Shimano STELLA

Konuyu büyük bir zevkle okudum.Yorum yapan herkese çok teşekkür ederim.Bilgi depolamak iyi oldu:D Rasgele...
 
Sevgili Dostlar,
Gebze'den Cem arkadaşımın hitabıyla başlamak istiyorum; "Konu Shimano olunca".. dayanamadım.
Shimano makineler hakkında bir takım yanlış bilinen şeyleri doğrultmak istiyorum.
1-) Shimano'nun (hangi ülkede yapılırsa yapılsın) hiç bir çeşidinde kalite farklılığı yoktur. Çünkü Shimano'nun o ülkelerdeki kendi fabrikasında kendi mühendis ve kalite standartları ile üretilir. Sadece işçilik ve enerji avantajı için o ülkede üretim yapar.
Örneğin, siz bir Renault araba alırken, hangi ülkede üretildiğini biliyor ya da sorguluyor musunuz? Önemli olan Renault markasının kalitesi ve güvenilirliğidir değil mi? Burada da aynı şey vardır.
2-) Shimano, Üst segment Trolling makineleri, yine üst segment spinning makineleri Japonya'da, Modellerinin büyük çoğunluğunu da Malezya'daki fabrikalarında üretir. Çin, Kore ve Taiwan'da makine imal etmez, orada fabrikaları da yoktur.
SHIMANO ASLA FASON ÜRETİM YAPTIRMAZ. BÜTÜN ÜRETİMLERİ KENDİ FABRİKALARINDA YAPILIR.
3-) Çin, Taiwan ve Kore'de tabii ki Japonya'da da, kamış üretim tesisleri vardır.
4-) Giyim Eşyalarını Myanmar ve İtalya'daki fabrikalarında, Kamış ve malzeme çantalarını İtalya, İngiltere, Myanmar ve Çin'deki fabrikalarında üretir.
5-) Misinaların üretimi tamamiyle Japonya'dadır.
Şimdi makinelerdeki "F" harfi, bir çok makine üreticisinin de kullandığı gibi "Front Drag" yani " Önden Kalama" lı olduğunun bir işaretidir. Yanındaki A veya B harfleri, makinelerin üretim süreç işaretlerini gösteren marka içi bir işarettir. Örneğin, Hyperloop modelinin ilk çıkan modeli yalnızca F ile işaretleniyordu. Bu üç yıl yapıldı. Sonra, Hyperloop' modeli üzerinde ilave koruyucu plakalar ve bazı teknik gelişimler konuldu FA olarak işaretlenmeye başladı. Günümüzde de yeni bir versiyonla (Sarı makyaj ve koruma plakaları) FB olarak üretiliyor. Stella'daki SW işareti Salt Water yani "Tuzlu Su" avcılığı için geliştirilmiş işaretidir. Asla Japonya'da yapılmanın bir işareti değildir. Magnesyum gövdeli makineler mutlaka MgS harfleriyle işaretlenir. Bunun dışında yalnıca S işareti magnezyum gövde anlamına gelmez. "S" Special edition, yani özel bir ara konsept anlamına gelir.
Evet, Shimano Türkiye'de diğer ülkelere göre pahalıdır. Ama, bu levelde bir ürünün satışının ne kadar olduğunu tahmin ederseniz, Türkiye'ye geliş fiyatlarının da bu oranda yüksek olduğunu kabul ederseniz. Yani sürüm meselesi. Bir yaşam tarzı olan Shimano zamanla yayıldıkça ve satış adetleri yükseldikçe, ucuzlayacaktır kanaatindeyim.
Shimano'nun bir başka pazar kuralından bahsetmek istiyorum ki bu çok önemli;
Shimano Dünya'yı üç ayrı satış bölgesine ayırmıştır. Kuzey Amerika-Güney Amerika-Kanada bir ayrı bölge, Rusya'nın da içinde bulunduğu Avrupa ki Türkiye bunun içindedir, ayrı bir bölge, Hindistan da dahil olmak üzere yakın ve uzak doğu ülkeleri ayrı bir bölgedir.
Shimano, bu bölgelere uygun ve özel ürün üretir, her bölgenin kataloğu bile farklıdır. Ürün kodları farklıdır. Çok az olmak üzere, Trolling makineler başta olmak üzere bazı ürünler üç ayrı bölgede de ortak satıştadır. Örneğin, Symetre modeli makinenin, Amerika versiyonu başka bir isimle çıkar, kolu bacağı değişiktir. Rengi ve ismi değişiktir.
Shimano'nun her bölgenin merkezi bir ülkesinde ayrı bir Shimano şirketi şeklinde ana dağıtım depoları vardır.
Yukarıda anlattıklarım niye önemli? Bir bölgeden, her hangi bir yolla aldığınız bir ürün (özellikle makine) için bir başka bölge sınırları içindeki satıcı ve ana depolardan yedek parça ve servis desteği verilmiyor. Zaten yedek parça kodları ve şekilleri de farklılık arzediyor. Bu nedenle, Shimano meraklılarının kendi bölge ülkelerinden ürün almalarını tavsiye ediyorum.
Bildiğim kadarıyla, Türkiye'deki ithalatçısı, yedek parça konusunda iyi bir hizmet veriyor.
Shimano ile ilgili her türlü merak, soru, ve öğrenmek istediklerinizi çekinmeden paylaşabilirsiniz. Dilimin döndüğü, aklımın yettiği kadar sizi aydınlatabilirim. Ama bir ricam var, bir Shimano hastası olarak, ne olursunuz peşin hükümlü olmayalım. Sadece Shimano için değil, hiç bir konu için.
Hadi ben de bu kadar katkıda bulunayım dedim. Sağlıcakla kalın.
Herkese rasgele.

