Av tarihi: 06.06.2012
Avcı sayısı: 5
Av süresi: 5 saat
Av yeri: İstanbul Avrupa Yakası Marmara kıyısı
Hava durumu: Hafif poyraz, çok bulutlu ve kuvvetli sağanak yağışlı
Hedef balık: Eşkina, Karagöz
Kullanılan takım: Stoperli şamandıralı çift iğneli
İğne: Fudo Mutsu 3801 No:4
Misine: Oscar 0,30 beden, 0,28 köstek
Kurşun: 3 gr. kıstırma
Yem: Canlı boru kurdu, 6 adet teke, kullanılamayan kaya kurtları
Yakalanan balıklar: 1 adet Sargoz-yarım kg., 20 adet Eşkina 25-30 cm., 1 adet Sarpa
Salınan balıklar: 8-10 adet eşkina, gelincik, kıraça
Dün Can telefon açıp İzmir'den boru kurdu getirttiğini söyledi. Ben zaten dünden razıyım, akşam avlakta buluşmak üzere sözleştik. Ben hava kararmaya yakın sahile vardığımda Can henüz gelmemişti. O gelene kadar deneme yapmak için biraz teke çıkartmaya çalıştım. Daha önce teke için denemediğim bu noktalarda hem de kepçesiz olarak başarılı olma ümidim pek yoktu ama küçük kovayı daldırarak yosun içlerinden 6 tane teke yakalamayı başardım. Kepçeyi getirmiş olsaydım çok daha fazla yakalayabilirdim, buna gecenin ilerleyen saatlerinde çok üzüldüm.
Av yerime geçip güneş battığı anda takımları iri tekelerle yemleyip suyla buluşturdum. Çok geçmeden bir vuruş geldi ve şamandıra battı. Gelen güzel bir eşkinaydı, balığı sudan çıkarttım ama son anda düştü. Hemen diğer yemleri takıp tekrar attım. 2 vuruş üst üste geldi ama yemi kaptılar. Bu sırada Can, yanında forumdan Uygar arkadaşımız ve Can'ın fazla balık tecrübesi olmayan 2 arkadaşı da ava katılmak için gelmişlerdi. Böylece 5 kişi sahile yayılarak ava başladık. Benim 6 teke hemen bittiği için Can'ın getirdiği boru kurtları ile ava devam ettim. Tabii burada tekenin iyi tarafı ortaya çıktı. Küçük balıklar teke ile ilgilenmediği için vuran balık mutlaka iyi balık oluyor. Boru kurduna ise hemen kıraçalar saldırıp bizi sinir etmeye başladı. Yemlerle kıraçalara ziyafet çekmeye ve yakalananları salmaya başladık.
Bu arada acemi şansı denen olay bir kez daha ispatlandı. Can'ın ilk kez balığa gelen arkadaşı gayet sakin şekilde, çırpındıra çırpındıra yarım kiloluk Sargoz'u havaya kaldırıp kıyıya aldı. Bu nefis balık bizim de moralleri yerine getirmişti. Sonrasında aynı arkadaş oldukça iri bir de eşkina aldı.
İşte güzel Sargoz (Baltabaş Karagöz), Diplodus sargus

Benim yakaladığım ilk balık ise beni oldukça şaşırtı. İlk başta ispari zannettiğim balığa yakındna bakınca bir Sarpa olduğunu gördüm. Ege'ye has olan bu balığı daha önce İstanbul'da sadece bir kez, Boğaz'da görmüş ve çok şaşırmıştım. Bu da oltama gelen ilk Sarpa oldu.
Sarpa (Çitari), Boops salpa

