http://e1201.hizliresim.com/t/k/1vv3r.jpg
14.01.2012 cumartesi gecesi tekirdağdan yola çıktık, Cemil arkadaşım zıpkınla dalacağı için vede büyük usta vedat ABAYOĞLU ağabeyimizle tanışacağı için havalara uçuyordu.. Sabah Asosa indiğimizde vedat ağabey ile buluştuk çanakkaleden bize katılan zıpkıncı arkadaşlar hazırlanıp suya girdiler bizde ustanın tekne ile açıldık ustanın sayesinde baya bi karışık balık yakaladık..
buradan kendisine çok teşekkür ediyorum ve bu dizeleri kendine armağan ediyorum..
Alabalık, seni levrek ile aldatıyorum artık!
Vedat abayoğlu.
================================================================================
Yıllarca, dere, tepe demeden Peşinden az mı koştum? Bak dizlerimdeki, kalçamdaki, belki de boynumdaki kireçlenmeler hep senin eserin. Şimdi senden bana kalan, güzel anılar ile bu ağrılar var, hatıra!
Yaşadığın buz gibi sularda sabahtan akşama dek koştururdum peşinde. Genelde ıslak olurdu çoraplarım ama hoş, ıslanmış olsam da kimin Umurunda! Hiç pişman olmadım ki ben senin yanında.
Kimi zaman ıslak uyur, sabahlardım uyku tulumunun içinde. Senin heyecandan uyku girmezdi ya gözlerime. Konuşur dururdum hayalimde ki sen ile saatlerce kendi kendime!
Sabah olunca…
Ben öyle uzun uzadıya keyfi kahvaltı yapanlardan da değildim. Alırdım yanıma bir çeyrek ekmek arasına azıcıkta peynir.
Yettiği yere kadar…
Akşam karanlığı erkenden çökerdi, ormanlarda veya vadilerde üzerime. Senin aşkına, bitkin düşerken yığılır kalırdım bazen aç, bazen tok olduğum yere.
Doğu Anadolu’ya alabalık seferine giderken, sırt çantamın üzerine ”Trout Trip” yani, “Alabalık yolculuğu” yazardım.
Bu yolculuğa tartsanız 70 kg ile gider 55 kg ile geri dönerdim. Öyle yürürdüm ki sık sık yön bulmak için pusulama bakardım.
Bazen eğilen dalların üzerinden atlamak zor gelirdi de, yorgunluktan evrim değiştirmiş yaratıklar gibi sürünerek, dalların altından geçerdim.
Bir kıza âşık olsam teselliyi sende arardım. Babam ne zaman içkiyi biraz fazla kaçırsa, hemen annemi dövmeye başlardı! Ben yine gelir sana ağlar, teselliyi sende arardım!
İçinizden bazıları ile konuşur öpüşür sevişirdik! Bazılarınızı Tekrar tekrar yakalar, tekrar tekrar salardım serin suların girdabına. Bu ayrılıklardan hep bir hüzün dolardı, sevgi arsızı olmuş canıma!
“Ben, Minnet duyardım, saygı duyardım kırmızı benekli küçük dostlarıma.”
Munzur, Mercan dağlarının yaylalarında, tek başıma kovalardım sizi. Kaçınızı yakalayıp öpüp, severdim salmadan önce bilirsiniz!
Şöyle timsah dişleri gibi dışarı uğramış, yamyam kılıklı erkeklerinizden birkaçını alıkoyardım sadece.
Bitti artık gelemiyorum yanınıza. Hem korkuyorum, hem eskisi gibi güçlü de değilim.
Ama söz, bir kez daha geleceğim yanınıza, gerekirse sürüneceğim. Hem bu kez sizi hiç üzmeyeceğim! Sadece biraz dertleşmek istiyorum. Konuşmak, helalleşmek istiyorum.
Aslında bilmiyorum da tam… Halen orada mısınız? Yoksa yeni yollar, yeni araçlar ile tüketti mi insanoğlu soyunuzu?
17 bilemediniz 18 yaşlarındaydım o zamanlar. Teröristler yoktu da dağlarda, ayı’lar ne kadar çoktu! Fakat ilişmezlerdi bana, bilirlerdi ki, herkesin nasibini, kısmetini verirdi Allah.
Arada bir önümden fırlayan keklik alaylarına karnımı doyurmak için basardım taşı! Tek silahım çakım ve sapanımdı benim.
Çadır pek kullanmazdım. Uyku tulumum yeterdi bana. Birde Lubitel 2 Rus fotoğraf makinem. Poz poz resimlerinizi çekerdim.
Aşktan da öteydi size olan tutkum. En derin aşk birkaç ay, birkaç yıl sürermiş te, ben size yıllarımı verdim. Hep aynı şevkle iştahla, istekle.
Beni hiç aldatmadınız. Bende sizi ama heyhat geldi artık işin sonu. Ben yeni bir sevgili buldum. Artık aldatıyorum sizi!
Adı, levrek, unvan’ı denizlerin efendisi, kral sofralarının baş menüsü. En az sizin kadar yakışıklı, hem de akıllı, hem de asil.
Kafam kel, vücudum hantal ama yüreğim; o hep aynı. Sevebiliyor, âşık olabiliyorum.
Hem o burnumun dibinde! Ya siz o kadar uzaktasınız ki! Eski gücüm kalmadı artık dağları taşları atlayacak, ormanları bayırları aşacak. Sevgiyle kalın…
Büyük ustayı buradan tekrar saygıyla anıyorum