berk43
Well-Known Member
Sadece levrek mi? Keyif çatmak yok mu???
Aralığın 23 ünde başlayıp 25 inde sona eren av maceramız hakkında gerek ben,( gördüğüm kadarıyla) gerek Ömer ve gerekse Hocamız foruma birşeyler ekledik. Ama bu eklenenlerin hepsi av ve teknikleri ile ilgili şeyler. Oysa ben şimdi unutamadığım ve kolay kolay da unutamayacağım bir anı paylaşmak istedim.
24 Aralık pazar günü ikindi vaktine kadar rapala atıp çekmekten, zaten uykusuz oluşumuzdan iyice yorgun düşmüştük. Üstüne üstlük mevsimin soğuğu da buna eklenince bizi tek teselli eden çantamızdaki levreklerdi. Ama bu yeterli değildi, daha fazlası gerekiyordu. Ama ne?...
Dikkatimizi çeken birşey oldu. Deniz suyu ısınmaya başlamıştı. Ömer elini denize soktuğunda, suyun anormal derecede sıcak olduğunu farketmiş ve bunu bize korkulu bir yüz ifadesi ile bildirdi. Size onun yüz ifadesini anlatamam. O anda aklından geçenleri tahmin etmeye çalıştım. Emindim ki deprem olacak endişesi taşıyordu. Ben ise kıs kıs gülüyordum. Çünkü o bölgede termal kaynakların olduğunu biliyordum. O esnada fotoğraftaki bölgede idik.

Arkadaşlara bölgeyi ve kaplıcanın varlığını anlatınca Ömer' in ve Ayhan Hocamızın gözleri parladı. Ömer hemen suyun ısısını sordu. Ben de edindiğim bilgilere dayanarak su sıcaklığının yazın 70 kışın 40 derece civarında olduğunu söyledim. Artık ikisini de tutmak mümkün değildi. Ömer " sanki çölde su bulmuş bedevi gibi" kaplıcaya hücum etti. Habire " bu bir serap, olamaz böyle birşey" diye bağırıyordu. Ben kaplıcaya vardığımda Ömer çoktan oltaları bir kenara atıp suyun içindeki yerini almıştı bile. Ben de dayanamadım sudakiyerimi aldım.


Aralık ayının sonuna doğru yaşadığımız bu kaplıca sefası, üstelik denize sıfır ( levreklere sıfır
) bizlere müthiş bir haz vermişti.
Gelelim işin avcılığı ilgilendiren kısmına. Bölgenin her tarafında sıcak su kaynakları mevcut ( denizin içinde bile ). Böyle olunca yengeçler için ideal bir bölge olurken, levrekler için de cazip bir yer haline geliyor. Buda bizim av oranımızı artırıyor tabi ki
. Ama en güzeltarafı ise bölgenin insanlardan uzak bakir bir alanda olması.
Velhasıl yaşadığımız bu 3 günlük macera her bakımdan müthişti, uykusuzluğumuza ve yorgunluğumuza değdi...
Aralığın 23 ünde başlayıp 25 inde sona eren av maceramız hakkında gerek ben,( gördüğüm kadarıyla) gerek Ömer ve gerekse Hocamız foruma birşeyler ekledik. Ama bu eklenenlerin hepsi av ve teknikleri ile ilgili şeyler. Oysa ben şimdi unutamadığım ve kolay kolay da unutamayacağım bir anı paylaşmak istedim.
24 Aralık pazar günü ikindi vaktine kadar rapala atıp çekmekten, zaten uykusuz oluşumuzdan iyice yorgun düşmüştük. Üstüne üstlük mevsimin soğuğu da buna eklenince bizi tek teselli eden çantamızdaki levreklerdi. Ama bu yeterli değildi, daha fazlası gerekiyordu. Ama ne?...
Dikkatimizi çeken birşey oldu. Deniz suyu ısınmaya başlamıştı. Ömer elini denize soktuğunda, suyun anormal derecede sıcak olduğunu farketmiş ve bunu bize korkulu bir yüz ifadesi ile bildirdi. Size onun yüz ifadesini anlatamam. O anda aklından geçenleri tahmin etmeye çalıştım. Emindim ki deprem olacak endişesi taşıyordu. Ben ise kıs kıs gülüyordum. Çünkü o bölgede termal kaynakların olduğunu biliyordum. O esnada fotoğraftaki bölgede idik.

Arkadaşlara bölgeyi ve kaplıcanın varlığını anlatınca Ömer' in ve Ayhan Hocamızın gözleri parladı. Ömer hemen suyun ısısını sordu. Ben de edindiğim bilgilere dayanarak su sıcaklığının yazın 70 kışın 40 derece civarında olduğunu söyledim. Artık ikisini de tutmak mümkün değildi. Ömer " sanki çölde su bulmuş bedevi gibi" kaplıcaya hücum etti. Habire " bu bir serap, olamaz böyle birşey" diye bağırıyordu. Ben kaplıcaya vardığımda Ömer çoktan oltaları bir kenara atıp suyun içindeki yerini almıştı bile. Ben de dayanamadım sudakiyerimi aldım.


Aralık ayının sonuna doğru yaşadığımız bu kaplıca sefası, üstelik denize sıfır ( levreklere sıfır
Gelelim işin avcılığı ilgilendiren kısmına. Bölgenin her tarafında sıcak su kaynakları mevcut ( denizin içinde bile ). Böyle olunca yengeçler için ideal bir bölge olurken, levrekler için de cazip bir yer haline geliyor. Buda bizim av oranımızı artırıyor tabi ki
Velhasıl yaşadığımız bu 3 günlük macera her bakımdan müthişti, uykusuzluğumuza ve yorgunluğumuza değdi...