nicholai hel
Üye
- Şehir
- Antalya
- İsim
- Aykut
Cumartesi gecesi saat 23:00 sularında denize açıldık. Bu sene ikinci kez tüm geceyi denizde geçireceğiz. Planımız mercan avı yapmak. Fakat şimdiye kadar yerlerini belirlediğimiz üç mercan merasından farklı bir yer bulmak amacındayız.
Yaklaşık bir buçuk ay önce şans eseri bulduğumuz bir mera vardı, 85-90 metrelerde sabah suyunda verimli sayılabilecek düzeyde patlakgöz mercan avı yapmıştık. Aynı noktada tabanın biraz üstünde de kolyos yatak yapmıştı, çekerken üst iğnelerde ikili üçlü alıyorduk. Av partnerimin telefonundaki derinlik haritasından bu yeri işaretlemiştik. Şimdi kolyosları orada bulamasak da mercanın aynı yerde olacağını bekliyorduk.
Ama mercanı bulamadık.
İşaretlediğimiz noktayı merkez alıp etrafında daire çizerek arayışımız da sonuç vermedi. Yalnız ay battıktan sonra teknemizin altında kolyosların gezdiğini farkettik. Dip avı da tatsız olunca takımlarımızı değiştirip daha önce çok verimli çalışarak bize keyifli avlar yaptıran favori çaparilerimizi taktık.
Bu sırada altımıza bir de bu ilginç balıklar geldi.
Bunları önce gece kolyos avında artık alışık olduğumuz köpek balığı yavruları sandık. Fakat biraz dikkat edince başka bir tür oldukları açıktı. Bunlar köpekbalığı, balina, yunus, manta gibi balıklara yapışarak onlarla birlikte gezen, bu devlerin avlarından arta kalanları tüketerek beslenen remora balıklarıydı.
Önce iki tanelerdi ve çok enteresan şekilde birbirlerine kur yapar gibi hareketler sergiliyorlardı. Öyle rahatlardı ki, elimle tutup alabileceğim kadar yakınımızda sakin sakin geziyorlardı. Ne çaparilerin iplerinin bedenlerine değmesi, ne de hemen altlarında gezen kolyos ve sardalyalar onların keyfini bozamadı. Boyları 60 cm kadardı. Daha sonra 35 cm civarında bir üçüncüsü geldi ama onu dışladılar, hatta kafa attılar, o da uzaktan bu mutlu çifti izlemekle yetindi. Teknenin etrafından uzaklaşmaya niyetleri yoktu, 1.5 saat sonra biz oradan ayrılana kadar yanımızda kaldılar.
Bu sırada bizim çaparilerde de durum ilginçti. Durmadan sallıyorduk fakat kolyosları görmemize rağmen vurmuyorlardı. Böyle durumlarda genelde teknenin hemen altında gördüğümüz kolyosların daha aşağısına indiğimizde, 15-30 metre aralığında iştahla vuran bir sürü bulunur. Yüzeyde ışığımızın altına gelen çeşitli böcek ve atherinalarla beslenen yüzeydeki bireyler genelde çapariye rağbet etmezler.
Bu sürüyü aramaya başladık fakat sabırla kulaç kulaç 50 metrelere kadar inip çıkmamıza rağmen altımızda o aradığımız sürüyü bulamadık. Mavi, yeşil, beyaz, karışık renkli, fosforlu, elimizde ne kadar çapari modeli varsa denedik ama bir türlü randıman alamadık. idk
Bu arada taramada olduğumuz ve rüzgar da yıldız poyraz estiği için altımızdaki derinlik 200 metrelere ulaştı. Remoralarla vedalaşıp kıyıya doğru yol aldık. Uzun bir yolun ardından 30 metrelere geldik.
Mercanı bulamamıştık, kolyos ve sardalya da tatsızdı, küçük boylarda gelen birkaçını geri salarak iki saatte ancak 7 parça alabilmiştik.
