Lüfer Balığı Yaşam Limiti

Sivil toplum örgütleri bilim adamlarıyla iş birliği yapar, sadece balığın boyunu yaşını ölçmeye, kesip cinsiyetini ve gonad gelişimini izlemeye dayanan bu çalışmayı projelendirir, sonucunu bakanlığa, başbakanlığa sunar peşinden de giderse neden olmasın.

Hocam, öyle şeyler söylüyorsunuz ki, ben sormadan duramıyorum.

Bu iş için ayrılması gereken bütçe aşağı yukarı ne kadardır ve böyle bir araştırmanın süresi nedir? Ayrıca bu tip bir araştırma belli bir bölgede mi yapılmalıdır, yoksa farklı bölgelerde eş zamanlı araştırmalar mı yapılmalıdır?

Bu soruları daha sonraki bir zamanda da cevaplayabilirsiniz hocam, işleriniz vardır, sizi de çok alıkoymak istemiyorum esasen. Merakıma yenik düşüyorum sadece, olabilirlikleri hesaplamak adına. :o
 
Son düzenleme:
Hangi bilgi lazım ona bakalım.

Balığın üreme boyu ve yaşa göre boy-ağırlık.

Her seferinde 100-300 adet balık örneği alınması lazım.
Bu her sefer bence 15 günde birdir. Sonbahar'a kadar bu balığı bu miktarda temin etmek Karadenizde sorun olur. Ama piyasa fiyatının 2 katı ücret önerisiyle tüm balıkhanelere haber bırakılırsa,
50kilo X 60 lira = 3000 TL
sezon boyu her 15 günde bir alabilsek, 24 kere örnek alınır,
24 x 3 = 72.000 TL
Seyahat masrafları
3 kişi x 24 kez x 5 lokasyon x 300 TL = 108.000 TL

Diğer masraflar (veri değerlendirme biriktirme işleme) 20.000 TL

Toplam: 72 + 108 +20 =200.000 TL
========-

Minimum 3000 adet balık ölçülerek;
Lüfer ne zaman ürer, kaç yaşında ve hangi boyda ürer, nerede ürer, hangi boyda ve hangi mevsimde avlanmalıdır sorularının cevabı ortaya çıkartılır.
Hiç bir acaba kalmaz.

Bunu sağlam bir dayanak olarak her yere sunabiliriz.

Aksi taktirde sezonluk, tek seferlik ve bir bölgeye ait, her yaş grubunu denizdeki oranında temsil etmeyen örneğe dayalı araştırmaların verisiyle, kimsenin karşısına çıkıp bir şey iddia edemeyiz.

(artık uyuyayım, tekrar internete girmiyeceğim, en geç sabah 9 da görüşmek üzere :) )
Hocam, öyle şeyler söylüyorsunuz ki, ben sormadan duramıyorum.

Bu iş için ayrılması gereken bütçe aşağı yukarı ne kadardır ve böyle bir araştırmanın süresi nedir? Ayrıca bu tip bir araştırma belli bir bölgede mi yapılmalıdır, yoksa farklı bölgelerde eş zamanlı araştırmalar mı yapılmalıdır?

Bu soruları daha sonraki bir zamanda da cevaplayabilirsiniz hocam, işleriniz vardır, sizi de çok alıkoymak istemiyorum esasen. Merakıma yenik düşüyorum sadece, olabilirlikleri hesaplamak adına. :o
 
Teşekkür ederim hocam bilgilendirme için. Daha sonra da soracaklarım var yine bu konu ile ilgili, ancak benim de uykum geldi ve sizi de alıkoymak istemiyorum. Yarın görüşmek üzere, iyi geceler. :)
 
200.000 TL lik kaynak büyük bir rakam değil ki
200*1000
1000 kişiden 200 lira almak demek bu

Bu araştırma sonucu olumlu bir şeye etki edebilecekse
mesela
sizin tarif ettiğiniz Terkos - şile - adalar üçgeninin deniz rezervi olarak kabul edilmesine zemin oluşturacak bir süreci başlatacaksa hiç bir şey değil bu para
 