Dikkat: Bazı kaynaklarda bu balığın kafasının yenmesinin insanda Halisünasyonlara sebep olduğu söylenmektedir. Doğruluğunu test etmedim ancak bilginiz olsun, kafasını yemeyiniz.
Av bu şekilde durgun devam ederken birden güzel bir sürpriz kendini gösterdi. İlk düşen damlaları önemsemedik ancak yağmur gitgide hızlanıyordu. Bir an sonra da bardaktan boşanırcasına denen şekilde yağmaya başladı. Özellikle ben çok ince ve yünlü giymiş olduğum için sünger gibi ıslandım. Can gidelim dese hepimiz gitmeye razıydık ancak o kalmaktan yanaydı. Böylece saat 12.00'yi geçti, yaş 35 oldu. Yolun yarısına bu şekilde balık bekleyerek, sırılsıklam bir şekilde girdim. Geriye baktığımda geçen tüm yılların da aynı şekilde, kıyıda, denizde, hatta denizin içinde, zaman zaman üşüyerek, zaman zaman güneşten kavrularak balık peşinde geçtiğini görüyorum. Sağlığım el verdikçe ve balıklar var oldukça da ömrümün sonuna kadar böyle devam edecek.
Bir süre sonra yağmur hızını kesti ve durdu. O zamana kadar Can birkaç eşkina almış ama çoğunu küçük olduğu için salmıştı. Derken Can yine geçen avdaki gibi balığın yuvasını buldu ve aynı noktaya çalışarak seriye bağladı. Heralde 20 dakika içinde 7-8 balık almıştır. Gelen balıklar da daha iriceydi. Bunu görünce ben de oraya yanaştım ve bir balık aldım. Sonra geçen gün balık aldığımız başka bir taşı denemek istedim ve oraya oltayı atınca hemen balık geldi. Arkasından bir balık daha, sonra iğneyi kopartan bir başkası derken burasının da balık yaptığı belli oldu. Balığı bulmuştuk ama bu defa da yem sıkıntısı başlamıştı. Sadece birkaç yemimiz kalmıştı. Can "bir kapta kaya kurdu da vardı" diyordu ama bir türlü onu bulamıyorduk. Son anlardaki halimiz görülmeye değerdi, kağıtların taşların üzerinde kalan yem kırıntılarını adeta kazıyıp çıkartıyor bunlarla bile hemen balık alıyorduk. Son yemler de bitince av saat 2 civarında sona ermiş oldu. Takımları ve malzemeleri toplayınca kayıp olan kaya kurdu kabı da bir taşın altından ortaya çıkmaz mı
Bu da balıkların kısmetiymiş dedik, hem canları kurtuldu hem de güzel bir yemek kazandılar. Bir gece avını da bu şekilde sonlandırdık.
Bunlar da benim yakaladıklarım.

25 cm.'lik bir eşkinanın karnından çıkan kıraça eşkina ile ilgili ezberlerimizi bozacak nitelikte. Balık yeni yutulmuş değil, dolayısı ile bizim oltaya yakalanan kıraçalardan birini yutmuş değil. Böylece eşkinanın sadece yumuşakçalarla değil boyuna göre oldukça iri balıklarla da beslenebilen atak bir gece avcısı olduğunu görüyoruz.

Taşları da aldık, işlem tamam.

Herkese iyi avlar dilerim reeling
Avcı sayısı: 5
Av süresi: 5 saat
Av yeri: İstanbul Avrupa Yakası Marmara kıyısı
Hava durumu: Hafif poyraz, çok bulutlu ve kuvvetli sağanak yağışlı
Hedef balık: Eşkina, Karagöz
Kullanılan takım: Stoperli şamandıralı çift iğneli
İğne: Fudo Mutsu 3801 No:4
Misine: Oscar 0,30 beden, 0,28 köstek
Kurşun: 3 gr. kıstırma
Yem: Canlı boru kurdu, 6 adet teke, kullanılamayan kaya kurtları
Yakalanan balıklar: 1 adet Sargoz-yarım kg., 20 adet Eşkina 25-30 cm., 1 adet Sarpa
Salınan balıklar: 8-10 adet eşkina, gelincik, kıraça
Dün Can telefon açıp İzmir'den boru kurdu getirttiğini söyledi. Ben zaten dünden razıyım, akşam avlakta buluşmak üzere sözleştik. Ben hava kararmaya yakın sahile vardığımda Can henüz gelmemişti. O gelene kadar deneme yapmak için biraz teke çıkartmaya çalıştım. Daha önce teke için denemediğim bu noktalarda hem de kepçesiz olarak başarılı olma ümidim pek yoktu ama küçük kovayı daldırarak yosun içlerinden 6 tane teke yakalamayı başardım. Kepçeyi getirmiş olsaydım çok daha fazla yakalayabilirdim, buna gecenin ilerleyen saatlerinde çok üzüldüm.
Av yerime geçip güneş battığı anda takımları iri tekelerle yemleyip suyla buluşturdum. Çok geçmeden bir vuruş geldi ve şamandıra battı. Gelen güzel bir eşkinaydı, balığı sudan çıkarttım ama son anda düştü. Hemen diğer yemleri takıp tekrar attım. 2 vuruş üst üste geldi ama yemi kaptılar. Bu sırada Can, yanında forumdan Uygar arkadaşımız ve Can'ın fazla balık tecrübesi olmayan 2 arkadaşı da ava katılmak için gelmişlerdi. Böylece 5 kişi sahile yayılarak ava başladık. Benim 6 teke hemen bittiği için Can'ın getirdiği boru kurtları ile ava devam ettim. Tabii burada tekenin iyi tarafı ortaya çıktı. Küçük balıklar teke ile ilgilenmediği için vuran balık mutlaka iyi balık oluyor. Boru kurduna ise hemen kıraçalar saldırıp bizi sinir etmeye başladı. Yemlerle kıraçalara ziyafet çekmeye ve yakalananları salmaya başladık.
Bu arada acemi şansı denen olay bir kez daha ispatlandı. Can'ın ilk kez balığa gelen arkadaşı gayet sakin şekilde, çırpındıra çırpındıra yarım kiloluk Sargoz'u havaya kaldırıp kıyıya aldı. Bu nefis balık bizim de moralleri yerine getirmişti. Sonrasında aynı arkadaş oldukça iri bir de eşkina aldı.
İşte güzel Sargoz (Baltabaş Karagöz), Diplodus sargus