Shimanocu
24.10.2008

Sevgili Kardeşim Rasim
Seninle burada karşılaşmak harika bir duygu.Net ve güzel anlatımın icinse ayrıca teşekkür ederim.
Sevgiyle kal değerli kardeşim.
 
Stella da bir makinedir.

Makine: Shimano Nexave 2500FD
Kamış: 1.80 5-25gr Cormoran Bullfighter x
Beden: Krokodil 0.30 6 kg çeker
Şamandıra: Beyaz 60gr polimer yumurta tip(Bulrag'ın yerli sürümü)
Leader: Stren %100 Fluorocast 0,26 6kg çeker
İğne: 12cm'lik Ragot Raglou iğnesi(muhtemelen WMC)
Düğümler: Palomar
Bundan iki sene önce Ege taraflarında ağustos ayında gecikmiş yaz tatilimi geçirdiğim yerde gece gündüz aralıksız atçeklerimin netice vermemesiyle pes ettim ve yerel avcıların neler yaptıklarını izlemeye başladım. Canlı yem... O günün gecesi boyunca çeşitli iğneler ve misinalarla farklı düzenekler kurdum ve yumurta şamandıralı takıma 1m Stren leaderli canlı yem takımda karar kıldım. Skalamda ortalama 4 kg'lık bir levrek. Film zahirimde oynuyor ve neticesinde balığı alıyorum. Kaçarı yok...