Son düzenleme:
Deniz Rezervi talebi için aslında başka bilgilere de ihtiyaç duyulur. Fakat bu bilgiler zaten herkesce kabul edilen bilgiler olduğundan projelendirilmesine bile gerek yoktur.
Bir yer bu şekilde ayrılacaksa şu bilgilere dayalı olarak karar verilir.
  • su parametreleri ve
  • su kitlelerinin hareketi,
  • deniz dibi ve kıyıların yapısal özellikleri,
  • yerleşim,
  • trafik,
  • önemli balık türlerinin buraları barınak ve göç yolu olarak kullandığına dair bilgiler

200.000 TL lik kaynak büyük bir rakam değil ki
200*1000
1000 kişiden 200 lira almak demek bu

Bu araştırma sonucu olumlu bir şeye etki edebilecekse
mesela
sizin tarif ettiğiniz Terkos - şile - adalar üçgeninin deniz rezervi olarak kabul edilmesine zemin oluşturacak bir süreci başlatacaksa hiç bir şey değil bu para
 
200.000 TL kaynak, yalnızca lüfer için düşündüğümüz rakam. Tabii bir proje içinde kaç tür incelenebilir onu da bilmiyorum. Aynı yaşam koşullarındaki türler belki birtek proje içinde incelenebilir ama mutlaka her bir türün belli bir külfeti de olacaktır. Proje kısmı, tebliğde doğru limitle yer alma olasılığından sebep ortaya konulduğuna göre, tatlı su ve denizde bulunan ve limitlendirilmesi gereken (tebliğde ayrıca belirtilmemiş ancak limitlendirilmesi gereken türler de dahil olmak üzere) tüm türler için 200.000 TL yeterli bir rakam değil. Bir tek projede incelenebilecek türlerin ve bunun maliyetini bilmediğimden, tam kapsamlı bir araştırma için ayrılması gereken bütçe nedir kestiremiyorum. Üstelik bunun sürekliliğinin de sağlanması gerek. Aynı verilerle 10 yıl tebliğ yayınlanacaksa bunun da bir anlamı yok. Ancak, devletin buna bütçe ayıracak gücü yok mu dersek, isterse var demekten de kendimi alamıyorum. Sadece bütçe ayrılmak istenmiyor, balıkçılık göz ardı ediliyor, ki bunun da aslında türlü türlü sebepleri var. Kısa yoldan, çıkar çevreleri nedeni ile bu tip çalışmalar yapılmaz, devlet ödenek ayırmaz diyebiliyorum. Ancak STK ve bilim adamlarının bir araya gelip bir şeyler yapabilmesini umut eder dururuz.
 
Burada bazı şeyler netleştirilmeli.
Diyelim ki bu araştırmalar yapıldı ve lüfer için 25 cm minimum boy olarak tespit edildi. Lüferin 25 cm in altındaki boylarda avlanmasının balığın neslini tehlikeye sokacağı açık açık belirtildi. Bundan sonra da tebliğe 25 cm olarak eklendi. Şimdi bundan sonra teorik olarak ticari balıkçı teknelerinin çinekop avlamak için kullandıkları ağlarının açıklıkları arttırılması ile ilgili tebliğler yayınlandı. Bu tebliglerin yayınlanması ile pratikteki uygulama birbiriyle ne kadar uyuşacak. Sadece teknik kısımlarla çözülecek mesele olsa güzel de
işe, ahbap çavuş ilişkisi girerse
bunun olmayacağı garantisi verebilir miyiz?
av yasağı başlangıcını 1 mayısa uzatan bir anlayış bu çalışmaların sadece teoride kalmasına gücü yetmez mi?
Kafamızdaki soru bu?

Dahası ayakta alkış tutacağım Terkos - Şile - Adalar üçgeninin sonsuza kadar deniz rezervi ilan edilmesinin bu verilerle sağlanmasının önünde koca bir zincir var.

Forum-STK-Medya ile beslenen bu ekolojik bilincin çok yakın bir zamanda daha çok artarak bir tepki haline gelmesi her zamanki dileğim
Aslında tüm çevreci STKlar bu konularda ortak tepki verme bilinci gösterseler ne güzel olurdu?

Sivil Toplum Kuruluşları
 
Devletin bu tür projelere ayıracak parası çok ta, projelerin geçeceği mercilerden bu projeleri geçirmek kolay iş değil.
Bundan başka nedenlerin de etkisiyle bu çalışmalar doğru ve yeterli düzeyde yapılmıyor maalesef.

