Tarım Bakanı hakkında suç duyurusu ya da gensoru?

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan REİS
  • Başlangıç Tarihi Başlangıç Tarihi
wildyaban

Teşekkürler.

Aslında sistem hatalı ya da bozuk olduğu için işletilemiyor sanıyorum.

SG ve Deniz polisi sadece denize karışabiliyor, karadaki polis de sadece karada işlem yapabiliyor.

Bu durumda, kıyıda kıraça katliamı yapan bir amatörü!!! Sahil Güvenlik kontrol edemiyor.
Örnekleri çoğaltabilirim ama asıl mesele, yasadışını kontrol değil, balık stoklarını korumakla görevli olanların yasadışı işlemlerine engel olmak.

Tebliğ hazırlanırken bir danışma kurulu oluşturuluyor ve buradan çıkacak görüş doğrultusunda hareket ediliyormuş.
DAnışma Kurulunda da hem balıkçılar hem bilimadamları varmış, yani balıkçılık yönetimi konusunda uzman hocalar da orada görüşlerini belirtiyorlarmış.
(Bazıları da trolun dalyanın faziletlerinden bahsedebiliyormuş, ben duymadım, bu doğruysa herkesin bir yumuşak karnı var demek ki.):(
Buna rağmen böyle tebliğler çıkabiliyorsa, bir yerlerde bir şeyler yanlış demektir.
Balıkçılar derken tek kalem değil, çok farklı yapıda balıkçı var ve çıkarları çelişiyor, orada ise genellikle büyük balıkçılar söz sahibi oluyor ve sonuçta da onların dediği oluyormuş.
Nasıl olmasın ki, gırgır balık tutmasa millet balık yiyemez, 70 milyonu oltacı mı besleyecek deyince akan sular duruyormuş.

Biz burayı düzeltmenin peşindeyiz.
 
Valla Mahir bey;
Siz kafanızda birşeyler oluşturmuşsunuz ve bildiğiniz gibi yapmakta kararlı görünüyorsunuz. Başkası ne dese farketmeyecek gibi.

Türkiyedeki tek sorun; memur zihniyeti... Ticari balıkçıyla didişmeyi göze alacak ve memurunu yasaları uygulamak için harekete geçirecek yetkili lazım.

Danışma kuruluna asistan seviyesinde, acemi ve konunun uzmanı olmayan (balıkçılık yönetimi konusunda yeterli çalışması olmayan) öğretim üyesi yada seyehati seven, her köfteye maydanoz olan, balıkçıyla rakı sofrasında memleket kurtarmayı düstur edinmiş kaşar öğretim üyeleri katılıyor.

İşi bilen bilim adamlarının böyle geyik muhabbeti yapılan ortamlara katılmayı zaman zaman denedikleri fakat sonra vazgeçtikleri çok görüldü.

Demem o ki; onlar her kimse, onları bulup, gölge tebliğ hazırlatmadıktan sonra, her balıkçı tipinin kendi lehine sakız edip çekiştirdiği kurallarla balıkçılık ve balık kaynakları korunamaz.

Balıkçının bu işlere hiç müdahale etmemesi lazım. Taleplerini, sorunlarını, gördükleri eksikleri belirten bir dosyayla ilgili bilim adamlarına müracaat edip (5-10 kişilik bir bilim adamı takımı olmalı) gerisine karışmaması, sadece gelecek dosya ve idealleştirilmeye gayret edilmiş kural kitapçığını (sirküler) alıp ondan sonra gereğini yapması lazım.

Fakat bu işi bedava yaptırmaya kalkarsanız o uzmanlardan oluşan 5-10 kişilik takımı bulamazsınız, onun da çaresine bakılması lazım.


wildyaban

Teşekkürler.

Aslında sistem hatalı ya da bozuk olduğu için işletilemiyor sanıyorum.

SG ve Deniz polisi sadece denize karışabiliyor, karadaki polis de sadece karada işlem yapabiliyor.

Bu durumda, kıyıda kıraça katliamı yapan bir amatörü!!! Sahil Güvenlik kontrol edemiyor.
Örnekleri çoğaltabilirim ama asıl mesele, yasadışını kontrol değil, balık stoklarını korumakla görevli olanların yasadışı işlemlerine engel olmak.

