Öncelikle ilk rapor ve fazla fotomuz yok maalesef. Arkadaşın telefondan çekebildiğimiz kadar...
Efenim, çarşamba öğleden çıkıldı yola, gideceğimiz avlağa yakın bir yerde manzarası yeşilliği çok güzel olan (balık tutmak yasak) bir yere gittikten sonra avlağımıza geçtik.
Toplamda 5 kişiyiz, avlağımıza doğru iniyoruz tepeden ama o da ne! Her taraf araba, üstelik hafta içi akşam saatlerine yakın bir zaman, bu baya moral bozukluğu yaratıyor herkeste. Neyse diyoruz, babamızın malı değil, güzelce bir yer ayarlıyoruz kendimize ve kurulmaya başlıyoruz. Kurulmak derken ilk defa çadırla, plaj şemsiyeleriyle falan gelmişiz, lütfen yanii
Kurulma işlemi tamamlandıktan sonra yemler hazırlanıyor, arkadaşlarla 2 ve 3 lü olarak iki grup şeklinde ayrılıyoruz. Hemen arkadaşla ilk oltamızı atıyoruz ve olta daha suya girer girmez balık vurmaya başlıyor. Bir çekiyoruz ki kasna denilen bir balık, en 15 cm falan. Hem tipini beğenmiyoruz hem de acaba ufak mı acaba diyerek salıyoruz suya geri. Bu işlem inanın 3-5 kez tekrar ediyor, kasna'dan bildiğiniz "illallah" ediyoruz. Öyleya; biz sazan tutmak için şartlanmışız bir kere, hatta arkadaş "olm bu balık hiç lezzetli değil gibi la" diyor, o derece önyargılıyız balığa karşı
Bu arada 20cm lik bir kasna daha hoop cumburlop suya.
Akşam hava kararmaya yakın şansımızı solucanla denemeye karar veriyoruz, solucanı takıyoruz, suya atıyoruz ve daha 5 dakika olmadan misinanın sarılı olduğu kasnak resmen havalanıyor! Arkadaş hemen atlıyor oltanın üstüne ve çekmeye başlıyor ama gelen balık hemen hemen 1 kiloluk bir sazan, bakıyoruz birbirimize, "olm bu da küçük heralde ha?" diye bir iki çift istişare ve bu da hooop cumburlop suya iade
Hava kararıyor iyice, ateşimizi yakıp yemeğimizi yedikten sonra biraz uyur muyuz diye giriyoruz çadıra ama nafile. Kalabalığız çünkü ve habire kakara kikiri
Ben hava aydınlandıktan sonra biraz uyuyabiliyorum ama sabahın 8inde çadır güneşten kavrulduğundan içinden atıyorum kendimi. Dayı oğlum; "abi gel sen uyurken irice bir sazan aldık" diyor. Bu arada bu dediğim arkadaşlar bizim ikiliden ayrı balık tutanlar, başlarda onlara da tuttuklarını "ufak bu", "olm çok ufak lan yazıktır" falan diyerek attırıyorduk geri ama sonra elde hiçbirşey kalmayınca yakaladıklarını alıyorlar tabi 
Avın ızdırap dolu kısmı ise bundan sonra başlıyor aslında,b en uyurken 10 tane kadar biriktirmişler, bir kaç tanesi de sazan, neyse efenim; tuttukları balıkların solungaçlarından misinayı geçirip misinanın ucunu da çember yapıp sapladıkları bir kazığa geçirmişler. Ben o uykulu kafayla çekiyorum tuttukları balıkları, bakıyorum biraz "iyi iyi" diyip bırakıyorum misinayı ama misinanın bağlı olduğunu düşünerek bırakıyorum. Ne kadar balık varsa hepsi birbirine yapışık şekilde kaçıyorlar tabi. Sonra başlıyor bizimkiler "olm bilerek bıraktın dimi lan!", "ulan senin yapacağın işin!"