Üstelik rakamı olabildiğince abarttım. Balıkhanelere bizzat araştırmacının gitmesine gerek olmasa (ki yanlış veri alma olasılığı yükselir) bu çok daha düşük rakamlara çıkartılır. Kumkapı balık haline oturup bu çalışmayı 10000 TL ye tamamlamak ta mümkün.

Ama iyi eğitimli ve standart yöntemlere hakim araştırmacıların yapması gerekiyor.
Bitirilen çalışmalara baktığımızda; örnekleme hatası en yaygın görülen hata. 3000 adet stoğu temsil eden lüfer örneği ölçen bir babayiğit şimdiye kadar görmedim

200.000 TL kaynak, yalnızca lüfer için düşündüğümüz rakam. Tabii bir proje içinde kaç tür incelenebilir onu da bilmiyorum. Aynı yaşam koşullarındaki türler belki birtek proje içinde incelenebilir ama mutlaka her bir türün belli bir külfeti de olacaktır. Proje kısmı, tebliğde doğru limitle yer alma olasılığından sebep ortaya konulduğuna göre, tatlı su ve denizde bulunan ve limitlendirilmesi gereken (tebliğde ayrıca belirtilmemiş ancak limitlendirilmesi gereken türler de dahil olmak üzere) tüm türler için 200.000 TL yeterli bir rakam değil. Bir tek projede incelenebilecek türlerin ve bunun maliyetini bilmediğimden, tam kapsamlı bir araştırma için ayrılması gereken bütçe nedir kestiremiyorum. Üstelik bunun sürekliliğinin de sağlanması gerek. Aynı verilerle 10 yıl tebliğ yayınlanacaksa bunun da bir anlamı yok. Ancak, devletin buna bütçe ayıracak gücü yok mu dersek, isterse var demekten de kendimi alamıyorum. Sadece bütçe ayrılmak istenmiyor, balıkçılık göz ardı ediliyor, ki bunun da aslında türlü türlü sebepleri var. Kısa yoldan, çıkar çevreleri nedeni ile bu tip çalışmalar yapılmaz, devlet ödenek ayırmaz diyebiliyorum. Ancak STK ve bilim adamlarının bir araya gelip bir şeyler yapabilmesini umut eder dururuz.
 
Burada bazı şeyler netleştirilmeli.
Diyelim ki bu araştırmalar yapıldı ve lüfer için 25 cm minimum boy olarak tespit edildi. Lüferin 25 cm in altındaki boylarda avlanmasının balığın neslini tehlikeye sokacağı açık açık belirtildi. Bundan sonra da tebliğe 25 cm olarak eklendi. Şimdi bundan sonra teorik olarak ticari balıkçı teknelerinin çinekop avlamak için kullandıkları ağlarının açıklıkları arttırılması ile ilgili tebliğler yayınlandı. Bu tebliglerin yayınlanması ile pratikteki uygulama birbiriyle ne kadar uyuşacak. Sadece teknik kısımlarla çözülecek mesele olsa güzel de
işe, ahbap çavuş ilişkisi girerse
bunun olmayacağı garantisi verebilir miyiz?
av yasağı başlangıcını 1 mayısa uzatan bir anlayış bu çalışmaların sadece teoride kalmasına gücü yetmez mi?
Kafamızdaki soru bu?

Dahası ayakta alkış tutacağım Terkos - Şile - Adalar üçgeninin sonsuza kadar deniz rezervi ilan edilmesinin bu verilerle sağlanmasının önünde koca bir zincir var.

Forum-STK-Medya ile beslenen bu ekolojik bilincin çok yakın bir zamanda daha çok artarak bir tepki haline gelmesi her zamanki dileğim
Aslında tüm çevreci STKlar bu konularda ortak tepki verme bilinci gösterseler ne güzel olurdu?

Sivil Toplum Kuruluşları

19. mesajda bununla ilgili olarak aşağıdakileri yazmıştım;

Ancak limitler konusunda da doğru verilerin kullanılması ve avlanma boyunca limitlere uyulması konusunda ciddi denetimlerin de yapılarak, seçilmiş olan uygulamanın (kota ya da av yasağı dönemi uzatılması) bu şekilde desteklenmesi gerekir, ki uygulamalar bir işe yarasın. Tabii yapılır mı yapılmaz mı orası muamma.

Dediğin gibi bunun teoride kalmaması için, ciddi denetimlerin yapılması ve bu denetimleri yapanların da ahbap çavuş ilişkileri içinde olmaması gerekiyor. Hatta denetleyenlerin dahi denetlenmesi gerekiyor.