Derken 14:00 sularında iskeleye varıyorum. Yereller ortalıkta yok; deniz sanki ütülü çarşaf; güneş tepemde "Evlat balıklar deniz gibi yatıyorlar, ayıkmadın mı?" dercesine kavuruyor lâkin cana inat girdi bir kere. Oltamı 10m önüme attıktan sonra biraz dalgaların biraz da canlının etkisiyle şamandıra inceden uzamaya başlıyor. Şamandıramdayım ve saat 15:00. Tam saat gibi on beş metre önümden kallavi bir orta sehpa kadar Caretta Caretta geçiyor sahile doğru. Ben o anlarda iskele babasıyım; iki kuruşa hurda parasına kırılıp alınmış iskele babasıyla merdivenin arasındayım. Adeta meditasyon halindeyim ve ilk defa bu kadar geç tatil yapıyor olmanın verdiği şölen gözümün önünden denizaltı misali akarken zamanı da beraberinde götürüyor. Canlı Carettayı biraz daha yeşil ağırlıklı düşünmüştüm fosiline bakarken ama aynı kahve ton ve aynı devasalık.En sevdiğim aksesuarım dalgıç saatim 16:00'yı gösterirken önümden 30-35 kg'lık bir akya geçiyor. Dua ediyorum benim fakiri görmesin diye... O da kaplumbağa gibi hiç bir şey yokmuş ve bir yere yetişiyormuşçasına akıp gidiyor. Yüreğimin sesini duyduğumu anımsıyor gibiyim. Bizim şamandıra gelmeye başlıyor iskeleye
doğru. O da korktu anlaşılan. Tebessüm ediyorum, ardından kesik bir pıh sesiyle sırıtıyorum ve tekrar oltayı toplayıp gönderiyorum av alanıma. Saat 18:00 ve bu sefer 15 kg civarı birşey. Kuyruk hilal, sırt testere ,akyaya nazaran çiroz ve uzun. Cam gibi parlıyor mübarek. Yerli yabancı turistler, hayat denli yüksek çözünürlüklü belgeseli ön sıralardan izlemenin etkisiyle Sessizliği bozuyor ve ben de heyecanlanıyorum. Kalamamı saygıdeğer Vedat Abayoğlu Üstad'ın anlatılarından beslenerek 2,5 lt su petini rapalaya asarak yaptığımı hatırlıyorum. Ancak henüz motor sinirlere elektrik ulaşmıyor. Bizim fakirin etrafında dayı dayı turlamaya başlıyor hülâsa. Halkayı ufaktan da anafor misali daraltıyor uyanık. Sonra bir bakıyorum ki şamandra gözden kaybolmuş. Devre bağlanıyor ve kırılmış iskele babası enkazına güzelce
yerleştirdiğim takımı kavrıyorum ve 3 dakikalık mücadele başlıyor. Zıızzzzzzzzt! Durmuyor ki toraman. Diyorum bu işte bir eksiklik var herhalde kalamayı ayarlayamadım. İngilizi, Almanı bir yandan bağırıyor, İzmirlisi bir yandan; kalama zil zaten. İzmirli benim avcıya "Levrek o levrek levrek!" diyor arada sonra kalamayı sıkıyorum. Son 40m. Kafanın dibi görünmeye başlıyor. Stres oluyorum ve bir daha sıkıyorum amberyajı. Bu sefer kafa darbeleriyle dans ettiriyor bana. Böyle güçlü olabileceğini bilmiyordum. Tatlısu turnası, trofe kadife avlarına hiç ama hiç benzemiyor. Alyanağın kafa vuruşunu andırıyor biraz. Kafayı asla yanlamıyor, lüfer gibi değil. Sürekli
basıyor hiç boşluk yok. Genel olarak ağırlığı dibe verecek şekilde kendini asgari yorarak kıyıya paralel ve açığa doğru yüzerek son savunmasını da yaptı(ğını sandım.). Avcıyı tanımıyor olmak böyle bir şey. Bu aşamadan sonra kalamayı tamamen sıktığımı hatırlıyorum. Ancak Shimano'nun Exage, Nexave, Alivio, Catana gibi modellerinden de deneyimlediğim üzere kalamayı tam sıksanız dahi bir nebze olsun kafa döner.Nispeten buna güvendim. 15 kiloluk balık 10 yaşında bir çocuk kadar güçlü. İşte bunu hesaba katmadım. En son balığın suyun yüzeyine baygın bir vaziyette çıktığını gördüm. Kütük çeker gibi çekiyorum. İşte bu, kazandım derken suyun yüzeyine o hilalle bir tokat attı ve misinayı patlattı. Ağzındaki piercing ile güle güle dercesine gitti. Bu şokun etkisi, etrafımdaki insanlara da sirayet etti ki suspus oldular. İzmir'li hâlâ "Levrekti." "Sen avın tadını aldın sana bir sene yeter." diyor. Daha da bir demoralize etti canı sağolsun. Bunun çok özel bir lütuf olduğunu dönüş yolunda tüm benliğimde hissettim. Hayvan bana yılların dersini verdi. Belki resmini çekip etini tatsaydım bu kadar etkilemezdi beni. Yanımda ne kakıç ne de kepçe gibi bir şey vardı. Evdeki hesabın çarşıya uymamasından dolayı biraz daha kıyıya çekebilseydim oltayı turistlere verip balığın üzerine atlamayı bile düşünmüştüm. Zaten böyle iskele merdivenleri kırık, kıyıya 300 m uzaklıktaki bir mesafeden balıkla beraber kıyılamak gazetelerde 2. sayfaları zorlardı.
 
Makine: Shimano Nexave 2500FD
Kamış: 1.80 5-25gr Cormoran Bullfighter x
Beden: Krokodil 0.30 6 kg çeker
Şamandıra: Beyaz 60gr polimer yumurta tip(Bulrag'ın yerli sürümü)
Leader: Stren %100 Fluorocast 0,26 6kg çeker
İğne: 12cm'lik Ragot Raglou iğnesi(muhtemelen WMC)
Düğümler: Palomar
Bundan iki sene önce Ege taraflarında ağustos ayında gecikmiş yaz tatilimi geçirdiğim yerde gece gündüz aralıksız atçeklerimin netice vermemesiyle pes ettim ve yerel avcıların neler yaptıklarını izlemeye başladım. Canlı yem... O günün gecesi boyunca çeşitli iğneler ve misinalarla farklı düzenekler kurdum ve yumurta şamandıralı takıma 1m Stren leaderli canlı yem takımda karar kıldım. Skalamda ortalama 4 kg'lık bir levrek. Film zahirimde oynuyor ve neticesinde balığı alıyorum. Kaçarı yok...