Kimsede moral falan kalmıyor tabi, bizim de balık avımız o dakika bitiyor, eşyalar toplanıyor, Ankara'ya geri dönüş. Şimdi aslında size de sormuş olayım, o balıkların o misinadan kurtulmuş olma ihtimali var mı? Çünkü eğer kurtulamadılarsa gerçekten yazık olacak, eğer kurtulmaları mümkün ise üzüntüm sıfırlanacak
Bu arada...Bizler burada vay geri saldım, vay standart dışı falan diye kendimizi kandırmayalım. Ben bizim insanımızda buradaki azmin yarısını göremedim, bu gidişin sonu iyi değil...
Efenim, çarşamba öğleden çıkıldı yola, gideceğimiz avlağa yakın bir yerde manzarası yeşilliği çok güzel olan (balık tutmak yasak) bir yere gittikten sonra avlağımıza geçtik.
Toplamda 5 kişiyiz, avlağımıza doğru iniyoruz tepeden ama o da ne! Her taraf araba, üstelik hafta içi akşam saatlerine yakın bir zaman, bu baya moral bozukluğu yaratıyor herkeste. Neyse diyoruz, babamızın malı değil, güzelce bir yer ayarlıyoruz kendimize ve kurulmaya başlıyoruz. Kurulmak derken ilk defa çadırla, plaj şemsiyeleriyle falan gelmişiz, lütfen yanii
Kurulma işlemi tamamlandıktan sonra yemler hazırlanıyor, arkadaşlarla 2 ve 3 lü olarak iki grup şeklinde ayrılıyoruz. Hemen arkadaşla ilk oltamızı atıyoruz ve olta daha suya girer girmez balık vurmaya başlıyor. Bir çekiyoruz ki kasna denilen bir balık, en 15 cm falan. Hem tipini beğenmiyoruz hem de acaba ufak mı acaba diyerek salıyoruz suya geri. Bu işlem inanın 3-5 kez tekrar ediyor, kasna'dan bildiğiniz "illallah" ediyoruz. Öyleya; biz sazan tutmak için şartlanmışız bir kere, hatta arkadaş "olm bu balık hiç lezzetli değil gibi la" diyor, o derece önyargılıyız balığa karşı
Akşam hava kararmaya yakın şansımızı solucanla denemeye karar veriyoruz, solucanı takıyoruz, suya atıyoruz ve daha 5 dakika olmadan misinanın sarılı olduğu kasnak resmen havalanıyor! Arkadaş hemen atlıyor oltanın üstüne ve çekmeye başlıyor ama gelen balık hemen hemen 1 kiloluk bir sazan, bakıyoruz birbirimize, "olm bu da küçük heralde ha?" diye bir iki çift istişare ve bu da hooop cumburlop suya iade
Hava kararıyor iyice, ateşimizi yakıp yemeğimizi yedikten sonra biraz uyur muyuz diye giriyoruz çadıra ama nafile. Kalabalığız çünkü ve habire kakara kikiri
Avın ızdırap dolu kısmı ise bundan sonra başlıyor aslında,b en uyurken 10 tane kadar biriktirmişler, bir kaç tanesi de sazan, neyse efenim; tuttukları balıkların solungaçlarından misinayı geçirip misinanın ucunu da çember yapıp sapladıkları bir kazığa geçirmişler. Ben o uykulu kafayla çekiyorum tuttukları balıkları, bakıyorum biraz "iyi iyi" diyip bırakıyorum misinayı ama misinanın bağlı olduğunu düşünerek bırakıyorum. Ne kadar balık varsa hepsi birbirine yapışık şekilde kaçıyorlar tabi. Sonra başlıyor bizimkiler "olm bilerek bıraktın dimi lan!", "ulan senin yapacağın işin!"
Kimsede moral falan kalmıyor tabi, bizim de balık avımız o dakika bitiyor, eşyalar toplanıyor, Ankara'ya geri dönüş. Şimdi aslında size de sormuş olayım, o balıkların o misinadan kurtulmuş olma ihtimali var mı? Çünkü eğer kurtulamadılarsa gerçekten yazık olacak, eğer kurtulmaları mümkün ise üzüntüm sıfırlanacak
Bu arada...Bizler burada vay geri saldım, vay standart dışı falan diye kendimizi kandırmayalım. Ben bizim insanımızda buradaki azmin yarısını göremedim, bu gidişin sonu iyi değil...