STK'ların birlik olup bu konulara eğilmesi meselesine gelince, doğada sorun yaşadığımız tek konu bu olmadığından, yalnızca bu meseleye eğilmeleri pek olanaklı görünmüyor bana. Azar azar ama çok yere yetişme çabası daha ağır basıyor genellikle STK'larda. Bu nedenle de bu tip iyileştirici projeler için yetersiz kalıyorlar. Ancak ilgili mercilere baskı oluşturmak konusunda ciddi çalışmaları olabilir.
 
Asıl önemli olan şey
Ticari avcıların Terkos-Şile-Adalar üçgeninde avlanamamasını sağlamak. Öyle bir sistem olacak ki, denetime ihtiyacı olmayacak
var mı böyle bir proje

Bunun için umut vadeden bir proje var.

"Yapay Resif Projesi"

Bu sağlanırsa diğer bütün araştırmalara gerek kalmayacağı kanısındayım.
Yapay Resif
Terkos-Şile Adalar üçgeninde oluşturulabilir. Mesela bunun için iri kayalar, eski tren, gemi hurdaları uygundur. bu bölgeler balık üreme alanları olabilir.
Bu sayede balıkçı gemileri buralarda ağ atamazlar. ağ atarlarsa da ağları takılır parçalanır.

Bu yapılabilir.
 
Son düzenleme:
Mümkün mü Allah aşkına, nerden bahsettiğimizi bir daha gözden geçirirmisiniz.
Üçgen dediğiniz şey Karadeniz sahilinde 100 km lik bir alanı, koskoca İstanbul Boğazını, Adaların çevresinde 10 x 20 km lik bir alanı kapsayan
toplamda yaklaşık 500 km karelik bir bölgedir.
Zaten dibinde doğa kayası, batığı bol bir bölge.
Dünyanın akıntı hızı en yüksek bölgelerinin başında geliyor.
Burada yapay resif etkili olur mu, etkili olacak resif nasıl bir yapıda olmalı, hiç düşündünüz mü?

Burada iş görecek güçte ve büyüklükte yapay resifi yapım masrafının çok azıyla 5 bin ton kapasiteli bir lüfer çiftliği kurar, her yıl denize milyarlarca adet çinekop salabiliriz. :) (Bu da bir fikir :))

Asıl önemli olan şey
Ticari avcıların Terkos-Şile-Adalar üçgeninde avlanamamasını sağlamak. Öyle bir sistem olacak ki, denetime ihtiyacı olmayacak
var mı böyle bir proje

Bunun için umut vadeden bir proje var.

"Yapay Resif Projesi"

Bu sağlanırsa diğer bütün araştırmalara gerek kalmayacağı kanısındayım.
Yapay Resif
Terkos-Şile Adalar üçgeninde oluşturulabilir. Mesela bunun için iri kayalar, eski tren, gemi hurdaları uygundur. bu bölgeler balık üreme alanları olabilir.
Bu sayede balıkçı gemileri buralarda ağ atamazlar. ağ atarlarsa da ağları takılır parçalanır.

Bu yapılabilir.
 
Aslında daha önce de yapay resiflerle ilgili bir konu olmuş ve hurdaların resif yapılmasının sakıncaları çevre mühendisi bir arkadaşımız tarafından açıklanmıştı. Hatta Vedat ağabey ile de bir konuda bundan bahsetmiştik. Yurt dışındaki resif projelerine bakacak olursak, resiflerle ilgili çok güzel çalışmalar var. Aşağıdaki mesajımda bunlardan birini daha önce vermiştim.

http://www.balikavi.net/forum/showpost.php?p=505110&postcount=57

Terkos-Şile-Adalar üçgeninde avlanma yapılmaması güzel bir uygulama olurdu ancak tek sorun bu bölge ile alakalı değil ki. Daha önce de söylediğim gibi, yalnızca lüfer değil, pek çok tür için sorun var ve bu bölgede bulunmayan türler için de denizlerimizde rezerv oluşturulması gerekir. Bu da çok ama çok ciddi bir bütçe ile çok ciddi bir çalışma yapmak demektir.
 