Benim yakaladığım ilk balık ise beni oldukça şaşırtı. İlk başta ispari zannettiğim balığa yakındna bakınca bir Sarpa olduğunu gördüm. Ege'ye has olan bu balığı daha önce İstanbul'da sadece bir kez, Boğaz'da görmüş ve çok şaşırmıştım. Bu da oltama gelen ilk Sarpa oldu.
Sarpa (Çitari), Boops salpa

Dikkat: Bazı kaynaklarda bu balığın kafasının yenmesinin insanda Halisünasyonlara sebep olduğu söylenmektedir. Doğruluğunu test etmedim ancak bilginiz olsun, kafasını yemeyiniz.
Av bu şekilde durgun devam ederken birden güzel bir sürpriz kendini gösterdi. İlk düşen damlaları önemsemedik ancak yağmur gitgide hızlanıyordu. Bir an sonra da bardaktan boşanırcasına denen şekilde yağmaya başladı. Özellikle ben çok ince ve yünlü giymiş olduğum için sünger gibi ıslandım. Can gidelim dese hepimiz gitmeye razıydık ancak o kalmaktan yanaydı. Böylece saat 12.00'yi geçti, yaş 35 oldu. Yolun yarısına bu şekilde balık bekleyerek, sırılsıklam bir şekilde girdim. Geriye baktığımda geçen tüm yılların da aynı şekilde, kıyıda, denizde, hatta denizin içinde, zaman zaman üşüyerek, zaman zaman güneşten kavrularak balık peşinde geçtiğini görüyorum. Sağlığım el verdikçe ve balıklar var oldukça da ömrümün sonuna kadar böyle devam edecek.
Bir süre sonra yağmur hızını kesti ve durdu. O zamana kadar Can birkaç eşkina almış ama çoğunu küçük olduğu için salmıştı. Derken Can yine geçen avdaki gibi balığın yuvasını buldu ve aynı noktaya çalışarak seriye bağladı. Heralde 20 dakika içinde 7-8 balık almıştır. Gelen balıklar da daha iriceydi. Bunu görünce ben de oraya yanaştım ve bir balık aldım. Sonra geçen gün balık aldığımız başka bir taşı denemek istedim ve oraya oltayı atınca hemen balık geldi. Arkasından bir balık daha, sonra iğneyi kopartan bir başkası derken burasının da balık yaptığı belli oldu. Balığı bulmuştuk ama bu defa da yem sıkıntısı başlamıştı. Sadece birkaç yemimiz kalmıştı. Can "bir kapta kaya kurdu da vardı" diyordu ama bir türlü onu bulamıyorduk. Son anlardaki halimiz görülmeye değerdi, kağıtların taşların üzerinde kalan yem kırıntılarını adeta kazıyıp çıkartıyor bunlarla bile hemen balık alıyorduk. Son yemler de bitince av saat 2 civarında sona ermiş oldu. Takımları ve malzemeleri toplayınca kayıp olan kaya kurdu kabı da bir taşın altından ortaya çıkmaz mı
Bunlar da benim yakaladıklarım.

25 cm.'lik bir eşkinanın karnından çıkan kıraça eşkina ile ilgili ezberlerimizi bozacak nitelikte. Balık yeni yutulmuş değil, dolayısı ile bizim oltaya yakalanan kıraçalardan birini yutmuş değil. Böylece eşkinanın sadece yumuşakçalarla değil boyuna göre oldukça iri balıklarla da beslenebilen atak bir gece avcısı olduğunu görüyoruz.

Taşları da aldık, işlem tamam.

Herkese iyi avlar dilerim reeling