Hal böyle olunca sabah suyuna kadar biraz kestirmeye karar verdik. Şu günlerde insanı canından bezdiren kavurucu sıcaklara rağmen bu saatte denizde içimizi ürperten bir soğuk vardı. Havlularımıza sarınıp olduğumuz yere kıvrılıverdik. Kısa sürse de çok tatlı bir uykuydu...
"Aykut!" sesiyle uyandım. Gün ağarıyordu. Çağrı uyanmış, uykulu gözlerle bana bakıyordu, "ne yapıyoruz?"
Plan belliydi aslında, sırtıda hala yazılı orkinos çıkıyordu, zaten birazdan onlarca tekne yine her sabahki gibi peşlerine düşerdi. Bu durumda biz sırtı yapmayacaktık, hedef geçen haftalarda belirlediğimiz, oldukça iri balıkların sardalyaları kıstırdığı kayalık sığ bir bölgeydi. Yine oraya gidip jig yapacaktık.
Yattığım yerden doğrulup gözümü zor açarak denize baktım.
O da ne! Altımızda kalabalık bir lambuka sürüsü vardı!
O anda aklımda taa çocukluğumdan bir anı canlandı.
Yıllardır o avın tekrarlanacağı günü bekliyordum.
Hemen spin takımımı çıkarıp ucuna seveceklerini düşündüğüm bir sahtemi taktım. Çağrı da aynı telaş içindeydi fakat onun spin takımı yanında değildi. Hatta bu işe uygun hiçbir takımı yoktu, sadece yemli, çapari ve jig takımları yanındaydı. Hiçbirinin kamışı sahte atmaya uygun değildi. Elinin altında jig takımı olduğu için hemen ucuna bir sahte takıp eliyle savurarak kısa mesafeye atıp çekmeye başladı.
İlk üç atışımda üç lambuka aldım. :thumb:
Bu sırada Çağrı da birini kandırmayı başardı.
http://www.youtube.com/watch?v=ZGOD6jRP0Qk&feature=youtu.be
Sahteyi atıp 4-5 metre çektiğim anda arkasında bir kargaşa, şapırtılar kopuyordu ve takım gerilip kalama almaya başlıyordu. Sonrasında müthiş bir mücadele. Yaklaşık 15 dakika gibi kısa bir süre içinde 8 tanesini aldık. Her birinin mücadelesi inanılmaz keyifliydi. Bunların dışında 4 tanesi resmen bir kılıç balığı gibi sudan 1 metreden fazla sıçrayarak havada kafasını sallayıp ne kadar gergin tutsak da sahtelerimizden kurtulmayı başardılar. Başarı sağlayamadığımız vuruşlar da aldık. Ama umrumuzda değildi, teknenin yanına kadar gelip sıçrayarak adeta poz verircesine havada sahteyi atan bu güzel balıkların görüntüsü, onları alıkoymaktan çok daha önemliydi.
Ardından sürüyü kaybettik, zaten hem yaşadığımız keyif hem de yaptığımız av fazlasıyla yeterliydi. Şimdiye kadar yaşadığım en keyifli atçek maceramız oldu bu. 3'te 3 yaptığım ilk atışlardan sonra da neredeyse her 3-4 atıştan birinde aksiyon yaşıyorduk. mrsparkle
Sonrasında motoru çalıştırıp jig yapacağımız taşa vardık. İki saat kadar hedef balıklarımızı aradık.
Çeşitli noktalarda iki aydır jig yapıyoruz. Şimdilik en çok güvendiğimiz nokta ise bu taş. Fakat şimdiye kadar tek avımız iri bir turna oldu.
Aşağıda grida ve kuzuların olduğunu biliyoruz buralarda, ama her şeyi denedik, sonunda karar verdik ki problem mevsimden kaynaklanıyor. Öyle bir bolluk var ki Antalya körfezinde, kolyoslar, sardalya sürüleri, atherinalar, her çeşit yavru balıklar, deniz kaynıyor resmen, durduğumuz yerlerde altımızda sardalya sürüsünden başka hiçbir şey göremiyoruz bazen. Tekne sabitken çapariyi suya indirdiğimizde, sabah suyunda, aynı noktadan sardalya, atherina, kolyos ve yazılı orkinos palazı aldığımız oluyor. Aynı noktada, aynı çapariyle, ve derinlik 20 metreler!