Mümkün mü Allah aşkına, nerden bahsettiğimizi bir daha gözden geçirirmisiniz.
Üçgen dediğiniz şey Karadeniz sahilinde 100 km lik bir alanı, koskoca İstanbul Boğazını, Adaların çevresinde 10 x 20 km lik bir alanı kapsayan
toplamda yaklaşık 500 km karelik bir bölgedir.
Zaten dibinde doğa kayası, batığı bol bir bölge.
Dünyanın akıntı hızı en yüksek bölgelerinin başında geliyor.
Burada yapay resif etkili olur mu, etkili olacak resif nasıl bir yapıda olmalı, hiç düşündünüz mü?

Burada iş görecek güçte ve büyüklükte yapay resifi yapım masrafının çok azıyla 5 bin ton kapasiteli bir lüfer çiftliği kurar, her yıl denize milyarlarca adet çinekop salabiliriz. :) (Bu da bir fikir :))

Bu üçgenin kenarlarından kırpılıp, başka başka yerlere de resif serpiştirebiliriz. :):)
 
Sevgili Bünyamin, bir hatırlatma yapayım:

http://195.140.196.201/bimerwebform/default.aspx adresi üzerinden, Sürdürülebilir Balıkçılık hakkında yapmış olduğum bilgilendirilme amaçlı başvuruya, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nce yapılan açıklamada,

”Deniz ekosisteminin korunması ve balıkçılığın geliştirilmesi amacıyla Ülkemiz kıyılarında resif bölgelerinin belirlenmesi çalışmaları Bakanlığımızca yürütülen “Yapay Resif Projesi” ile sürdürülmektedir.
Yasadışı avcılığı engellemek, sportif ve kıyı balıkçılığını geliştirmek, aletli dalış turizmini başlatmak ve resif kümelerinden oluşturulacak alanlarda yaşama alanı bulacak deniz canlılarına yeni barınma ve üreme yerlerinin oluşturulması amacı ile çalışmalar planlı bir şekilde sürdürülmektedir.” şeklinde geribildirim yapılmıştı. Verilen cevabı, forumumuzda,“Sürdürülebilir Balıkçılık İçin Ne Yapmak Gerekir.” başlığı altında gündem etmiştim.

“Bu yapay resif projesi izmirde başladı. Bu projeyi akdenizde de geliştirmek istiyorlar. yapay resif bölgelerinde balık miktarının ve çeşitliliğin arttığını söylüyorlar. Ayrıca bu iş dalış turizmini de artıracağa benziyor.”diyerek izah getirmiştin.;)
 
Sevgili Bünyamin, bir hatırlatma yapayım:

http://195.140.196.201/bimerwebform/default.aspx adresi üzerinden, Sürdürülebilir Balıkçılık hakkında yapmış olduğum bilgilendirilme amaçlı başvuruya, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nce yapılan açıklamada,

”Deniz ekosisteminin korunması ve balıkçılığın geliştirilmesi amacıyla Ülkemiz kıyılarında resif bölgelerinin belirlenmesi çalışmaları Bakanlığımızca yürütülen “Yapay Resif Projesi” ile sürdürülmektedir.
Yasadışı avcılığı engellemek, sportif ve kıyı balıkçılığını geliştirmek, aletli dalış turizmini başlatmak ve resif kümelerinden oluşturulacak alanlarda yaşama alanı bulacak deniz canlılarına yeni barınma ve üreme yerlerinin oluşturulması amacı ile çalışmalar planlı bir şekilde sürdürülmektedir.” şeklinde geribildirim yapılmıştı. Verilen cevabı, forumumuzda,“Sürdürülebilir Balıkçılık İçin Ne Yapmak Gerekir.” başlığı altında gündem etmiştim.

“Bu yapay resif projesi izmirde başladı. Bu projeyi akdenizde de geliştirmek istiyorlar. yapay resif bölgelerinde balık miktarının ve çeşitliliğin arttığını söylüyorlar. Ayrıca bu iş dalış turizmini de artıracağa benziyor.”diyerek izah getirmiştin.;)

Evet böyle bir yazı yazdım Ancak Karadeniz ve Boğazlar ekseninde durum biraz farklı. Aslında bu konuda yapılan birçok çalışma var. Fakat bunlar yeterince gündemde değil. Boğaz kısmında bile bu türden çalışmalar zamanında olmuş

Mümkün mü Allah aşkına, nerden bahsettiğimizi bir daha gözden geçirirmisiniz.
Üçgen dediğiniz şey Karadeniz sahilinde 100 km lik bir alanı, koskoca İstanbul Boğazını, Adaların çevresinde 10 x 20 km lik bir alanı kapsayan
toplamda yaklaşık 500 km karelik bir bölgedir.
Zaten dibinde doğa kayası, batığı bol bir bölge.
Dünyanın akıntı hızı en yüksek bölgelerinin başında geliyor.
Burada yapay resif etkili olur mu, etkili olacak resif nasıl bir yapıda olmalı, hiç düşündünüz mü?

