Tevfik abi ne güzel resimler bunlar Zafer beyin de eline sağlık,abii para eder bunlar be

her resimdeki muazzam canlılık ve yakalanan ışık insanın yüreğinde bayram şekeri gibi eriyor.Yıl 1977 Türkiyeye göçmen olarak geldiğimizin ilk haftalarını hatırladım babama sorardım deniz varmış burada gidelim mi balık tutmaya diye radyo da TRT tıngır tıngır kısık çalıyor evde babacım o zaman işsiz gazete ilanlarına bakıyor sobanın üstünde de çay demlenmiş kokusu sarmış küçücük odamızın birkaç sefer beni reddetikten sonra babam herhalde benim ısrarlarım sonunda Eminönü Galata köprüsünün yolunu birilerine sormuş öğrenmiş olacak ki en sonunda gittik

o da Topkapı Şehreminiden yürüyerek

böyle bir ummanı ben bundan önce nereden göreyim rüyamda bile görmedim,deniz deniz değil fasulye tenceresi gibi kaynıyor

Allahhım bu ne satıcılar bağırışmalar eyvah eyvah en sonunda bir çapari takımı aldık hatırlarım beyaz iğne beyaz tüy ve tüylerin bağlanışı iğneye kırmızı ipleydi yer yok bizde dubaların arasından salıverdik oltamızı bir babam birde ben tutuyoruz tahta takoza sarılı mütevazi oltamızla pıtır pıtır ne güzellik poşetimiz o karlı soğuk havada 20-30 tane kadar 1 saat gibi bir sürede istavritle doluverdi bende nasıl sevinmek hele o elimde balıklardan kalan koku hala burnumda deniz balığının kokusu bu arada simiiiitt simitçiii bağırıyor bir amca geçti gitti babamla göz göze gelemedim
yine bir başka simitçi bu sefer baba bir simit alalımmı dedim aldık zor da olsa aldık neden mi yokluk yok işte anlayana,ahhh onun tadı deniz kokusuyla nasıldı o soğuğa rağmen burnumu çeke çeke sümüğümü küçücük elimin tersiyle sile sile hem balık tuttum hemde o unutulmaz ilk simidimi yedim,nasıl unutulmaz bir gündü anlatamam,işte Tevfik ağabey ben bu resimlerde hele o köprü üzerinde olanlarda sadece mevsim farkıyla aynısını yaşadım yaşattın sağol varol iyi ki paylaştın kucak dolusu sevgi ve selamlar ellerinden öperim ağabeyim