balli
Well-Known Member
- Yaş
- 61
- Şehir
- erzurum
- Favori Kamış
- D.A.M Telespin 3 mt. 10/30gr.
- Favori Makina
- Shimano Hyperloop 4000 RB
- En iyi avı
- 11,7 Kg. Aynalı sazan
- İsim
- m.nuri akkaya
Merhabalar, hayırlı günler sevgili arkadaşlar.
Bölüm-1
Günün tek balığı da yine benim nasibimmiş. Maalesef avlakta fotosunu çekmeyi unuttuk. İki resim, bahçemizde konuşlanan “kirli yavru kedi”nin yalamaları eşliğinde
çekildi bugün. Tabi ki kedimiz de payını aldı, hem de en güzel yerinden. Kuyruk kısmından bir parça kesip verdim.




Bölüm-2
4 kişiyiz, (her zamanki kadro: Selim, Erdem, Murat ve ben) sabah faslında bir aynalı sazan sahibi olmanın huzurunda demlenirken, beklentilerimiz de uyuşmuştu. Göl, ikindi sonrası dinginliğinde uyuyor, yüzeyi yekpare ayna.
Dip oltamın misinası gerilince elime alıp, aramızda 10 metre olmasına rağmen, kepçeyi hazırlaması için heyecanla Murat’a bağırdım. Çünkü gelen balık ışıl-ışıl renkleriyle, en az 5 kg vardı.
Gelişi çok hoş oldu, taa suyun derinliklerinden gülümser gibiydi. Tabi bu gülüşün “hınzırca” bir gülüş olduğunu daha sonra anlayacaktık.
Kıyıya alıp, sevdik-okşadık. İki adette poz verdi kameraya.
Bizim uyanık (canım yeğenim Edoç, bu çocuk beni bir gün öldürecek
) her zamanki gibi balığı galsemalarından (Erdem kulak diyor ve pek meraklıdır kulaklarından tutmaya
) kavramaya çalışınca, “yapma-etme” demeye kalmadan bizimkine gün doğdu. Balık bir dellendi,
çırpınınca taşların üzerinden adeta uçarcasına, hoplaya-zıplaya suyun kenarına indi. Son anda yaptığım hamle de fayda etmeyince, kirişi kırdı. Öyle bir kaçışla gitti ki tutabilene aşk olsun. Bir kepçeye, bir göle, bir oltaya, bir göldeki dalgaya bakınıp durduk. Her kes şokta…
Özürler, pişmanlıklar, ah-vahlardan sonra, herkesin içine tatlı bir huzur, bir sevinç yayıldı tekrar. Rahatladık…
Bu güzel balık yaşamalıydı. Onun yeri serin, berrak sulardı. Nazlı-nazlı salınarak gönlünce gezinmeliydi. Renklerindeki bütün ışıltılarla diğer bütün balıkları kendine hayran bırakmalıydı.
Belirtmeden geçemeyeceğim, diğer üç kişinin rahatlamasında küçük bir gerekçe daha vardı: Kendilerine yar olmayan bu güzel aynalı geldiği gibi gitmişti ve artık kimseyi kıskanmak durumunda değillerdi.
Sevgili dostlar, işin hikaye tarafı bir yana bu balık; renkleriyle daha önce oltamıza gelen aynalı sazanlardan çok farklı idi. Hatta Murat bakınırken, “bu ne ya, sanki boyanmış, neredeyse insanın eline renk çalacak” dedi, gayr-i ihtiyari. Gölde havuz balıkları da olduğundan kıyıya alana değin, gelenin ne olduğunu bir süre anlamamıştık zaten.
Sevgili Yakup hocam, nur topu gibi sorunuz da burada: “Nasıl oldu da, böyle renk-renk oldu? Bu nasıl aynalı sazan?” Teşekkür ederim.


Murat, konunun bundan sonraki kısmında kabul, icab, teşekkür fasılları sana ait, ona göre gubani. Ben yoruldum.
Bölüm-1
Günün tek balığı da yine benim nasibimmiş. Maalesef avlakta fotosunu çekmeyi unuttuk. İki resim, bahçemizde konuşlanan “kirli yavru kedi”nin yalamaları eşliğinde




Bölüm-2
4 kişiyiz, (her zamanki kadro: Selim, Erdem, Murat ve ben) sabah faslında bir aynalı sazan sahibi olmanın huzurunda demlenirken, beklentilerimiz de uyuşmuştu. Göl, ikindi sonrası dinginliğinde uyuyor, yüzeyi yekpare ayna.
Dip oltamın misinası gerilince elime alıp, aramızda 10 metre olmasına rağmen, kepçeyi hazırlaması için heyecanla Murat’a bağırdım. Çünkü gelen balık ışıl-ışıl renkleriyle, en az 5 kg vardı.
Gelişi çok hoş oldu, taa suyun derinliklerinden gülümser gibiydi. Tabi bu gülüşün “hınzırca” bir gülüş olduğunu daha sonra anlayacaktık.
Bizim uyanık (canım yeğenim Edoç, bu çocuk beni bir gün öldürecek
Özürler, pişmanlıklar, ah-vahlardan sonra, herkesin içine tatlı bir huzur, bir sevinç yayıldı tekrar. Rahatladık…
Bu güzel balık yaşamalıydı. Onun yeri serin, berrak sulardı. Nazlı-nazlı salınarak gönlünce gezinmeliydi. Renklerindeki bütün ışıltılarla diğer bütün balıkları kendine hayran bırakmalıydı.
Belirtmeden geçemeyeceğim, diğer üç kişinin rahatlamasında küçük bir gerekçe daha vardı: Kendilerine yar olmayan bu güzel aynalı geldiği gibi gitmişti ve artık kimseyi kıskanmak durumunda değillerdi.
Sevgili dostlar, işin hikaye tarafı bir yana bu balık; renkleriyle daha önce oltamıza gelen aynalı sazanlardan çok farklı idi. Hatta Murat bakınırken, “bu ne ya, sanki boyanmış, neredeyse insanın eline renk çalacak” dedi, gayr-i ihtiyari. Gölde havuz balıkları da olduğundan kıyıya alana değin, gelenin ne olduğunu bir süre anlamamıştık zaten.
Sevgili Yakup hocam, nur topu gibi sorunuz da burada: “Nasıl oldu da, böyle renk-renk oldu? Bu nasıl aynalı sazan?” Teşekkür ederim.


Murat, konunun bundan sonraki kısmında kabul, icab, teşekkür fasılları sana ait, ona göre gubani. Ben yoruldum.
Son düzenleme:






