Ben bir tarihte, dinimin sportif olta balıkçılığını nasıl karşıladığı ile ilgili bir araştırmamı burada yayınlamıştım. Orada, devletin kanunları çerçevesinde cevaz verildiği ile ilgili paylaşımda bulunmuştum. Dini bu işe karıştırma diyenlerle, demeyenler birbirine girmiş ve konu silinmişti.
Yani, katillerin neyi bahane ettiklerinin önemi yok. Sana göre Allah'ın isterse denizleri lüferle doldurup taşıracağına inananların yaptığı katliam, bana göre de, günah kavramı olmadığı için bu katliamı yapıyor olsalar gerek. (Örneğin)
O zaman "sana göre bana göre"yi bırakıp, katili beraber yargılayalım.
Burada bir asli problem söz konusu.
Bu ülkede, ülkeyi de bir kenara bırakalım, dünyada bir sürü insan yaşıyor. Biz, vahşi doğadaki canlıları tek başımıza sahiplenme hakkına mahfuz değiliz.
Konuyu daraltırsak, denizlerdeki balık bizim mi? Değil mi?
Peki bu biz kimiz? Şu sınırlar içinde yaşayan bu insanlar mı, yoksa, dünya mı?
Konu balık olunca bu açıdan bakmak gerekiyor. O zaman resim büyüyor. Sonuçta, biz balıklara sahiplenme hakkını kaybediyoruz. Biraz etik olsa da, çok daha ciddi meseleler çıkıyor önümüze. Ne bu balık, lüfer mi?
Şimdi lüfer, atlantik balığı, bir sürü ülkenin sularından geçip bize geliyor. Sonra da geri dönüyor. Bu durumda ne olacaktır? Olacağı basit, bizim dinimiz bize, onların dini onlara. Yani bizim dinimizce o balıkları katletmenin caiz olması, onların hakkını gasp edeceğimiz gerçeğini değiştirmez. Ve dahası, onlar derse, "valla bizim dinimizce size balık koklatmak günah, hepsini, havyarlı, yavru falan demedik, tutup yedik, maksat size kalmasın."
Maalesef adamlar adam boyu haklı olur. Eğer konu din ekseninde ise.
Daha dar açıdan bakarsak, aynı durum ülkemiz içinde geçerli. Bu ülkede, hristiyan, sünni, alevi, tatlı su müslümanı, şıi, şafii, şeriatçı, tariatçı, paralelci, düzcü, ateist, deist, satanist, panenteist vs. bin türlü insan yaşıyor. Biz bunlardan herhangi birinin konuya dair dini algısını, bir kaide yaparsak, diğerlerine zulm etmiş oluruz. Onların hakkını yedirmiş oluruz.
Kısaca, burada söz konusu olan balık, gerek dünya çapında, gerekse ülke çapında bakılınca, herhangi bir dinin kıstaslarına göre karar verilemeyecek bir olgu olarak karşımıza geliyor.
Bu nedenle, konunun din ekseninde mübah veya değil olarak ortaya konması zaten baştan kaybeden husus oluyor. Ha, herkesin karşı çıkamayacağı, bir ortak nokta da buluşulur. Her dinin inananı da, bu çerçevede kalmak şartıyla kendi içinde bildiği kuralı uygular. Ama hiç kimse, benim dinim böyle diyor diyerek, bir diğerinin hakkına tecavüz etmemiş olur.
Bu noktanın ötesi bu. Bu da, aslen o "ama allah bunları biz yiyelim diye yarattı, yaaaa.." çıkışının zaten baştan kaybettiğini sanırım apaçık şekilde gösteriyordur.