Sayın Vedat bey,
Ara sıra gelişen olaylar neticesinde,ön yargı şahsen bendede oluşuyor,mazur görün,, net, kesin ibareler olmadığı müddetçe, kimseye müdahaleden yana değilim,işimiz hatalarla ilgilenmek değil açıkçası.
Avınız ve paylaşımınız güzel,tebrik ederim,afiyet olsun.
Benim, size, bir sorum olacak, cevaplarsanız, benim gibi bir çok insan, memnun olacak umarım, sorum şu,,
Malumunuz 'amatör balıkçılıktaki gelişim hızla ilerliyor,forumlar,dernekler her geçen gün çoğalıyor,katılımcıların sayısı hızla yükseliyor,insanlarımız bilinçlendiriliyor.
Bu süreçte,sürdürülebilirlik kavramı çerçevesinde,''trofecilik'' özendiriliyor ve bildiğiniz üzere, önceki yıllarda, deneme amaçlı ve şu an kurulma aşamasındaki ''Fedarasyonun alt yapı çalışmaları olarakta kabul edebileceğimiz
Uluslar arası balık avı yarışmaları düzenleniyor.!.
Bizler bu yarışmalara ilgi duyuyoruz ve ilerleyen günlerde bu yönde bir sektör oluştuğunu hepimiz gözlemliyeceğiz.
Bu yarışmalarda, örneğin ''Alaçatı yarışmalarında' Yunan takımları hep birincilik elde ediyor,onların bu başarılarının sırrı, bazı ilgili forumlarda ele alındı ve 'Jig yönteminden, sahteye değişik tarzda aksiyon verildiğinden,ava hazırlanış tarzlarından, lanettayin bir şekilde bahsedildi ve üstünde bir çalışma yapılmadı,doyurucu bilgilendirmeler yapılmadı yani.
Başka bir açıdan baktığımızda ise, sayıları hızla yükselen bu dernek ve forum gruplarını incelediğimizde yanlış anlaşılmasın ''lütfen,,!! sizler gibi onlarca duayen,üstadlarımız mevcut,yani sürütme,bırakma,atçek sırtı,derinsu,kıyı açık deniz gibi değişik stillerde, bilgili kişiliklerimiz var.
Fakat bu kişilikleri sadece ve sadece forumlarda görebiliyoruz,aslında bir çoğumuz bu dostlarımızı,, bu yarışmalarda görmeyi çok arzuluyoruz,şahsen ben sizi böyle bir yarışmada görmeyi çok arzuluyorum.!.
Böyle bir yarışmaya katılmayı veya yaşınız itibariyle 'Direktör olmayı düşündünüz mü ? . Katılırmısınız ?. Yine veya! sponsor kabul edermisiniz ?.
Hoşçakalın ,saygılarımla...
Sevgili Alp
Yarışma konularına,neden Yunanın üstün geldiğine,nasıl püf noktaları uyguladıklarına tamamen vakıfım.
Ancak yüreğimdeki amatör ruh öylesine hakimki,bu konuda şu anda öne çıkmış avcılara,yada konuyu detayıyla ele alıpta yayınlayanra vaki cevaaplarımda olayın tehlikesindende bahsettim.Aranırsa bulunacaktır.Örneğin Akın Kaptanın son avıyla ilgili raporuna verdiğim cevapta bu tavrım net olarak hemen birkaç gün öncesinde,İstanbuldan döndüğüm gün görülmektedir.
Buradada anlatayım;
Yöntem çok verimlidir.40 sene öncesinde İstanbul Boğaz avcılarının uyguladığı çok netice alıcı yöntemin geliştirilmiş halidir.
O zaman balık heryerdeydi.GPS ve FF cihazları icat edilmemişti.Balık dağılınca,ilk önceleri uzun olta yöntemi sonrasında rapala sırtı yöntemi, ortaya konulan neticeleriyle tatminkar olunca,FF ve GPS'ye rağmen bu usta oltacılar yönteme geri dönmediler.