Burada iş görecek güçte ve büyüklükte yapay resifi yapım masrafının çok azıyla 5 bin ton kapasiteli bir lüfer çiftliği kurar, her yıl denize milyarlarca adet çinekop salabiliriz. :) (Bu da bir fikir :))



http://www.bagtr.org/rapor/TAT2008.pdf den alıntı
Türkiye’deki bilinen ilk yapay resif alanı oluşturma amacı taşıyan çalışma, 1983
yılında Ege Üniversitesi Hidrobiyoloji Araştırma Merkezi tarafından İzmir Körfezi’ne beton ve metal yapıların bırakılmasıyla başlamıştır. Bu süreçte İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi benzer uygulamalara tanık olmuştur. Beykoz Su Ürünleri Endüstri Meslek Lisesi ve özel balıkadam kulüplerinin beton, pişirilmiş toprak ve lastik malzemelerden oluşturdukları yapay habitatları denize yerleştirdikleri belirtilmiştir.



Biraz afaki kaçacak bir düşünce ama
Maliyeti konusunda ne söylenebilir bilemem ancak Boğazın Karadeniz çıkışından Marmara girişine kadar balığın geçiş verdiği noktalara ağ atılmasına izin vermeyecek şekilde belirli aralıklarla yüksek beton kazıklar yerleştirilmesi de bir fikir olabilir. Maliyeti yüksek olur onu bilemem. Ancak başka bir şekilde bu kıyıma dur denilmesine inanasım gelmiyor.
 
Son düzenleme:
İşte masrafları indirgemenin ve nokta atışı yapmanın yolu.
Üstad "lüferi koruma ve yaşatma" rezerv alanlarını ve yapay resif konulması gereken yerleri güzel bir şekilde açıklamış.

Üzerinde etüd edilip değerlendirilebilecek önemli bir veri.
İstanbul Boğazı Lüferin Güzergahı
Bu konuyu yazık olmasın diye tekrar açıyorum. Sadece Lüferin Güzergah bilgilerini barındırıyor.
1-Lüferin Boğaz da izediği güzergah neresidir:

Lüfer Boğaza inmeden önce ilk avlarını Eşek adasında verir. ilk ağız denen balık her zaman kofanalı ve analı babalı yürür. her zaman iri balıklar gelir oltalarımıza

Bu balık tarihten beri bu rota üzerinde hareket etmiştir. Diğer güzergahı ise her zaman. Kilyos Roke taşlığı olmuştur. ve ilk avlarınıda burada verir.

O zaman ne diyoruz ;

Anadolu ayağından aşağı hareket ederse: riva eşek adası üzerinden
Avrupa yakasından hareket ederse; İlk balık kilyos taşlarında patlar ve arkasından Kilyos taşı ve rumeli fener taşında güzergahını izler. aşağı doğru garipçe büyükdere ve direkt olarak yeniköyü bulur bu güzergah üzerinde bolca av verir.

Eğer anadoludan akmaya başladıysa ki genel rotası budur. O zaman eşek adası üzerinden kendini Umuryeri taşlıklarında bulur. Orada İlk balık tutulmaya başlanır Boğaz içinde. fakat burda artık o denli yüzerki. burda bulunan istavrit ve izmaritin arkasından yürüdüğü için İzmarit ana yemi olmuştur. Burada umuryerinde İzmarit gancur ve istavrit hele hele şakşak yem çok iş yapar. O rotadan devam ederek. askeriyenin önünden paşabahçe koyuna çok az bir kısmı yayılır paşabahçe ada üstünde çok az bir miktarda av verir Anck eylül sonlarına doğru gece yemlisi ile bolca lüfe yakalanırdı eskinden.
Ancak Umuryerinden geçen lüferler kanal sularıyla beraber direkt olarak mobil önünden Yeniköye ulaşır. yeniköyden sora ise avrupa kıyılarından harekete
Sarayburnuna kadar yürür. artık meranın içerisine girmiştir. ve en hareketli yem önünde zargana bulunmaktadır. ve bu hareket insafsızca saldırarak av arar. ve haliç içerisnde bulunan yemler ilgisini çektiğinden az miktarda olsa burada av vermeye devam eder. Bu balığın Anavatandan hareketi;