Derken 14:00 sularında iskeleye varıyorum. Yereller ortalıkta yok; deniz sanki ütülü çarşaf; güneş tepemde "Evlat balıklar deniz gibi yatıyorlar, ayıkmadın mı?" dercesine kavuruyor lâkin cana inat girdi bir kere. Oltamı 10m önüme attıktan sonra biraz dalgaların biraz da canlının etkisiyle şamandıra inceden uzamaya başlıyor. Şamandıramdayım ve saat 15:00. Tam saat gibi on beş metre önümden kallavi bir orta sehpa kadar Caretta Caretta geçiyor sahile doğru. Ben o anlarda iskele babasıyım; iki kuruşa hurda parasına kırılıp alınmış iskele babasıyla merdivenin arasındayım. Adeta meditasyon halindeyim ve ilk defa bu kadar geç tatil yapıyor olmanın verdiği şölen gözümün önünden denizaltı misali akarken zamanı da beraberinde götürüyor. Canlı Carettayı biraz daha yeşil ağırlıklı düşünmüştüm fosiline bakarken ama aynı kahve ton ve aynı devasalık.En sevdiğim aksesuarım dalgıç saatim 16:00'yı gösterirken önümden 30-35 kg'lık bir akya geçiyor. Dua ediyorum benim fakiri görmesin diye... O da kaplumbağa gibi hiç bir şey yokmuş ve bir yere yetişiyormuşçasına akıp gidiyor. Yüreğimin sesini duyduğumu anımsıyor gibiyim. Bizim şamandıra gelmeye başlıyor iskeleye
doğru. O da korktu anlaşılan. Tebessüm ediyorum, ardından kesik bir pıh sesiyle sırıtıyorum ve tekrar oltayı toplayıp gönderiyorum av alanıma. Saat 18:00 ve bu sefer 15 kg civarı birşey. Kuyruk hilal, sırt testere ,akyaya nazaran çiroz ve uzun. Cam gibi parlıyor mübarek. Yerli yabancı turistler, hayat denli yüksek çözünürlüklü belgeseli ön sıralardan izlemenin etkisiyle Sessizliği bozuyor ve ben de heyecanlanıyorum. Kalamamı saygıdeğer Vedat Abayoğlu Üstad'ın anlatılarından beslenerek 2,5 lt su petini rapalaya asarak yaptığımı hatırlıyorum. Ancak henüz motor sinirlere elektrik ulaşmıyor. Bizim fakirin etrafında dayı dayı turlamaya başlıyor hülâsa. Halkayı ufaktan da anafor misali daraltıyor uyanık. Sonra bir bakıyorum ki şamandra gözden kaybolmuş. Devre bağlanıyor ve kırılmış iskele babası enkazına güzelce
yerleştirdiğim takımı kavrıyorum ve 3 dakikalık mücadele başlıyor. Zıızzzzzzzzt! Durmuyor ki toraman. Diyorum bu işte bir eksiklik var herhalde kalamayı ayarlayamadım. İngilizi, Almanı bir yandan bağırıyor, İzmirlisi bir yandan; kalama zil zaten. İzmirli benim avcıya "Levrek o levrek levrek!" diyor arada sonra kalamayı sıkıyorum. Son 40m. Kafanın dibi görünmeye başlıyor. Stres oluyorum ve bir daha sıkıyorum amberyajı. Bu sefer kafa darbeleriyle dans ettiriyor bana. Böyle güçlü olabileceğini bilmiyordum. Tatlısu turnası, trofe kadife avlarına hiç ama hiç benzemiyor. Alyanağın kafa vuruşunu andırıyor biraz. Kafayı asla yanlamıyor, lüfer gibi değil. Sürekli
basıyor hiç boşluk yok. Genel olarak ağırlığı dibe verecek şekilde kendini asgari yorarak kıyıya paralel ve açığa doğru yüzerek son savunmasını da yaptı(ğını sandım.). Avcıyı tanımıyor olmak böyle bir şey. Bu aşamadan sonra kalamayı tamamen sıktığımı hatırlıyorum. Ancak Shimano'nun Exage, Nexave, Alivio, Catana gibi modellerinden de deneyimlediğim üzere kalamayı tam sıksanız dahi bir nebze olsun kafa döner.Nispeten buna güvendim. 15 kiloluk balık 10 yaşında bir çocuk kadar güçlü. İşte bunu hesaba katmadım. En son balığın suyun yüzeyine baygın bir vaziyette çıktığını gördüm. Kütük çeker gibi çekiyorum. İşte bu, kazandım derken suyun yüzeyine o hilalle bir tokat attı ve misinayı patlattı. Ağzındaki piercing ile güle güle dercesine gitti. Bu şokun etkisi, etrafımdaki insanlara da sirayet etti ki suspus oldular. İzmir'li hâlâ "Levrekti." "Sen avın tadını aldın sana bir sene yeter." diyor. Daha da bir demoralize etti canı sağolsun. Bunun çok özel bir lütuf olduğunu dönüş yolunda tüm benliğimde hissettim. Hayvan bana yılların dersini verdi. Belki resmini çekip etini tatsaydım bu kadar etkilemezdi beni. Yanımda ne kakıç ne de kepçe gibi bir şey vardı. Evdeki hesabın çarşıya uymamasından dolayı biraz daha kıyıya çekebilseydim oltayı turistlere verip balığın üzerine atlamayı bile düşünmüştüm. Zaten böyle iskele merdivenleri kırık, kıyıya 300 m uzaklıktaki bir mesafeden balıkla beraber kıyılamak gazetelerde 2. sayfaları zorlardı.