Ama ya FF ve GPS takviyeleri ile geri dönerlerse,ya şu anda en netice veren sulardaki kayalıklarda barınma,üreme neslini devam ettirebilme içgüdüleriyle toplanma çaresizden başka çaresi kalmayan anaç balıkların tepesine yoğun olarak inebilen bu yöntem yayılırsa ne olur,tecrübeli avcılar bir düşünsünler.
Kastim amatör limitlere uyarak avlananlar değildir.Keza benimde teşkilatım tamdır hatta bu konudaki bilgimin özü ve denennmişliğide 40 sene evvelinden gelmektedir.
Kastim 12 ay durmadan,dinlenmeden,sığlarda orta sularda hatta iyice derinlerde yumurtalıymış,ufakmış hiç akıllarına gelmeden,sayıları mevcut trol ve gırgırların sayılarından yüzlerce misli fazla olan mahalli profesyonel teknelerdir.
Deniz dibi kayalıkların hemen hepsine vakıf olan bu kitle,parekete döşerken sadece beş on iğne isabet ettirebildikleri,ağ döşerken taktırdıkları,dolayısıyla arzu ettikleri balık miktarına ulaşamadıkları bu yöntemleri terkedipte,doğuştan,babadan,atadan devraldıkları kerteriz bilgileriyle,mazallah öğrendikleri ve uyguladıkları denizcilik bilgileriyle harmanlayıp bu anaçların tepesinden yılın 12 ayı ayrılmazlarsa ne olur,bir düşününüz.
Onlarda limit,mevsim yasak kavramı yoktur.Zaten küçük balıkcıyı himaye etme ayrılacığınada sahiptirler.
Güçlüdürler,yakıt indirimleri, vardır,cefa cekmeye üğraşmaya alışkındırlar,tekneleri ekenomiktir ve denizin çoşkusuna göğüs gerebilir niteliktedirler.
Hadi bir düşünün.
Yunanı bu yöntem etkilemez.Zira sürdürülebilinir balıkcılık kavramı içlerine yerleşmiştir.
SG birimleri,sair ilgili yetkilileri bilinçlidir.Vazifelerini tam yaparlar.Katliama meydan vermezler.Zaten avcılarıda bunun bilincindedir.
Ama Türkiyeye geldiklerindede balığı kırarlar.
Olay gelişme gösterdiği orta Ege ve Akdeniz bölgelerinin bazı yerlerinde pareketecileri dahi imrendirir hale gelmiştir.
Parekete atmak meşakktli iştir.Randımanı artık düşmüştür.Ellerinde uygun kamış ve sair techizatla bir alıştılarmı,bildikleri kayalıkları talan ederler.
Neticede bazıları elle bile,cok ucuza elde edebilecekleri jiglerle avlanarak neticeye varırlar.Onların elinden denizde uçabilen uçan balıklar bile kurtulamaz.
Hele birde şöyle düşünüverelim.
Yunan adaları olmasaydı yada bize ait olsaydı,Karadeniz bir iç denizimiz oluverseydi,Egeyi,Karadenizi Marmaraya döndürmezmiydik dersiniz.
Dahası büyük teknelere en modern cihazlara sahip,yedeksubaylığı yaptığım Genelkurmay Harekat merkezindeki komuta merkezine benzer kısımlara yakın,balığı neredeyse kilometre uzaktan,cinsine,miktarına kadar belirleyen cihazlarla,üstelik yumurtlama mevsiminde hemde refakatlerinde generatörlü dev ışık tekneleriyle balık neslini tüketircesine avlananlara ne demeli.Bunlar başımızın ve denizlerimizn belasıyken,birde bu belamı yayılmalı.
Maksat Yunana galebe calmaksa ben herşeye varım.
Ama imkanlarım el vermemektedir.
Sevgi ve saygımla kalınız.