Diğer balıkları ise. Tekirdağ silivri üzerinden hareketle marmaranın kendi balığı
gelir bütün meraları dolaşarak ve önünde ne yem varsa saldırarak sarayburnu kanalına kadar yürür. bu yürüme sonucunda hepsi orta kanalda buluşur ve tekrar aşağı doğru hareketine başlarlar. Sarayburnu neden ?

Dünya üzerinde kanal sularının bu kadar kuvvetli aktığı. ve bir huni şeklinde içine yürüdüğü bir kanal yoktur sanırım. burda ne olacak. Bir huninin içerisinde dolan balıklar aşağıdan çıkmak isteyecek en dar bölgeden. ve işte o anda süper av verecek duruma geleceklerdir.

Diğer seneleri bırakıyoruz ve 2009 yılına bakıyoruz. Şimdi biz at kılı kullanmıyoruz benim en sevdiğim beden oltası 0,35 Trabucco T-1 camocast
Misina, El oltası olarakta dupont ve alman silikon turuncu mısına dolaşmaması açısından. Fishfounderda var. teknolojiden faydalanmak adına.
boğaz diğer denelerde görülmediği üzere sardalya dolu ve hasır gibi dibi göstermeyecek kadar çok ve yuksek yoğunluklu bir şekilde. ve anadolu üzerinden akmakta olan İstavrit. sardalye yemlik diğer balıklar çaşasından tirsisine kadar. zargana ise bol.


Evet dedikya marmara balığı aşağıdan gelir diye şöyle bir güzergah izler. tekirdağ- silivri-kumburgaz-güzelce-b.çekmece-Ambarlı-K.çekmece-Yeşilköy baba burnu (Bilhassa çapari) yeşilköy-bakırköy (Marina önü hatta ido iskelesi içi orasıda iyi balık yapar. ordan zeytünburnu zeyport- arkasından samatya-yenikapı kumkapı-ahırkapı-cankurtaran ve sarayburnu

Anadolu yakasından akan balık Haydarpaşa Fenerbahçe maltepe.İzmit Gemlik bandırma yalovası üzerinden bir hatla ki oda şöyle olur Anadolu akan balık yarısı adalar kanalıyla tam kanal yoluyla Buyukada heybeli arasından veya kımalı sivri arası (Çapariyle tutulur) doğru bandırma kıyılarına vurur. hatta adadaki arkadaşlar sarayburnunu takip ederler genelde. biz çapariyle balık tutarsak onlarda bir ertesi gün adada uzun olta balık tutarlar.Ve direkt olarak bandırma yalova bursa çinarcık esenköye yayılır. burada marmaradan gelen balıklada birleşirler tabi marmara balığı anadoludan yürüyorsa.

Diğer akan balık ise Haydaraşa üzerinden adaların fenerbahçe içlerinden. Önünde bulunan yemi istavrit çinekop ve çaçasıyla. izmit körfesi ve dediğin güzergahlara dağılırlar.
Biz sarayburnu kanalda Çapari ile bol lüfer tutarsak sabah ise akşamına, akşam ise sabahına buradaki arkadaşlar bolca lüfer tutarlar. o yüzden beni ilgilendirir onlarıda ilgilendirir bizim burda ne yaptığımız. Gebzedekinide ilgilendirir. Eğer haydarpaşa meyilli balık alırsak o balıkta gebzeye yürür.
Egedeki ilgilendirir nasılmı? ilk balık önlerinden yukarı çıkıyor. hatta akdenizin balığı dahi yürüyor. yukarı esas kanatla gelecek karadenizden gelen balıkla birleşmek için.

