Öncelikle herkeze teşekkürler. Pazartesi oldu ve bvende ancak nete ulaşabildim. O yüzden geç kaldım yazmakta.
Ben özellikle Akın'a teşekkür etmek istiyorum en başta. Balığa gitmek istemeseydi bu balıkta gelmeyecekti. Çünkü benimn gerçekten niyetim yoktu balığa gitmeye. Aslında Onur ben ve Akın üçlüsü ile başlamıştı faaliyet planları. Akında konuştuğumuzda pek niyetli değil gibiydi. Cumartesi beni aradığında gelmeyeceğini söyleyecek diye düşündüm. Aksine istekliydi. Açıkcası şaşırmıştım. Bakalım falan dedikten sonra kapattık telefonu. Daha sonra tekrar aradı. "Valla bilmiyorum emin değilim çünkü karaburunu burdan fazla tutar lodos" dedim Akın'a. "En azından arabada oturur sohbet ederiz dedi" Bu laf üzerine ne denebilir ki?
İki saat sonra yoldaydık. Giderken Akın'a sanırım iki kez falan " birşey yakalayacağımızı sanmıyorum Akın" dediğimi hatırlıyorum. Görünen köy klavuz istemiyordu. İlerledikçe Akın' da gördü lodosun o tarafı nasıl etkilediğini.
Derken oltalar atıldı sohbet edilmeye başlandı. Güneş battıktan sonra hiç bir hareket olmadı oltalarda. Saat kaçtı hatırlamıyorum ama sanırım 19 civarları olsa gerek. Akın'ında söylediği gibi ben arabada otururken oltanın gittiğini gördüm. Kamış yerdeydi. Bir yere dayanmamıştı. Çekerken anladım tabi mığri olduğunu. Hiç sevmem. Bereket Akın eliyle tuttuda üstüne basıp çıkarmak zorunda kalmadım iğneyi. Kıvrılan ve kaygan şeylerden hiç hoşlanmam. Yemlerin o tarafa geçerken benim diğer oltaya bir balığın yakalandığını gördüm. "Akın tut şunu" diyerek elimdeki oltayı verdim ve diğerini asıldım.
Takdir edersiniz ki o zevk hiç bişeyde yok. Olta takılmış gibi. Ama bişey habire kafa atıyor. Kalamayı biraz daha açtım. Şimdi rahatlamıştı. Yavvaş yavaş acele etmeden çekmeye devam ettim. Kıyıya birkaç metre kala su üstüne çıktı. Karanlıktan ben balığı göremiyordum. Akın kucakladı kaldırdı bana duoğru döndü o zaman gördüm levrek olduğunu. Fakat düşürdü balığı kayaların arasına. "Akın kaçırırsan seni öldürürüm" dediğimi hatırlıyorum. "Kaçırırsam ben öldürürüm kendimi senin öldürmene gerek yok" dedi. Kıyıya aldık balığı. Yani esas aslan payı Akın'da bu işte. Kıyıya kadar getirmek değil marifet kıyıya almak.
Sevinçten uçuyoruz havalara. O yetti zaten bize.
Kepçe farz oldu bize. İhmalkarlıktan almıyorduk bi türlü. Belkide ihmalkarlık değil böyle bir balık yakalayabileceğimize ihtimal vermiyorduk. Galiba işin doğrusu bu. En kısa zamanda bir adet edineceğiz artık.
Malzemelerden bahsetmek gerekirse. Misina 0.30, kollar asso 0.24mm. İğne üç numara 2505 crown(singapur)iğne. Bu güne kadar başka iğne kullanmadım. İğne dolayısı ile hiç bir balıkta kaçırmadım bu güne kadar. Diğer iğnelerin kalitesine falan lafım yok ama eğer kıyıdan avlanıyorsanız benim gibi mustad ve benzerlerinin yarı fiyatına iki katı fazla iğne almak isterseniz kesinlikle tavsiye edeceğim bir iğne. Olta da klasik üç iğneli dip takımı. En azından bu tarafta her türlü blığı alabileceğiniz bir takım. Yanlız benim takımımda kurşunla ilk iğnenin arası yaklaşık yarım metredir.Ve ilk köstek diğerlerinden daha uzundur. Balık yemi aldığında bir müddet hissetmez kurşunu. Akılınızda bulunsun.
Bunları levrek yakaladım ben bu işi biliyorum ve doğrusu bunlardır demek için söylemiyorum. Sadece kullandığım takım hakkında bilgi edinmenniz için söylüyorum. Zira levrek tamamen piyangodan çıktı. İhtimal dahilindeydi ama ben daha çok sargoz ya da mırmır umut ediyordum. O sert havada su sıcakken ve hava lodosken levrek gerçekten zordu. Kısmet deyip attık oltalarımızı ve kısmetimize bu çıktı.
Merak edenlere balığın barsakları bomboştu. Belkide yeni avlanmaya çıkmıştı. Ve yumurta da çıkmadı. O yüzden biraz daha şanslı hissetti kendimi.
Sonuç olarak balık avlarken ne zaman ne geleceği belli olmuyor. Hazırlıklı olmakta fayda var. Bu balığın geriye saldıklarımızın bir hediyesi olduğunu düşünüyorum. Bende de bir resm var onuda ekleyeyim ve bitireyim.
