Cengiz bey, açıkçası ben de sizi anlayamadım. "O kadar çok tezat var ki" demişsiniz ancak ortada tezat oluşturan tek cümlem yok. Siz hangi mesajı okudunuz kestiremedim. "Zaten var bunlar ülkemizde" dediğiniz ne var ülkemizde onu da kestiremedim.
Klüp deyince aklınıza içki ve kumar mekanlarının gelmesi de enteresan. Veteriner hekim olarak, yazdıklarınız olmasa, klüp anlayışınız hakkında vizyonunuzun daha geniş olduğunu düşünürdüm. Bulunduğum yerde balıkadam ve yelken klüpleri var ama içki ve kumar mekanı olarak faaliyet göstermiyor, işlerini yapıyorlar. Bunun dışında, öğrencilik dönemimde bulunduğum ilde amatör balıkçılık kursu vardı, ki şanslı bir ildi zira başka yerlerde böyle kurslar pek yoktu, çok şeyi orada kursa giden ağabeylerimizden öğrendik. Onlar da çok şey öğrenmişlerdi. En azından balık yağmalamayı bilmiyorlardı. Dedelerimiz bize gülüyordur evet, çünkü balıkçılık anlamında iki yakamızı bir araya getiremedik ve hala da bir çabamız yok. İki kuruş vermeyelim diye muhalif zihniyetlerde dolaşıyoruz. Gülmeye ilk başlayan, dedelerimizin dedeleri olsaydı, belki bugün daha farklı bir bakış açımız olur, balıksızlıktan da ağlamazdık. Gülene değil, güldürene bakmak lazım. Bence artık balıkçılar eğitime tabi tutulsun, araştırmalar bilimsel düzeyde gerçekleşsin, bazı şeyler zorunlu hale getirilsin, denetlensin, maddi külfeti olsun ki, dedelerimizi halimize daha fazla güldürmeyelim.
“Şart mı balık tutmayı bilmek” demişsiniz; cevap vereyim “evet şart”… Anladığım kadarı ile siz balık tutmayı, olta atmak ve balığı sudan çıkarmaktan ibaret sanıyorsunuz. Ben eğitimden bahsederken, “oltayı şöyle tutacaksın, şöyle atacaksın, şurda şu ağırlığı kullanacaksın” v.s. gibi bilgiler verilmesinden söz etmiyorum. “Bundan birkaç yıl önce kilo üstü karagözlerden 30-40 parça alırdım, şimdi bitirdiler orayı” deyip de kendi yaptığını göremeyen zihniyetin, balık tutmaya elverişli bir zihniyet haline dönüştürülmesinden söz ediyorum. Zihniyet değiştirilmiyorsa, o zaman maddi cezalarla metazori yapılmalıdır. Yazdıklarınız arasında size tek katıldığım nokta, denetim eksikliğidir ancak zaten amatör balıkçılık devlet tarafından bu denli ciddiye alınırsa, denetim ayağı da bir o kadar ciddileşecektir.
Öncelikle bölgelere ayrılan bilimsel çalışmalara ağırlık verilmeli ve bu çalışmalara dayanarak, amatör balıkçılık kopyala yapıştır bir tebliğden kurtarılmalıdır. Açılacak kurslarla bu tebliğ insanlara benimsetilmeli, hataya yer vermeyecek şekilde gerçek anlamda yorumlanmalı (balıkların üreme zamanları, bir batındaki yumurtlama sayıları, bulunduğu ortamdaki diğer canlılarla ilişkileri, yasaklanan konuların neden yasak olduğu v.s.) bu tebliğden sınava girilmeli ve balıkçılık ehliyeti verilmelidir. Ehliyeti olmadan avlananlara ceza kesilmelidir.
Ne kadar enteresan değil mi? Gelişmiş ülkelerin tamamında yöntem bu ya da buna benzer, denetim gayet sıkı ve biz daha dün, Avustralya’da ayaküstü bir köprüden alınan palamutlara imrenerek bakıyorduk. Bilmem anlatabildim mi? Sanırım at gözlüklerimizi biraz olsun çıkarıp, etrafımızda neler oluyor, neler yapılabilir diye görmeye çalışmak gerekiyor.