Tebliğ hazırlanırken bir danışma kurulu oluşturuluyor ve buradan çıkacak görüş doğrultusunda hareket ediliyormuş.
DAnışma Kurulunda da hem balıkçılar hem bilimadamları varmış, yani balıkçılık yönetimi konusunda uzman hocalar da orada görüşlerini belirtiyorlarmış.
(Bazıları da trolun dalyanın faziletlerinden bahsedebiliyormuş, ben duymadım, bu doğruysa herkesin bir yumuşak karnı var demek ki.):(
Buna rağmen böyle tebliğler çıkabiliyorsa, bir yerlerde bir şeyler yanlış demektir.
Balıkçılar derken tek kalem değil, çok farklı yapıda balıkçı var ve çıkarları çelişiyor, orada ise genellikle büyük balıkçılar söz sahibi oluyor ve sonuçta da onların dediği oluyormuş.
Nasıl olmasın ki, gırgır balık tutmasa millet balık yiyemez, 70 milyonu oltacı mı besleyecek deyince akan sular duruyormuş.

Biz burayı düzeltmenin peşindeyiz.
 
Mahir Reisim ,

Yalnız bu konu değil genel oarak hassasiyetlerini ilgi ve hayranlıkla takip ediyor, takdir ediyorum.

Bir hukukçu olarak -hukukçu üstadlarımın müsadesiyle- konuya katkı yada ilk yorumu yapmak isterim.

Öncelikle vatandaş olarak gensoru verme şansımız yok. Gensoru ancak bir siyasi parti gurubu ile yada en az 20 milletvekilinin imzası ile verilir. Bunu bir şekilde sağlamış olsak dahi gensorunun pratikte geçerliliği çok güçlü değildir. Çünkü meclis içinde siyasi yapılaşma genellikle iktidar partilerinin gensoruları kolay geçmesini sağlar. Bu hemn hemen bütün dünyada böyledir.

Vatandaş olarak bu açıdan yapılabilecek etkisi olabilecek tek yol Blgi edinme kanunu kapsamında toplu imzaların eşliğinde hazırlanmış bir dilekçe örneği ile meclise başvurmak olabilir. Bu durumda meclis belirli bir süre içinde bu dilekçeye cevap vermek zorundadır. Ancak uygulamada genel geçer cevaplarla bu tarz konular savuşturulmaya çalışılır- havada kalır. Ancak basının desteğini alarak belki bir fayda sağlanması ve konunun meclis gündemine gelme ihtimali söz konusu olabilir. Yine de zor. Çünkü altında ciddi ekonomik nedenler yatıyor, aşağıda kısaca açıklayacağım.

Sayın Tarım Bakanı ve yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmak ve dava açma konularına gelince;

Suş duyurusunda bulunmak zor sahmetli bir işlem değildir. Bir dilekçeyle İlgili Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulur. Ciddi bir masraf vs yükümlülük de gerektirmez. İlgili Cumhuriyet Savcısı dosyayı alır inceler herhangi bir suç unsuruna rastlarsa ki mevcut durumda bu zor görülüyor prosedürü başlatır. Tabiki söz konusu şahıs bakan ve milletvekilleri olunca bu prosedürler hem çok uzar hem de genellikle atıl kalır.

İşin cezai boyutuna gelirsek kanaatimce ortada suç oluşturabilecek bir neden görülmüyor. Çok zorlanırsa Görevi kötüye kullanma , görevi ihmal yada Kültür ve tabiat varlıklarını bozma ve zarar verme suçu kapsamında değerlendirilebilir ama ortada kamu yararı gibi bir bahane ileri sürüleceğinden bu başvuruların atıl kalma sonucu muhtemeldir.

Dava açma konusunda ise Yine ilgili bakanlığa bir dilekçe ile topluca başvurulur. Dilekçede gıgırların yasaklanması istenilir. Verilecek cevap muhtemelen olumsuz olacaktır. Bu cevaba göre ilgili süre içinde ilgili İdare mahkemesinde dava açılır. Dava süreci bir kaç yıl sürebilir. Sonuç için yorumda bulunak çok doğru olmaz. Bir yargılama sürecidir karar tamamen Yüksek Yargınındır.

