28.11.2008 tarihinde yaptığımız eşkina avından sonra bizler beraber veya münferit olarak yapmış olduğumuz Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz'deki avlarımızdan hep boş dönmemiz bizi ziyadesiyle üzmüştü. Heleki her avdan döndüğümüzde benim ufaklığın hani baba bana balık tuttun mu? (Özellikle kalkan bekliyor) demesi bile bana bizle alay ediyormuş gibime geliyordu
Neyseki geçen haftasonu Ulvi ile gittiğimiz Yeniçiftlik göletinden tuttuğumuz israil sazanları bize tekrardan balık tutma zevkini yaşatmıştı. Bunun üzerine biz de tekrardan şansımızı denemek üzere, Ulvi'nin çalışması nedeniyle Tuncay ile ben Sarılar göletine gitmek üzere anlaştık. Saatlerin ileri alındığını unutarak saat 5 te buluşmaya karar verdik. Dün sabah 4.30 da kalktığımda havanın zifiri karanlık olduğunu görünce aklım başıma geldi. Neyse birkere karar vermiştik. Saat 5 te Tuncay'ı da alarak o zifiri karanlıkta yola koyulduk. Yolların bozuk olması nedeniyle 15-20 dakikalık yolu 1 saatte ancak kat ettik.
Avlağa vardığımızda hava daha aydınlanmamıştı. Tuncay'ın keşfi sonucu uygun bulduğumuz bir yere tezgahımızı kurarak takımlarımızı hazıradık ve güneş doğmadan oltalarımızı suya attık. Günün ışımasıyla birlikte gölet etrafında bir keşif gezisine çıktım. Döndğümde Tuncay'a av için daha uygun bir yer bulduğumu söylememle takımları toplamamız bir oldu. Diğer yere giderken hiç kullanmadığım bir kasnağa sarılı takımı ellerimiz dolu olduğu için daha sonra gelir toplarım düşüncesiyle orada bırakmıştım. Yeni yerimize vardığımızda oltalarımızı suya attık ve ben bıraktığım takımı toplamak için eski yerimize gittim. Bir de ne göreyim

Zil ve kasnak olduğu yerde duruyor, takım ise misinası ile birlikte ortada yok tu.

Büyük bir ihtimalle büyük bir balık yemi yuttu ve takımı, dibinden kasnağa bağlı olmayan misinası ile birlikte sıyırıp suya götürdü

Ben balığın kaçmasına değil sudaki uğrayacağı akibeti düşünerek fazlasıyla üzüldüm
Yeni yerimizde vakit ilerlemiş ancak olatlarımızda herhangi bir kıpırtı olmamıştı. Yemleri tazelemek için oltalarımızı toplamaya başladık. Ben oltanın birini saraken suna bir hışırtı oldu. Arkasından da oltam ağırlaştı. İş te bu. Aylardır hasretini çektiğimiz bir durum gerçekleşiyordu.

Evet 45 santimlik bir turna çektiğim oltanın ucundaki yeme saldırmış ve oltaya takılmıştı. Balığı kıyıya çektikten sonra kaşık denemesi yapmaya karar verdik. Bir müddet kaşık salladıktan sonra çektiğim takım birden bire ağırlaştı. Öyle bir ağıdı ki eyvah kaşık sazlara takıldı dedim. Otayı biraz daha sardıktan sonra balık ağı ağır ve mücadele ederek bana gelmeye başladı. Birincisi nekadar kolay geldiyse bu onun aksine kıyıya gelmem diye diretiyordu.

Ha şimde kaçacak de şimdi kacacak düşüncesiy sonunda balığı kıyıya çektim. Gelen 50 cm.lik bir turnaydı.
Saat 12 ye geldiğinde takımları toplayıp dönüş yolunu tuttuk. Çorlu'ya döndüğümüzde balık tutma sevincini Ulvi ile birlikte yaşamayı unutmadık.

Ne de olsa tatlısu balıkçıları için küçük, bizim için büyük bir adım atmıştık ve 5 ay sonunda kayda değer bir balık tutmuştuk. Lütfen 1.5-2 metrelik turnaları tutan arkadaşlarımız bizim tuttuğumuz balıklara bakarak gülmesin. Ne de olsa biz deniz balıkçılarıyız.
Sarılarda güneşin doğuşu.
Tuncay ve Ben
Ağaçlar çiçeklerini açmıştı.
Bu da tuttuğumuz balıkçıklar