Balık sürüleri içiçe, etraflarında ve özellikle altlarında avcılar da bulunuyor, ama en fazla yazılı orkinoslar olduğu için ve boyları da 35 cm kadar olduğundan sırtı yapmıyoruz. Zaten malesef ki çok ciddi oranda kıyıma uğramaktalar...
Hedefimiz varsa yoksa jig yapmak, ve dipte bekleyen o devleri bu yöntemle kandırmak. :thumb: Yalnız bu hengamenin içinde, yemlik balık da böylesine bolken, muhtemelen bu avcılar yeterince besini bulmakta ve jiglerimize rağbet etmemekteler.
Yine de istikrarlı denemelerimiz sürecek. Yakında bu yavru sürüleri de çekilecek. Ve o devleri kandırmayı başaracağız.
Israrla deniyor, sabırla bekliyoruz....
Sizlere de rastgelsin.
Yaklaşık bir buçuk ay önce şans eseri bulduğumuz bir mera vardı, 85-90 metrelerde sabah suyunda verimli sayılabilecek düzeyde patlakgöz mercan avı yapmıştık. Aynı noktada tabanın biraz üstünde de kolyos yatak yapmıştı, çekerken üst iğnelerde ikili üçlü alıyorduk. Av partnerimin telefonundaki derinlik haritasından bu yeri işaretlemiştik. Şimdi kolyosları orada bulamasak da mercanın aynı yerde olacağını bekliyorduk.
Ama mercanı bulamadık.
Bu sırada altımıza bir de bu ilginç balıklar geldi.
Bunları önce gece kolyos avında artık alışık olduğumuz köpek balığı yavruları sandık. Fakat biraz dikkat edince başka bir tür oldukları açıktı. Bunlar köpekbalığı, balina, yunus, manta gibi balıklara yapışarak onlarla birlikte gezen, bu devlerin avlarından arta kalanları tüketerek beslenen remora balıklarıydı.
Önce iki tanelerdi ve çok enteresan şekilde birbirlerine kur yapar gibi hareketler sergiliyorlardı. Öyle rahatlardı ki, elimle tutup alabileceğim kadar yakınımızda sakin sakin geziyorlardı. Ne çaparilerin iplerinin bedenlerine değmesi, ne de hemen altlarında gezen kolyos ve sardalyalar onların keyfini bozamadı. Boyları 60 cm kadardı. Daha sonra 35 cm civarında bir üçüncüsü geldi ama onu dışladılar, hatta kafa attılar, o da uzaktan bu mutlu çifti izlemekle yetindi. Teknenin etrafından uzaklaşmaya niyetleri yoktu, 1.5 saat sonra biz oradan ayrılana kadar yanımızda kaldılar.
Bu sırada bizim çaparilerde de durum ilginçti. Durmadan sallıyorduk fakat kolyosları görmemize rağmen vurmuyorlardı. Böyle durumlarda genelde teknenin hemen altında gördüğümüz kolyosların daha aşağısına indiğimizde, 15-30 metre aralığında iştahla vuran bir sürü bulunur. Yüzeyde ışığımızın altına gelen çeşitli böcek ve atherinalarla beslenen yüzeydeki bireyler genelde çapariye rağbet etmezler.
Bu sürüyü aramaya başladık fakat sabırla kulaç kulaç 50 metrelere kadar inip çıkmamıza rağmen altımızda o aradığımız sürüyü bulamadık. Mavi, yeşil, beyaz, karışık renkli, fosforlu, elimizde ne kadar çapari modeli varsa denedik ama bir türlü randıman alamadık. idk
Bu arada taramada olduğumuz ve rüzgar da yıldız poyraz estiği için altımızdaki derinlik 200 metrelere ulaştı. Remoralarla vedalaşıp kıyıya doğru yol aldık. Uzun bir yolun ardından 30 metrelere geldik.
