Eski camların bardak olduğu meselesi var sevgili üstadım.
Karadeniz'de bu sene kaç tane hortum görüldü? Sanırım tarih boyunca görülenden fazladır.
Senelerce bu balık gözçlerinin anavaşya'nın vs. arkasındaki dinamikler doğru dürüst anlaşılmadı. Bu budur dendi ve öyle devam etti.
Konuyu öncelikle lüfer özelinde ele almak lazım. Lüfer, tatlı suyu (burada göl suyunu kastetmiyoruz elbette, az tuzlu olan sudan bahsediyoruz) seven bir hayvan. Hayat tercihi tatlı suya yönelik. ama tatlı suda üreyemiyor, tuzlu suya üremek için gitmek zorunda.
Atlantik'ten, yani anavatanından bir şekilde akdeniz'e giren lüfer, bulduğu nispi tatlı su akıntılarını takip ederken karadenize yöneliyor. Karadenizde rahatı iyi ama üreyemiyor, yumurtalar için tuzlu su lazım ve kış başlangıcı ile birlikte daha tuzlu suları aramaya başlıyor. Bu arada su sıcaklığı vs. de derken kendini gene Marmara ve Akdeniz de buluyor.
Peki bu kesin böyle mi, bilmiyoruz. Ama olayın doğrudan suyun sıcaklığı ile alakası olmadığını da görüyoruz.
Şimdi bu göçe ne yol açıyor? Su sıcaklığı mı, yumurtlama döngüsü mü, başka bir şey mi? Bunu bilmediğimiz için, lüferin gelişi veya gidişi için doğru bir çıkarım yapma imkanımız olmuyor.
Yumurtlama döngüsü de, sıcaklık döngüsü de son 10 yılda dramatik şekilde bu hayvanların. Yani denizler artık eski denizler değil. O nedenle eski davranışları beklemek yanlış.
Her şeyin başında, şöyle bir fenomen var: Balıklar sıcak sularda çoğu zaman dağınık olur, büyük sürüler olmaz. bu da aynı sayıda balık olsa bile, dağınık gezeceği için lüfere daha az raslanacağı demek oluyor.
Benim kanaatim, 20 sene önceki sayıda lüfer şu an Karadeniz, Marmara ve boğaza yayılmış olabilir. Bu pek önemli değil, sayının kaç olduğu. Mesele, bunların daha dağınık olması, daha küçük ve seyrek sürüler olması. Bu durum son iki senenin gözlemlerine uyuyor.
Şimdi şöyle bir şey var. Su aynı su değil, balığın göç dinamiği değişiyor. Ama sanıyoruz ki, bu dinamik değişse de, balık aynı kalacak. Yani aynı yerde, aynı takımlarla, aynı yemlerle aynı şekilde avlanacak. bunu düşünmek bence çok iyimser, çok hayali bir düşünce olur sanıyorum.
Suya buz atıp soğutamayacağımıza filan göre, bizim denizleri eski durumuna çevirmeye gücümüz olmadığına göre, elimizde olan tek seçenek yeni duruma uygun av yöntemleri bulmak. Bence üzerinde tartışılacak konu bu.
Mesela, 2 yıl önce senle tartışıyorduk gene. Boğazda böyle, hatta bundan erken zamanda lüfer yakalandığı üzerine. Şimdi o tartışmanın bir tür devamının bence somut bir faydası yok. Lüfer çok olacak mı? Gönlüm bunu çok istiyor. Ama aklım çok şüpheli bakıyor. Geçen sene de bu zamanlarda Sarı kanat, Çinekop, Lüfer vs. vardı, hatta bundan daha çoktu. Ama sezon gördüğüm kadarıyla tırt oldu.
Bizim işyerinden bir arkadaş, çok merak ediyordu. Haid dedim, arabasına benzini doldurdum. Surf kamışı yok, bendeki birini verdim ki hala onda. Külüstür bir makinesi var. Aldık, toplandık Çubuklu'ya gittik.
Biz varınca herkeste bir ahkam. Aman acemiysen yanımıza gelme, biz çok büyük ustayız filan. Takımlar benden haliyle. Yem takıyorum, ona çinekop gelmez. O iğneyle çinekop tutulmaz. O yem olmaz, şu bu. Herkes bize ustalık taslıyor.
Ama gece 23:59 itibarıyla, toplandık, dönüyoruz, skor ise şu. O gece Çubuklu'da 3 tane Sarıkanat tutuldu toplam, onun ikisini bizim arkadaş, birini ben tuttum.
Peki bunu neden anlattım aliço? Lüfer ve nesline son gidişimdi o. Ondan sonra gidemedim o balıklar için. Ava çıkmak pek mümkün olmadı. Ama son tecrübem tekrar gösterdi ki, yeni duruma uyan takımlar, yemler vs. daha iyi iş çıkarabilecek.
Elbette bu takımla bitmez. Ne bileyim, uzun oltayı 2 kulaçta çekmek gibi daha değişik teknikler filan da gerekebilir, bilemiyorum.
Bence bunu tartışmak bize somut şeyler katacaktır. Bu geçen sezon hakkında yorum yapamam; pek balığa gitmedim. Ama bir önceki sezon, gördüğüm tonla lüfer vardı, ama tutabilen pek az oldu. Bu sorunu aşmak için bir şeyler yapmamız gerekiyor, bence olay bu.