Lüfer Bizim meramızda bulunursa kıyılamaz ise yol balığı ise meralara girmeden basar gider çanakkalede durur. ve av verir. hemde ne avlar.
Sevgiler.
___________
 
Evet böyle bir yazı yazdım Ancak Karadeniz ve Boğazlar ekseninde durum biraz farklı. Aslında bu konuda yapılan birçok çalışma var. Fakat bunlar yeterince gündemde değil. Boğaz kısmında bile bu türden çalışmalar zamanında olmuş





http://www.bagtr.org/rapor/TAT2008.pdf den alıntı
Türkiye’deki bilinen ilk yapay resif alanı oluşturma amacı taşıyan çalışma, 1983
yılında Ege Üniversitesi Hidrobiyoloji Araştırma Merkezi tarafından İzmir Körfezi’ne beton ve metal yapıların bırakılmasıyla başlamıştır. Bu süreçte İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi benzer uygulamalara tanık olmuştur. Beykoz Su Ürünleri Endüstri Meslek Lisesi ve özel balıkadam kulüplerinin beton, pişirilmiş toprak ve lastik malzemelerden oluşturdukları yapay habitatları denize yerleştirdikleri belirtilmiştir.



Biraz afaki kaçacak bir düşünce ama
Maliyeti konusunda ne söylenebilir bilemem ancak Boğazın Karadeniz çıkışından Marmara girişine kadar balığın geçiş verdiği noktalara ağ atılmasına izin vermeyecek şekilde belirli aralıklarla yüksek beton kazıklar yerleştirilmesi de bir fikir olabilir. Maliyeti yüksek olur onu bilemem. Ancak başka bir şekilde bu kıyıma dur denilmesine inanasım gelmiyor.


Boğaz'da bu uygulamaları nasıl yapacaklar ki:confused: 3-4 sene önce Beykoz'da yapılan toplantıda Paşabahçe-Beykoz başta olmak üzere gırgırların ağ atmasını önlemek için eski bir kaç gemi batıracaklardı. Ancak gırgır sahipleri bu bölgenin kendilerine acemi personeli yetiştirme bölgeesi ilan ettiği için gerçekleştiremediler. Silahların çekildiği şiddetli kavgaların olduğunu duyduk:(
Boğaz'da amatörlerin en büyük sıkıntısıdır bu durum. Gözümüzün önünde sahil güvenlik gelir, birkaç kasa balık alır ve gider. Bizlerin bunu izleyeceği kadar yakınlarda oluyor maalesef. Şikayetler hep sonuçsuz kalmaya mahkum.
 
İşte masrafları indirgemenin ve nokta atışı yapmanın yolu.
Üstad "lüferi koruma ve yaşatma" rezerv alanlarını ve yapay resif konulması gereken yerleri güzel bir şekilde açıklamış.

Üzerinde etüd edilip değerlendirilebilecek önemli bir veri.

Sayın Hocam

ne tür veriler istiyoruz elimizde 1930 lu-40lı yıllardan kalma nokta ayışı yerlerden tutunda hangi gün hangi saatte nerde ne balık yakalandığına kadar veriler mevcut nasıl yardımcı olabiliriz. siz projeye şekil verin biz elimizden geleni yaparız. aslında bizim bütçeyede ihtiyacımız yok. bunu rahat rahay burda hangi zaman hangi saat diliminde olursa olsun yapabiliriz. hele hele konu lüferse. palamutsa torikse ve kofanaysa.
 
Böyle şeyleri okumak insanda aynı anda öfke ve üzüntü uyandırıyor. Ama öfkem daha büyük :mad: :mad: :mad:
 
İşte masrafları indirgemenin ve nokta atışı yapmanın yolu.
Üstad "lüferi koruma ve yaşatma" rezerv alanlarını ve yapay resif konulması gereken yerleri güzel bir şekilde açıklamış.

Üzerinde etüd edilip değerlendirilebilecek önemli bir veri.

Hocam bu söylediğinizden hareketle,
Rezerv alanı ilan etmek mi? Yoksa, kısmi geçiş bölgelerinde yapay resifler ve ağ serilmesini ve avcılığı engelleyen zorunlu yapılar mı oluşturulmalı?
Yapay resiflerden kastım, ticari avcılığı Boğazlarda imkansız hale getirecek yapıların oluşturulmasıdır. Malum belirttiğiniz boğaz akıntıları ve bölgenin muhtelif zamanlarda balıkların geçiş bölgesi olması, bu bölgenin üreme alanı olarak değil "engellenecek bölge" olmasını ortaya koyuyor diye düşünüyorum.
 
Son düzenleme:
Back
Yukarı