- İsim
- Tuna Önder
YER: KIRKLARELİ ARMAĞAN BARAJI
TUTULAN BALIK: 2 ADET GÖKKUŞAĞI ALABALIĞI
NASIL BECERDİK? SOLUCAN İLE DİP OLTASIYLA
Bir gün öncesinden iki arkadaş (benimle beraber üç kişi ettik) 23 Nisan sabahı saat 06:00'da tekeri döndürüp Armağan Barajı'na gideriz diye karar vermiştik. Artık ne olduysa bende anlamadım saat 09:30'da buluşup kahvede kahvaltı yapıp tekeri 10:30'da döndürdükten sonra avlağa varmamız 12:00'yi buldu. İlk defa buraya geldiğimizden nerede ne olduğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla hiç sağa sola bakmadan, bodozlama ilk gördüğümüz yere yerleşip oltaları suyla buluşturduk. Hedefte Turna vardı. Üç kişi at-çek yapmaya başladık. Atıyoruz çekiyoruz bir şey alamıyoruz; alamadığımız gibi sürekli sahte balık ve kaşıkları çalılara takıp kaptırıyoruz. Zarar artmaya başlayınca hemen karnımızı doyurmaya karar verip mangalı yakalım dedik. Tabi mangalı yakalım lafını duyunca ben hemen arazi olup etrafı biraz keşfedeyim dedim. Bizden başka iki kişi daha avlanıyordu, yanlarına gideyim de biraz tüyo alayım dedim. dikkatimi çeken dip oltası atmış olmalarıydı. İlk önce sazan avlıyorlar zannedip yanlarına yanaştım, fakat alabalık avlamaya çalıştıklarını söyleyince hem şaşırdım hem sevindim. Daha önce hiç alabalık yakalamadım, belki bir ilk olur diye bir kaç solucan ödünç aldıktan sonra hemen düzeneği hazırlayıp suya bırakıverdim. "Nasıl olsa bugünde tutamayacaz, bu olta da burada kalsın, giderken alırız" diyerek uygun bir yere koyup yemeğin başına geçtim. Yemekti, çaydı, bulaşıktı, tavlaydı, güzellik uykusuydu derken iki buçuk saat geçtikten sonra oltaya bir bakayım dedim. Oltayı elime alır almaz o tatlı ağırlığı hissetmem bir oldu. Günün ilk alabalığını şansıma yakalamıştım. Çocuklar gibi seviniyorum. Utanmasam orada ağlayacağım. Hemen taktik değiştirip alabalık için solucan aramaya başladık. İki arkadaş solucanla dip oltası atarken bende at-çek yapmaya devam ediyorum. Hani olur da 3 nolu Mepsime turna veya alabalık diye öyle kıyı boyunca geziyorum. Ben geze durayım arkadaş ikinci balığı da çıkartıyor. Şeytanın bacağını kırdık galiba diyerek bir azimle oltalarımızı sallıyoruz fakat akşam saat 18:00'e kadar başka bir şey yakalayamıyoruz. Kısa günün karı diyerek evin yolunu tutuyoruz. Resimleri ilk fırsatta ekleyeceğim zira benim fotoğraf makinem yanımda olmadığı için şipşak işini arkadaş yapmıştı.
SONUÇ: Ankara'da, Kırıkkale'de turna tutamadım, herhalde Trakya'da da tutamayacağım ama cennet kadar güzel bir yerde arkadaşlarımla geçirdiğim güzel anlar herşeye değer.
TUTULAN BALIK: 2 ADET GÖKKUŞAĞI ALABALIĞI
NASIL BECERDİK? SOLUCAN İLE DİP OLTASIYLA
Bir gün öncesinden iki arkadaş (benimle beraber üç kişi ettik) 23 Nisan sabahı saat 06:00'da tekeri döndürüp Armağan Barajı'na gideriz diye karar vermiştik. Artık ne olduysa bende anlamadım saat 09:30'da buluşup kahvede kahvaltı yapıp tekeri 10:30'da döndürdükten sonra avlağa varmamız 12:00'yi buldu. İlk defa buraya geldiğimizden nerede ne olduğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla hiç sağa sola bakmadan, bodozlama ilk gördüğümüz yere yerleşip oltaları suyla buluşturduk. Hedefte Turna vardı. Üç kişi at-çek yapmaya başladık. Atıyoruz çekiyoruz bir şey alamıyoruz; alamadığımız gibi sürekli sahte balık ve kaşıkları çalılara takıp kaptırıyoruz. Zarar artmaya başlayınca hemen karnımızı doyurmaya karar verip mangalı yakalım dedik. Tabi mangalı yakalım lafını duyunca ben hemen arazi olup etrafı biraz keşfedeyim dedim. Bizden başka iki kişi daha avlanıyordu, yanlarına gideyim de biraz tüyo alayım dedim. dikkatimi çeken dip oltası atmış olmalarıydı. İlk önce sazan avlıyorlar zannedip yanlarına yanaştım, fakat alabalık avlamaya çalıştıklarını söyleyince hem şaşırdım hem sevindim. Daha önce hiç alabalık yakalamadım, belki bir ilk olur diye bir kaç solucan ödünç aldıktan sonra hemen düzeneği hazırlayıp suya bırakıverdim. "Nasıl olsa bugünde tutamayacaz, bu olta da burada kalsın, giderken alırız" diyerek uygun bir yere koyup yemeğin başına geçtim. Yemekti, çaydı, bulaşıktı, tavlaydı, güzellik uykusuydu derken iki buçuk saat geçtikten sonra oltaya bir bakayım dedim. Oltayı elime alır almaz o tatlı ağırlığı hissetmem bir oldu. Günün ilk alabalığını şansıma yakalamıştım. Çocuklar gibi seviniyorum. Utanmasam orada ağlayacağım. Hemen taktik değiştirip alabalık için solucan aramaya başladık. İki arkadaş solucanla dip oltası atarken bende at-çek yapmaya devam ediyorum. Hani olur da 3 nolu Mepsime turna veya alabalık diye öyle kıyı boyunca geziyorum. Ben geze durayım arkadaş ikinci balığı da çıkartıyor. Şeytanın bacağını kırdık galiba diyerek bir azimle oltalarımızı sallıyoruz fakat akşam saat 18:00'e kadar başka bir şey yakalayamıyoruz. Kısa günün karı diyerek evin yolunu tutuyoruz. Resimleri ilk fırsatta ekleyeceğim zira benim fotoğraf makinem yanımda olmadığı için şipşak işini arkadaş yapmıştı.
SONUÇ: Ankara'da, Kırıkkale'de turna tutamadım, herhalde Trakya'da da tutamayacağım ama cennet kadar güzel bir yerde arkadaşlarımla geçirdiğim güzel anlar herşeye değer.