Senin henüz çarpma bölme yapmayı bile anlamadığını biliyoruz tevfik abi, o yüzden anlatmak zor olacak sana. Ama belki anlayan anlar.
Şimdi, üç leğen alıyoruz. Birine soğuk, birine nerdeyse yakacak kadar sıcak, sonuncuya ılık su koyuyoruz. Sağ dirseğimizi soğuk, sol dirseğimizi sıcak olana daldırıp, biraz bekliyoruz. Sonra her ikisini birden ılık leğene sokuyoruz.
bu anda, sağ dirseğimiz acayip sıcak, sol dirseğimiz ise acayip soğuk hisseder. İşte insan hisleri.
Sonra, elimize bir kamış ve daiwa makine alıyoruz. Çekerken balık, hem sağlam bir balık binsin diye bekliyoruz. Bu sırada, kamışı mesela sağ elimiz tutuyor. Makineyi sol elimiz çeviriyor. Balık binince, biz kamışla yükleniyoruz. Kamış misliyle ağırlaşıyor ve çekmek için tüm kaslarımız devreye giriyor. İşte o anda, daiwa makina kasmadığı için, o haddinden çok kasılan kaslarımıza tüy gibi geliyor. Ve bizde, "yahu bu alet, yük binince hafifliyor, nasıl iş bu" diye hayretle temaşa ediyoruz.
Elbette bunu şimanov kullanıcısı olan bahtsız balıkçılar, hiç yaşamadığı için, garip geliyor, bu da işte o leğendeki su meselesi oluyor.
Kısaca, tamamen insan algı sisteminin bir sonucu. Ama balık binince (tamam, denizde yüzen başıboş bir koltukta olabilir, sorun değil) makinenin çok daha kolay sarılması, cidden hoş bir duygu ki, makineye olan güveninizi katlıyor. Bu da sizi daha iyi bir balıkçı olmaya güdülüyor.
Yaşamak istiyorsan, döküntü şimanovlardan kurtul, bir tane emblem, saltiga filan al, kafi.