Diren aramıza hoşgeldin.Fotolarınıda bizlerle paylaşman dileği ile esenkal.
Diren ne keyifli bir giriş yaptın siteye ): Anlatımına hayran kaldımYaşamak bu olsa gerek
Aramıza hoşgeldin, iyi ki geldin
![]()
Herkese bu hoş karşılama için teşekkür ederim. Aranıza katılmaktan aldığım keyif, sizlere de yansıdıysa ne mutlu bana.
Yaşamak bu mu bilmiyorum. Bana göre yaşam ikiye ayrılıyor: yaşamak zorunda olduklarım ve yaşamak istediklerim. Ben de herkes gibi isteklerimden gelen moralle zorunlulukların üstesinden gelmeye, kimi zaman da onlara katlanmaya çalışıyorum. Fotoğraf çekmek de bunlardan biri.
Beni balıkçı yapmak isteyen arkadaşlara küçük bir öneri: bence bu sevdadan vaz geçin. Balıkçılık konusundaki sakarlık tarihim şöyle:
1. Deneme: kıyıdan avlanma, malzeme: mantara sarılı misina olta, sonuç: iğneyi yanımdaki arkadaşın bacağına sallamak (benim yüzümden çocuğa dikiş atlıdı)
2. Deneme: kayıkla avlanma, malzeme: aynı, sonuç: daha ilk salmada eniştemin çaparisini benimki ile bir daha açılmayacak şekilde kördüğüm yapma ve yemlerin bulunduğu margarin kutusunu denize düşürme. (Bu olaydan kısa bir süre sonra eniştemin kayığını satmasının umarım bu olayla bir ilgisi yoktur)
O yüzden siz güzel güzel tutun balıkları, ben de usul usul gelir çekerim sizi. Böylesi hepimiz için daha sağlıklı...
aramıza hoşgeldin. umarım istediğin her şeyi burada bulursun. iyi avlar.
Orcun Hocam,
"İyi av"dan kastınız "iyi kareler" sanırım.![]()
İki gündür bulduğum her fırsatta sitedeki yazıları okumaya çalışıyorum. Burası bir derya... Görünen o ki, pazar günü (hava pek izin verecek gibi görünmüyor ama...) eskiye göre daha bilgili ve bilinçli fotoğraflar çekeceğim.
Beni selamlayan ve bilgileri ile büyüten herkese tekrar tesekkür ederim.
hamdi zaten gerçek ismini kullanıyor...
avatarının altında da istanbul yazıyor...
haaa. kan gurubu konusunda haklısın, ona verecek cevabı ben de bulamadım bu saatte....
Herkese bu hoş karşılama için teşekkür ederim. Aranıza katılmaktan aldığım keyif, sizlere de yansıdıysa ne mutlu bana.
Yaşamak bu mu bilmiyorum. Bana göre yaşam ikiye ayrılıyor: yaşamak zorunda olduklarım ve yaşamak istediklerim. Ben de herkes gibi isteklerimden gelen moralle zorunlulukların üstesinden gelmeye, kimi zaman da onlara katlanmaya çalışıyorum. Fotoğraf çekmek de bunlardan biri.
Beni balıkçı yapmak isteyen arkadaşlara küçük bir öneri: bence bu sevdadan vaz geçin. Balıkçılık konusundaki sakarlık tarihim şöyle:
1. Deneme: kıyıdan avlanma, malzeme: mantara sarılı misina olta, sonuç: iğneyi yanımdaki arkadaşın bacağına sallamak (benim yüzümden çocuğa dikiş atlıdı)
2. Deneme: kayıkla avlanma, malzeme: aynı, sonuç: daha ilk salmada eniştemin çaparisini benimki ile bir daha açılmayacak şekilde kördüğüm yapma ve yemlerin bulunduğu margarin kutusunu denize düşürme. (Bu olaydan kısa bir süre sonra eniştemin kayığını satmasının umarım bu olayla bir ilgisi yoktur)
O yüzden siz güzel güzel tutun balıkları, ben de usul usul gelir çekerim sizi. Böylesi hepimiz için daha sağlıklı...
Herkese Merhaba,
Arnavutköy-Bebek arasında avlanırken sizi fotoğraflayan birini görürseniz lütfen hiddetlenmeyin, o kişi büyük olasıkla benim. Siz avlanmayı, ben de sizin bu anlarınızı belgelemeyi seviyorum. Sonuçta bu da bir paylaşım değil mi?
Hepimize rastgele![]()
Yer: Gömeç-Artur açıkları
Hava Sıcaklığı: 21°C
Rüzgar: 10 km/s
Su sıcaklığı: 17 °C
Derinlik: 40-45 m
Yem: Sülünez
Takımlar: 0.4 ana beden, 0.30 florokarbon köstek, 2 ve 3 numara bronz iğne, 3'lü dip olta
AV HİKAYESİ ya da MİÇO'NUN SEYİR DEFTERİNDEN:
Kaptanımız Bülent hoca ile sabah 6:30’da (bu nasıl bir zamanlamaysa aynı anda gelerek) marinada buluştuk. Saat 06:48’de, miço Diren’in geçici kaptanlığı ile ilk avlak yerimiz olan Ayvalık adalarına doğru vira bismillah dedik. Yaklaşık 1:30 saat süren yolculuğumuz ve miçonun acemiliği ile avlak noktasını birkaç metre ıskalayarak demirledik. Teknenin pupasında her zamanki yerimizi alarak (ben iskele bordasındandan, Bülent hoca Sancak bordasından) takımlarımızı suya bıraktık.
