 de, gidiş geliş yaklaşık 200 km. mesafeli Yumurtalık’a hareket ettik. Avlağımın bulunduğu yerdeki yaz sezonu haricinde faaliyet göstermeyen tesislere saat 13.30 da vardık.
Raporumda konu ettiğim tesis ve sahilinden bir kaç kare fotoğraf
Görevli dostlarımızla yaptığım ayaküstü sohbet esnasında, sabah güzel levrek verdiğini ve avlanan birkaç kişinin 10-15 parça levrek çektiğini duymam, bir anda kafamdaki düşüncelerin değişmesine yetmişti. Aslında, gelmemdeki öncelikli amacımın malzemelerimi test etmek ve temiz deniz havasını koklamak olmasına karşın, balığın yaptığını duyunca, yumurtlama dönemine hazırlanan levrek için kötü düşünceler ruhumu ele geçirmişti bile. Hemen eşyalarımızı yerleştirip, akşamüstü balığına çıkmaya hazırlandık.
Güneşli ve kış ayına rağmen ılık sayılabilecek bir güzel günde, saat 15.00 te Maxrapı sularla buluşturmuştum. Yeni makinemin Salina kamış ile uyumlu bir çift olduğunu, atış ve çekişlerdeki rahatlığını gözlemlemem keyfimi arttırmıştı. Bu keyif ile daha bir şevkle kamışımı savuruyor, misinanın makineden yağ gibi boşalması ile birlikte maxrapın dengeli gidişini izlerken hepimizin özlemle beklediği o malum vuruşu bekliyordum. Zaman ilerliyor, farklı sahteler denememe rağmen en küçük bir balık hareketi fark edemiyordum. Sabah balık alanları izliyor, bazen yanlarına gidip bilgi alıyordum.Fakat hiç kimsede en ufak bir takip bile yoktu. Sanki sabah akın eden balık birden çekilmişti. Farklı yerlerden at- çeke devam ettim. Güneş yavaş yavaş tepelerin arkasına çekilmiş, yerini önce hoş bir kızarıklığa sonrada gecenin başlangıcı olan hafif karanlığa terk etmişti ki, av arkadaşımın telefondaki “ Abi ben acıktım, daha gelmiyor musun” cümlesi ile gece devam etmek üzere ava ara verip tesislere doğru dönüş yürüyüşüne başladım. 20 dakikalık yürüyüşten sonra tesise vardığımda, arkadaşımın açık havada yemek masasını hazırlayıp beni beklediğini gördüm.
Mangal başına geçip söylemesi ayıp olacak ama hafif közde sucuk ekmeği ve garnitürleri büyük bir iştahla mideye indirdik. Üzerine sıcak suya sallama çayları da denize karşı büyük bir keyifle içtik. Bu arada hiç kimsenin akşamüstü avında balık alamadığını da öğrendim. Hafifçe kuvvetlenen poyrazı da göz önüne alarak kıyafetlerimize takviyeler yapıp, gece balığı için tesisin önündeki tahta iskelede yerimizi aldık. İskelenin yaklaşık 4-5 metrekarelik uç kısmında yemli balıkçı arkadaşlarla birlikte 8 kişi olduk. Spin yöntemini kullanan tek kişi bendim. Kalabalık sayılabilecek ortamda, arkadaşlara zarar vermemek için atışlarımda zorlanıyordum. Bu sakınma nedeni ile tahminen 7 veya 8 atıştan sonraki dengesiz bir atışta canım maxrapı iskelenin az ilerisindeki kayalıklara nişanlamış bulundum. Acı son; maxrap kayalara takılarak benimle olan dostluğuna birinci gününde son vermek zorunda kalmıştı. Değişik birkaç sahte ile biraz daha atış yaptıktan sonra, poyrazın ısırmaya başlamasının etkisi ile de ben günün avını sonlandırıp, yarın sabah avının hayallerini kurarak tesise döndüm. Açık havada ısınma amaçlı mangal başında kara avı yapan arkadaşlarla biraz sohbet edip, av arkadaşımın da gelmesi ile odamıza gidip uykuya çekildik.
Sabah 05.30 da cep telefonunun alarmı ile yataktan fırladım. Genç arkadaşım biraz daha uyuyacağını belirtince ben hazırlanıp avlağa doğru yürüyüşe geçtim. Değişik noktalardan atışlara başladım, fakat yine en küçük bir takip olmuyordu. Ümidi yitirmeden at çeke devam ettim. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte gece poyrazın etkisi ile denizin pırıl pırıl olduğunu ve neredeyse dipteki kumları sayacak kadar berrak olduğunu fark ettim. Biraz ümidim kırıldı. Fakat bir gün öncesi balık tutulmuş olması atçeke devam etmeme neden oldu. İlerleyen saatlerde ben dahil etrafta avlanan diğer avcı arkadaşların da eli boş kalmıştı. Hatta bir tanesi gece 7-8 noktaya canlı kefal bırakmış, bırakmaları birlikte kontrol ettik tüm kefaller canlı duruyordu. Bunun üzerine balık olmadığına kanat getirip biraz uzaktaki küçük bir tatlı su akıntısını da yokladıktan sonra ava son vermeyi düşündüm. Tahminen 20 dakikalık yürüyüşten sonra hedeflediğim yerde de birkaç atış yaptım ve olumsuz geçen av sürecini sonlandırıp biraz da günün keyfini yaşamayı düşünerek tesise doğru geri dönüşe başladım.
İkinci bölümde devam edecektir.
Son düzenleme: