OLACAĞINA KATLANARAK ARTAN İNANCIM
Gerçekten sevip de korumadığımız, korumak istemediğimiz bir varlık var mıdır? Düşünemiyorum böyle bir şey.
Geçen ayki yazıma “Ümit ve sabır, avcının sermayesi. Tabii ki ümit, sabrı destekleyen, besleyen, avcılıkta olmazsa olmaz bir duygu.” Cümlesiyle başlayıp, “Sürdürülebilir avcılık için SÜRDÜRÜLEBİLİR İNANÇ ve ÇABA gereklidir.” Diyerek bitirmiştim. Tabii ki bence !
Ekim ayının ilk haftası edindiğim bilgiler ve aldığım haberlerle amatör sirkülerlerin özellikle alabalık avcısını kısıtlayan, yasak belirten kararlarının daha net, araştırmaya dayalı bilgilerle düzenleneceğine dair inancım katlanarak arttı.
Sirkülerde Avlanmanın Tamamen Yasaklandığı İç Sular (Ek-1) ile Avlanmanın Kısmen Yasaklandığı İç Sular (Ek-2) tablolarında yer alan kısıtlamaların ve garipliklerin bu sene içinde ele alınacağı, 2007 yılı başlarında tekrar düzenleneceği bilgisini KKGM’den alınca, geçen ayki yazımın devamı olan bu yazı doğal olarak ortaya çıktı.
Alabalık avına sevdalıyım. Kara sevda değil, ala sevda bu. Bilen bilir, bu benekli sevda tuttu mu bırakmıyor. O beni bırakmadığı ve sağlığım elverdiği sürece de bu sevda sürecek.
Ara sıra sorular soruyorum. Cevap veren olsa da, olmasa da. Bir soruyu da kendim sorup, kendim cevaplayayım.
Gerçekten sevip de korumadığımız, korumak istemediğimiz bir varlık var mıdır? Düşünemiyorum böyle bir şey.
Sorumlu ve Sürdürülebilir Avcılıkta bence sevdanın yanında koruma da illaki olmalı. Ama lafta değil. Kuru kuruya yasaklamayla hiç değil.
Naçizane olarak benim gözüme çarpan karışıklığın giderilmesinin gerekli olduğu yetkililerce fark edilmiş durumda. Telefonla olsun, yüz yüze olsun görüştüğüm yetkililerden edindiğim izlenimlere göre KKGM’de DKMPGM’de yanlışı görüyor, farkındalar. Ancak, farkında olunan basit konu, çözümüne gönüllü arar durumda. Yani top ortada.
Zaman içerisinde sirkülerlerde KKGM’nin DKMPGM’den, üniversitelerimizden, kendi taşra teşkilatlarından, Valiliklerden ve Kaymakamlıklardan aldığı bilgiler doğrultusunda kısmen veya tamamen yasaklanması önerilen iç sularımız üst üste birikmiş, hatta listelerden taşmış durumda. Bir derenin, çayın, gölün veya göletin yasaklanması saydığım kuruluşlardan biri tarafından istendi ve bu iç suyumuz Ek-1 veya Ek-2 de listelere girdiyse, bazılarının çıkışı hemen hemen yok gibi. Yasaklanan iç sularımızdan bazıları ava açılmış, bazıları tekrar kapatılmış. Ancak iyi bakılınca görünen o ki, ava yasaklandıktan sonra unutulan bir çok iç suyumuz halen yasaklar içerisinde sırıtıyor. Kesinlikle gerekçeli yasaklamalara, kısıtlamalara karşı veya önyargılı falan değilim. Yeter ki bir gerekçesi olsun, bu uygulama iyi veya kötü bir sonuç versin. Yasaklanması ile birlikte korunsun, amaçlanan her ne ise gelişimi, getirisi izlensin, sonucu değerlendirilsin.
Bir örnek verince derdimi daha iyi aktaracağımı sanıyorum. Herkesçe bilinen bir alan olduğu için de Yedigöller’den örnek vereceğim. Yedigöller’in günümüzde 6 gölünün kaldığını, Kuru Gölün toprak kayması nedeniyle seneler önce, ne yazık ki yok olduğunu eski Yedigöller’i gezen, gören, avlayanlarımız bilir. Zaman zaman gelen sel sularının doldurduğu Kuru Göl epey önceleri yok oldu. Zaten bilindiği gibi, Yedigöller’in tamamı büyük bir toprak hareketi sonucu ortaya çıkmış göller dizisidir. Birazda o zamanki yetkili insanların öpülesi elleri değince bu harika görüntüye kavuşmuşlar. Diyelim ki Kuru Göl tabiat ananın isteğiyle doğdu ve daha sonra da öldü. Her göl gibi, ancak pek genç yaşta. Ama gelin görün ki, Kuru Göl yok olmasına oldu da, yerine bir Küçük Göl çıktı. Bilmem farkında mısınız?
Ve bu olmayan göl 2002-2004 dönemi Amatör Balık Avcılığı Sirküleri 35/2 ile amatör avcılığa tamamen yasaklandı. Küçük Göl için yasaklama 35/2 de başlamış ve sonra gelen 36/2 (2004-2006) ve 37/2 de (2006-2008) de olmayan bu göl için yasak devam etmektedir.
Bu bildik ve tek bir örnek. Geçen yazımda da aktardığım gibi ne yazık ki, belki de bir zamanlar haklı gerekçelerle yasaklanan bir çok iç suyumuz yasaklanarak korunduğu halde, içerisinde değil alabalık, kurbağalar ve semenderler hariç canlı kalmamıştır. Hatta kurumuş durumdadır. Aşağıdaki resimlerde (burada veremedim. Resim eklemeyi öğrenmeye çalışıyorum

) görünen Akgöl ve İnatlı Çayında da olduğu gibi. Bu harika doğanın içindeki sularda, gerçek sahibinin artık yaşamadığı, ama yasaklı olmaya devam eden güzellikler ne yazık ki oldukça fazla.
37/2 (2006-2008) Amatör Balık Avcılığı Sirküler Toplantısında DKMPGM yetkilileri kendi kuruluşlarınca doğal alabalıklarla balıklandırıldığı veya balıklandırılması planlandığı için avcılığa tamamen yasaklanmak üzere, Türkiye genelinde 25 adet göl/gölet ve 40 adet dere/çay olmak üzere, 65 adet iç suyumuzun ismini verdiler. Bunlardan bazıları zaten yasaktı. Eklenenlerde tamamen yasaklar listesine girdi. Bu arada hatırlatmadan geçmeyeyim, tamamen yasak iç sular içinde geçen Yedigöller’in olmayan Kuru Gölü DKMPGM’nün listesinde de yok. Bu gariplik hariç, buraya kadar işleyiş normal gibi görünüyor.
İyide, şu anda geçerli olan 37/2 de tamamen yasaklı 168 adet göl/gölet, 189 adet (kolları hariç) dere/çay var. Dahası, kısmen yasaklı olarak ayrıca 143 adet (kolları hariç) dere/çay var.
Yani tam 500 adet iç suyumuz ya tamamen, ya da kısmen yasaklanmış durumda. Bunların büyük bir çoğunluğu da DKMPGM’nün talebi ile listeye girmiş. Ne kadar korunmuş iç suları olan bir memlekette yaşıyormuşuz, değil mi?
Şimdi geliyoruz vereceğim haberin özüne.
DKMPGM yetkilileri bu yanlışı, kendilerinin sorumlu olduğu ve organize ettiği Merkez Av Komisyonuna sağlanan veriler gibi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının da kendi taşra teşkilatının yapacağı ön çalışmalarla hazırlanması gerektiğini düşünmekte. Yani bu konuda komisyonlar kurularak, her seferinde gözden geçirilen ve merkeze gönderilen önerilerin değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteler.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı KKGM yetkilileri ise, vaktiyle bu 500 iç suyumuzun yasaklanmasını isteyenlerden bu isteklerin geçerli olup olmadığının tekrar gözden geçirilmesi ve kendilerine bilgi verilmesi gerektiği görüşünde. Yasaklanmayı isteyenin yasaklandıktan sonra geçen süreçte elde ettiğine bakıp, değerlendirerek bilgi aktarması istenecek.
Ayrıca, kaynağından falanca kilometreye kadar şeklinde verilen, avcı tarafından tam olarak belirlenmesi imkansız olan kısmen yasak dere/çay sınırlarının mutlaka fiziki kerterizler ile verilmesi istenecek.
Evet, top gerçekten ortada. Bakalım sorunu kim veya kimler çözecek?
“Çözülebilecek mi?” Sorusunu değil sormak, aklımda bile geçirmek istemiyorum. Ama şeytan dürttü işte, yine de yazdım.
Benim bu durumda, Amatör Balık Avcısı olarak 3 temennim var.
İlki bu gözden geçirme işini her kim, ya da kimler yaparsa yapsın, gerçekten bakarak gözden geçirmesi. Yasaklamaların belli kriterlere dayandırılarak belirlenmesi. Bir derede var olan popülasyon bilinmeden yasaklanmaması. Belirlenmiş bir yüzdenin altına düşmüş ise yasaklanması. Yasaklandıysa, geçen süre zarfında ne artış olmuş, gözlemlenmesi. Mesela, atıyorum, 1996 da yasaklanan bir derenin yasağı 10 senedir devam ediyorsa, nedeni ve bu sürede elde edilen sonuç mutlaka saptanmalı, kayıt altına alınmalı ve mümkünse açıklanmalı. 10 senede neler olmaz ki? Bir bebek bile delikanlı oluyor bu sürede.
İkincisi ise kara avcılığı için uygulanan MAK kararlarında da olduğu gibi, bir iç suyun iki sezondan fazla yasaklanması için gerekçeli olarak yasağın devamı istenebilmeli ve bu gerekçe açıklanmalı.
Üçüncü temenni olarak, bir ilin sınırları içerisinde yer alan iç suların yarısından fazlasına, çok zorunlu ve açıklanabilir gerekçesi olmadan yasaklama getirilmemeli diyorum. Örnek olarak ilk bakışta göze çarpan Rize ve Erzurum illerimize 37/2 sirkülerden bakınca anlayacaksınız. Günümüzde Rize için 30 dere ve çay, Erzurum için 31 dere ve çay tamamen ya da kısmen yasaklı durumda. Bu iki ilimiz sınırları içinde doğal alabalık olup ta yasaklı olmayan dere ve çay kaldı mı acaba? Ayrıca, bu örnekleri çoğaltmak ta mümkün.
Bunlar sadece amatör bir balıkçı olarak benim gözüme çarpan, halledilmesi için hayalleyip yorumladığım, kendimce uygulanabilir gördüğüm bazı detaylar ve temenniler. Aman yanlış anlaşılmasın, kimsenin işine karışmak değil amacım.
Ben sevdamın peşindeyim sadece.
Ne yapayım?
Ülkemin benekli şeytanlarına abayı yakmışım, onların cazibesine kapılarak.
Dedim ya, kara değilse de, ala sevda bu.
Bir çok arkadaşım gibi, tutuldum bir kere.
RASTGELSİN
Tarık ERSAL
10.10.2006
2006 EKİM Ayı Av&Doğa Dergisinde yayınlanmıştır.