Aliço ile ava çıktık mı? Çıktık, defalarca hemde. Balık tuttuk mu? yoook, hiç bir şey tutamadık, kepçedeki zarganaları saymazsak.
Ama o avların en güzel avlarımdan bir kaçı olduğunu rahatça söyleyebilirim. Cömertlik vs. gibi insani vasıfları saymak istemiyorum. Ama insan Aliço'nun yanında işini bilen ve balığa gönül vermiş biriyle birlikte olduğunu hissediyor. Kendini rahat ve huzurlu hissediyor. Elbette buna cömertlik, yardımseverlik ve payalışm sevdasını eklersek, o av tadından yenmez oluyor.
Eminim ki, Aliço üstadla işkembe yemekte bir o kadar güzel, heyecan verici ve mutlu bir tecrübe olurdu. Ben onunla işkembe içmek için 51. sıradan kuyruğa girmaye hazırım şahsen.
Ha, gelelim çok tutmuşsunuz, az tutmuşsunuz gibi anlamsız tartışmaya. Aliço üstad, bir trofeci. Trofecilik, çapari sallarken istavride, olmadık kocaman bir şeyi hasbel kader yakalamak değildir. Trofecilik, seçicilik avcılıktır. Tür, boyut vs. olarak özel ve belli bir ava odaklanmaktır. Ne çıkarsa bahtımıza diyerek takım salmak değildir.
Ve evet, Aliço üstad bir trofecidir. O eğer bir şeyden çok yakalarsa, bu onu kesmez, zira bu trofeciye iyi gelmez. Av sıradanlaşmamalı. O bunu arayacaktır. Bu yüzden de ben aliço'nun asla öyle bohçacılık etmeyeceğinden adım gibi eminim. Balık çoğalmaya başlarsa, çeker o takımı, gider başka takımla daha başka, daha özel bir ava bakar. Zira onu mutlu hissettirecek olan odur. Bir kasa balık değil, özel bir kaç balık.