Bu karamsar yaklaşımlardan sonra ne yapılabilir sorusunun cevabına gelmek lazım sanırım.

İşin vahim tarafı aslında başta ilgili bakanlar hatta başbakan olmakla beraber hemen her yetkili durumun vehametinin farkında. Ellerineki istatistiki verilerin her sene balık populasyonun balıklar aşeyhine ciddi oranda azaldığını gösteriyor. Zaten balık populasyonu azalmasa denizlerde balık bolluğu olsa hiçbir gırgır trol boğazda ağ atma riskine girmeyi istemez öyle değil mi. Ama açık denizlerdeki balık populasyonu neredeyse bitince, sınırlı sayıdaki balıklar boğaz gibi dar alanlarda sıkışınca güçlü tekne sahiplerinin dolaylı baskıları siyasi erkleri bu tür kararlar almaya zorluyor. Baskıları derken yanlış anlaşılmasın ortada balıkçılıkla geçimini sağlayan ciddi bir nüfus var. Bu nufusun bir şekilde geçinmesi lazım. Bu da ancak yakalanan balık sayısına göre mümkündür.
Bunun dışında yakalanan her balık ülke ekonomisine bir katkı sağlamaktadır. Avlanan balıklar ticarete katılır ve vergi sisteminde devlete çok ciddi bir getiri sağlar. Devlet bu getiriden vazgeçemeyeceği için tekne sahiplerinin bu talep ve baskılarına çok karşı koyamazlar.

Görünüşe göre hukuki olarak bütün ipler Kamu Erkinin elinde. Ancak Kamu yetkilileri en çok neden çekinirler? Medyadan çekinirler.

Medyayı harekete geçirmek için yapılması gereken prosedürler vardır. Biz ülke olarak tembel bir milletiz ya; malesef bizim Greeenpeace üyelerimiz bile çok fazla bir etkinlik içinde bulunmuyorlar yada bulunuyorlar ama bizler göremiyoruz.

İşte öncelikli olarak ciddi bir kampanya başlatılması gerekir. Bu kampanyalarla broşurler bastırıp halk bilgilendirilmeli ve ilgili kamu yetkililerinden izin alarak bir gösteri yürüyüşünde bulunulmalıdır. bu şekilde bir yerlerden başlanmalıdır. Burada asıl mesele hadi yürüyün arkadaşlar dediğimiz zaman kaç kişi senin arkanda bulunacak bunu iyi etüd etmek gerekiyor:(

Diyelim ki böyle bir kampanya başlatıp yürüyüş yaparak sesimizi duyurduk ve medyanın gündemine azıcık da olsa geldik. Arkasından Benzer çalışmaların devamını getirmek ve konuyu mümkün olduğunca medyanın gündeminde tutacak faaliyetlerde bulunmak lazım gelir. Kalkıp çıplak protesto yapılamaz elbette ama simgesel olarak medyanın dikkatini çekebilmek için örneğin bir gırgır ağının içinde bir gurup insanın sembolik olarak ağa hapsolmuş gibi bir halde akşam haberlerinde görülmesi bile bir ışık yakacak hareketlerdir.

Bu tarz çalışmalar çok zor zahmetli başta greenpace üyleri gibi kişilerin destekleriyle yapılabilecek çalışmalardır. Başarı şansları genellikle de çok yüksek değildir.

Tabiki diğer hukukçu üstadlarımızın da değişik fikirleri olabilir. Görüşleri dinlemek lazım.

Saygılarımla...

Fikrine, emeğine sağlık sevgili Alperen. Daha sık görmek isteriz aziz dostum.;)

Bir yıllık uzun bir aradan sonra seni buralarda görmenin heyacanına yenik düştüm de sevincimi paylaşmayı buradan uygun gördüm, mazur görüle. Hem böylelikle konu da güncellenmiş oldu.:)
 
Back
Yukarı