Güzel bir av hikayesi, keyifle okudum ellerine sağlık. :)
Yalnız hikayenin yeri biraz yanlış sanırım. :D
Devamını dilerim. :)
 
Hikayedeki yer güzel bir yerdir.

Güzel bir av hikayesi, keyifle okudum ellerine sağlık. :)
Yalnız hikayenin yeri biraz yanlış sanırım. :D
Devamını dilerim. :)

Yoksa İzmirli'yi buldum mu ne?:)
 
Hayal etmekte güzel :)

Akyalar,kılıçlar sinaritler ( Forumların çoğunda üyeliğin var dikkar etsiysen adam 4,5 kg.lık sinariti,levreği "Banax"la gile çekiyor, Maharet makinada değil üstalıkta , senin hayal ettiğin "stella" yukarıda hayal ettiğin balıkların hepsini çekse diğer makinalar niye üretiliyor diye sorgulamak gerekir. misal çıkrıklar !!

Hayallerine yazmış oldum, ama olsun pekte önemi yok.

Hay Allah Razi olsun Abgullah bey. Sigaram YOK . Ickim YOK . Meraklisi oldugum bu Balik Avi denilen hastalikta SPIN ´e gecmek istiyorum , nasil ki ilk baslamis oldugum SURF CASTING takimim da kaliteden ödün vermeden bir takim satin aldiysam SPIN icin de ayni cizgimden vazgecmiycem, Bu sebeble , bu katogoriler isigin da Stella 4000 Moldeine dogru artan bir ilgim ve Merakim oldu. Google´yazdigim da bu 4000 modelini bakalim Hobidaslar neler belirtmisler diye, bu forum cikti karsima . Aciyorum ve de gülüyorum burada ki tanimsiz cisimlere .. Kendimi Balik Avin konusun da bilgisiz cahil sanirdim , bos zamanlar da buralar da birseyler okuyayim da , en azindan `` duymadim demem ´´ derken yazilanlara bak ... ;

`` Abicim bana bi spin öner , ama 45 - 50 kilo da atlarsa kacirmak istemiyorum...´´ :D :D :D :D Gülüm Sen zaten kacirmissin , kacirmissin da , neyi kacirmissin bi düsün bakiyim .. 250-300 gr. spin le adam kilic kalkan oynamaya kalkiyor... puHAAAAA :D :D :D

Diger yandan da bi de bilmisler var .. :)) sorulara cevap verenler var..bi bilmislikle (keske bisey bilseler de , istifade etsek ) peH :) Bu modeli kullanmayan olabilir .. Saygim var.. Hatta kullanmadigi bir ürün hakkinda yorum yapmaktan kacanlara daga da bir Saygim var.. Almayi düsünen ve buna dayanarak yazana da saygim var ama adam birseyler yazmis burada okuyorum , okuyorum anlamiyorum, Bak utanmadan , cekinmeden Anlamiyorum diyorum ama o tarzda yazanin da cok bir seye vakif oldugu kanaatin de degilim.. Adam ingilizce bilmez , Basladigi cümleden son cümlesine kadar neredeyse Türkce kelime YOK ! .. Kardesim yazdiktan sonra oku, faydali oldum mu ? kendimi mi yoksa sadece tatmin ettim diye sorgula kendini.. Bak 7 Sayfa yazilanlari okudum okudum , Ben simdi Shimano Stella 4000
modeli almalimiyim , kullanmalimiyim ? kullanmamalimiyim ? Stella 4000 modeli icin ne tarz bilgi sahibi oldum ?? Koca Bir HIC.. banghead
 
Back
Yukarı