İlk ziyaretçilerimiz haylaz hanoslardı. Oltalarımızı hiç rahat bırakmadılar. Her geleni suya geri bıraktık. Bu arada haylaz hanoslar, oltaya geldiklerinde dilleri bir balon gibi şişiyor. Bülent hoca suya bırakmadan dillerindeki şişin indirilmesi gerektiğini aksi halde yüzemeyip öleceklerini söyledi. İyi de bu dil nasıl indirilecekti? Yanıt hemen geldi: iğne ile dilleri delinmeliymiş tabii diline çok hasar vermeden…
İlk avlak yerindeki tek aktivitem hanos tutmak, dilini delmek ve suya bırakmaktan ibaretti. Bu arada iki küçük karagöz de tebliğ dışı ölçülerinden dolayı suya geri salındı. Ben hanoslarla hemşirecilik oynarken, Bülent Hoca şık bir mercan aldı. Derken Bülent Hoca bir de kırlangıç tutmaz mı? Ben de hala hanos dışı bir gelişme yoktu. Bülent Hoca çok umutlu olduğu bu avlaktan verim alamayınca burada daha fazla zaman kaybetmeyelim ve eski yerimize gidelim dedi ve demir alarak Gömeç açıklarına doğru yola koyulduk.
Yeni avlağımızda önce Bülent hocanın piranalar dediği kupa-mercan kırması olan yem canavarlarının saldırısına uğradık. Olta dibe iner inmez yemler pıtık pıtık didikleniyor ama oltaya gelen olmuyordu. Bir süre bu piranaları beslememiz gerekti. Derken kupaların geçit töreni başladı ama çabuk sona erdi. Bu arada rüzgar çok kararsızdı ve teknemiz sürekli dönüyordu. Bu da oltalarımızın karışmasına neden oluyordu. Oltaları olabildiğince birbirine uzak atmaya çalışıyorduk. Derken benim oltalardan biri suyun içinde fır dönmeye başladı. Daha önceki av deneyimimden bu şekilde gelenin delişmen uskumrudan başkası olmayacağını biliyordum. Uskumruyu alıp oltayı suya attım ki yeniden bir uskumru aşağıyı birbirine katarcasına oltayı döndürmeye başladı. Hemen misinayı çekmeye başladım. Bu seferki daha iri ve daha delişmen bir uskumruydu. İğnesini yuttuğu olta ile birlikte benim kamışı ve Bülent Hocanın kasnağını da birbirine dolayıp öyle yukarı geldi.
Uskumruların gelişi kısmetimi açmıştı. Aradan çok geçmeden elimdeki kasnağın boşaldığını hissettim. Sanki oltanın uçunda ne kurşun vardı ne de iğneler. Hemen Bülent hocaya döndüm ve şaşkınlıkla “Hocam, bu oltaya bir şeyler oldu, kurşunu hissetmiyorum dedim” Bülent hoca gülümsedi, sakin ol ve yavaş yavaş çek dedi. Çekmeye başladım. Olta birden ağırlaştı, sonra yine hafifledi, sonra yine bir ağırlaşma. Gelen arkadaş bir bana doğru yüzüyor bir geri gitmeye çalışıyordu. Bülent hoca yüzündeki gülümsemeyi hiç bozmadan: “gelen çipura” dedi.
Çipura mı???
Yani oltanın ucundaki benim hayallerim miydi?
Gelen, bütün aylar boyu beklediğim, başkalarının ellerinde gördüğümde içlendiğim, düşündükçe yüreğimi yakan ama bir gün kavuşacağıma inandığım aşkım mıydı?
Evet oydu…
Gelen HAYALLERİM, AŞKIM ve ÇİPURAMDI…
Birçoğunuza küçük gelebilir, bu mu hayallerin, bu mu aşık olduğun balık, bunu tutmakta ne var ki diyebilirsiniz. Ama aşkın nedeni olmaz, hayallerin de sınırı…
Hayallerinizdeki aşklarınıza kavuşmanız dileğiyle…
Kendileri 29.5 cm'dir
Toplam Hasılat: 1 çipura, 2 uskumru, 2 mercan, 2 iri kupa (çipura ile uskumru arasındakiler) 5 ortaboy kupa
Fotoğraflar yine cep telefonu ile çekildi. Küçük oldukları için üzgünüm. Fotoğrafların yüklenmesi konusunda bana yardımcı olan Müjdat arkadaşıma, çipuramın mutluluğunu, o an beni şans eseri aradığı için paylaşan Namık'a ve Serdar kardeşime teşekkür ederim.