Mercanı bulamamıştık, kolyos ve sardalya da tatsızdı, küçük boylarda gelen birkaçını geri salarak iki saatte ancak 7 parça alabilmiştik.
"Aykut!" sesiyle uyandım. Gün ağarıyordu. Çağrı uyanmış, uykulu gözlerle bana bakıyordu, "ne yapıyoruz?"
Plan belliydi aslında, sırtıda hala yazılı orkinos çıkıyordu, zaten birazdan onlarca tekne yine her sabahki gibi peşlerine düşerdi. Bu durumda biz sırtı yapmayacaktık, hedef geçen haftalarda belirlediğimiz, oldukça iri balıkların sardalyaları kıstırdığı kayalık sığ bir bölgeydi. Yine oraya gidip jig yapacaktık.
Yattığım yerden doğrulup gözümü zor açarak denize baktım.
O da ne! Altımızda kalabalık bir lambuka sürüsü vardı!
O anda aklımda taa çocukluğumdan bir anı canlandı.
Yıllardır o avın tekrarlanacağı günü bekliyordum.
Hemen spin takımımı çıkarıp ucuna seveceklerini düşündüğüm bir sahtemi taktım. Çağrı da aynı telaş içindeydi fakat onun spin takımı yanında değildi. Hatta bu işe uygun hiçbir takımı yoktu, sadece yemli, çapari ve jig takımları yanındaydı. Hiçbirinin kamışı sahte atmaya uygun değildi. Elinin altında jig takımı olduğu için hemen ucuna bir sahte takıp eliyle savurarak kısa mesafeye atıp çekmeye başladı.
İlk üç atışımda üç lambuka aldım. :thumb:
Bu sırada Çağrı da birini kandırmayı başardı.
http://www.youtube.com/watch?v=ZGOD6jRP0Qk&feature=youtu.be
Sahteyi atıp 4-5 metre çektiğim anda arkasında bir kargaşa, şapırtılar kopuyordu ve takım gerilip kalama almaya başlıyordu. Sonrasında müthiş bir mücadele. Yaklaşık 15 dakika gibi kısa bir süre içinde 8 tanesini aldık. Her birinin mücadelesi inanılmaz keyifliydi. Bunların dışında 4 tanesi resmen bir kılıç balığı gibi sudan 1 metreden fazla sıçrayarak havada kafasını sallayıp ne kadar gergin tutsak da sahtelerimizden kurtulmayı başardılar. Başarı sağlayamadığımız vuruşlar da aldık. Ama umrumuzda değildi, teknenin yanına kadar gelip sıçrayarak adeta poz verircesine havada sahteyi atan bu güzel balıkların görüntüsü, onları alıkoymaktan çok daha önemliydi.
Ardından sürüyü kaybettik, zaten hem yaşadığımız keyif hem de yaptığımız av fazlasıyla yeterliydi. Şimdiye kadar yaşadığım en keyifli atçek maceramız oldu bu. 3'te 3 yaptığım ilk atışlardan sonra da neredeyse her 3-4 atıştan birinde aksiyon yaşıyorduk. mrsparkle
Sonrasında motoru çalıştırıp jig yapacağımız taşa vardık. İki saat kadar hedef balıklarımızı aradık.
Çeşitli noktalarda iki aydır jig yapıyoruz. Şimdilik en çok güvendiğimiz nokta ise bu taş. Fakat şimdiye kadar tek avımız iri bir turna oldu.
Hedefimiz varsa yoksa jig yapmak, ve dipte bekleyen o devleri bu yöntemle kandırmak. :thumb: Yalnız bu hengamenin içinde, yemlik balık da böylesine bolken, muhtemelen bu avcılar yeterince besini bulmakta ve jiglerimize rağbet etmemekteler.
Yine de istikrarlı denemelerimiz sürecek. Yakında bu yavru sürüleri de çekilecek. Ve o devleri kandırmayı başaracağız.
Israrla deniyor, sabırla bekliyoruz....
Sizlere de rastgelsin.