Değerli amatör dostlar, adım Aykut Aytış. 16 yıldır güzel İzmir’de yaşamaktayım ve amatör balık avcılığı, özellikle de at-çek (ile levrek) avları benim onulmaz tutkum. Sizlerle bugün tam bir yılını doldurmuş olduğunu şaşırarak fark ettiğim at-çek avlarımdan birkaç kareyi ve de geçen hafta yaptığım bir at-çek avındaki bazı tecrübelerimi paylaşmak istiyorum.
Tam bir yıl önce, 16 Ağustos 2009’da ilk at-çek avımı Gümüldür Azmak’ta (Tahtalı Deresi) yapmıştım. Onca acemiliğime rağmen şanslı günümdeydim, çünkü Pelican London 2.40 cm (15-45 atarlı) kamış, asso double strength 0.24 mm misina, ryobi ecusima 4000 vi makine ve G-15R renk kodlu Rover 98 kandırıcıdan oluşan takımıma şu paşa atlamıştı da beni iflah olmaz bir at-çek ve levrek tutkunu yapıvermişti:
Sonrasında kimi zaman eşimle, kimi zaman tek başıma, kimi zaman başka arkadaşlarla geceleri düştüm bu eşsiz varlığın peşine. İşte hepsi de geceleyin yapılmış türlü at-çek avlarından avlakta veya evde çekilmiş bazı kareler (balıkların kimisi benim oltamı şereflendirmiştir, kimisi eşimin oltasını; dostların oltasını şereflendiren balıkların resimlerini onlara sormadan koymak istemedim):
İşte böyle geçip gitti bir yıl, her avda yeni tecrübeler edinerek, yeni dostlar tanıyarak, kimi zaman balıklı, kimi zaman da (bazen hiç vuruş veya takip almadan, bazen alınan bir takibin sonuçsuz kalmasıyla, bazen sahteye vurup ona takılan bir balığın bir süre sonra sahteden kurtulmasıyla, bazen bir azmanın takım taklavat ne varsa koparıp gitmesiyle) balıksız …
Derken, geçen hafta yine bir at-çek avında buldum kendimi. 11 Ağustos 2010 akşamından başlayıp 12 Ağustos 2010 sabahına kadar süren uzun soluklu bir at-çek macerası idi bu. Avlak yerime geliş saatim, eğer yanlış hatırlamıyorsam saat 18.30 civarıydı. Aslında bir gece avı yapmayı planlıyor idiysem de, avlağa biraz erken gitmemin sebebi, kullandığım bazı sahtelerin aksiyonlarını gündüz gözüyle tecrübe etmek ve özellikle de wtd aksiyonuna çalışmaktı. Aslında hayatımdaki ilk levreğimi tam bir yıl önce Rover 98 ile almış olsam da, sonraki at-çek avlarımı daha ziyade geceleri ve az batarlı damaklı sahteler ile gerçekleştirdim; fakat su üstü (damaksız) sahteleri kullanmanın ayrı bir zevk olduğunu da kullananlardan sürekli işittim. Özellikle, su üstünden sizin özel bir çaba ile verdiğiniz aksiyonla gelen bir sahteyi predatörün takip ettiğini (ve şanslıysanız sahtenize hamle yaptığını) görmek, tarifi imkansız bir heyecan ve keyif olsa gerek.
Gelelim avlaktaki macerama. Avlağa vardığımda iki amatör daha at-çek yapıyorlardı. Daha sonra benim de at-çek avı ile ilgilendiğimi fark edince, içlerinden bir yanıma geldi ve kendisinin Turgay Karaaslan olduğunu sevinerek öğrendim. Turgay Bey’in öncü ve ayrıntılı paylaşım ve sunumlarını sanal alemde takip etmekten büyük zevk duymuştum; kendisiyle yüz yüze tanışmaktansa çok daha büyük bir zevk aldım. Turgay Bey ile gayet güzel ve faydalı, paylaşımcı bir muhabbetimiz oldu. Dahası, bu muhabbetten sonra ben river2sea buble pen ile wtd aksiyonunu çalışırken bana kamışı nasıl kullanmam gerektiğini de gösterdi, kendisine çok teşekkür ediyorum. Umuyorum, bundan sonra da güzel paylaşımlarımız olacak (Turgay Bey’in yanındaki diğer arkadaş ile maalesef tanışamadık, buradan ona da selam ederim).
Gün batımına kadar, sadece wtd aksiyonu çalışmakla kalmadım, aynı zamanda gece avlarımda kullandığım damaklı sahtelerin aksiyonlarını da gözledim. Gün battıktan bir süre sonra Turgay Bey ve arkadaşı avlağı terk ettiler, zira onlar çok daha erken bir saatte gelmiş ve yorulmuşlardı. Aradan kısa bir süre geçti ki, bu kez at-çek avına gönül verdiği her halinden belli olan Vehbi Özdemir ile tanışma fırsatım oldu. Onunla da hoş bir muhabbetimiz ve fikir alış verişimiz oldu. Ayrıca bana sahte koleksiyonundan bazı örnekleri gösterip tanıttığı için buradan kendisine teşekkür ediyorum. Bir süre sonra Vehbi Bey de avlağı terk etmek durumunda kaldı.
Saat gece on iki civarına kadar avlak kalabalık ve gürültülü idi. Maalesef, kalabalığı oluşturan şahıslar – özür dileyerek söylüyorum – ancak “çakal” diye tabir edilebilir (burada onların hangi çakallıkları yaptıklarına hiç değinmek istemiyorum). Bütün bu hengamede avlakta levrek falan olmasını beklemiyordum aslında. Bu yüzden, bu aralığı aksiyonlarını gündüz gözü ile test etmiş olduğum sahtelerimi “gece gözü” ile test ederek geçirmeye karar verdim. Yaklaşık yarım metre kadar derinlikte suya girerek, sahtelerimi gece gece gözlemlemeye çalıştım ve benim için çok şaşırtıcı bir olguyu tecrübe etmiş oldum.
Ay ışığının olmadığı zamanlardaki yakamoz etkisini hepimiz biliriz. Hele avlakta yapay ışık falan yoksa, aysız gecelerde misinamız bir ışık huzmesi halini alır ve bunun at-çek avını bozduğu söylenir. Benim gittiğim avlakta ise yapay ışık faktöründen ötürü aysız gecelerde bile misina bir ışık huzmesi halini almıyor; fakat gerçekten şaşırarak tecrübe ettim ki, bu avlakta aysız gecelerde sahte su altından aksiyonuyla gelirken etrafından masmavi ama aşırı abartılı olmayan bir yakamoz, bir ışık dansı oluşturuyor. Bu ışık sahte kıyıya yaklaştığında belli belirsiz fark edilse de, en iyi, sahte sığ sudan getirilirken onun tam üstünden bakınca fark ediliyor (bir gün mutlaka bu deneyi yapın derim, izlemesine doyum olmuyor). Bu muhteşem ışık oyununun şekil, tarz ve büyüklüğü ise, eğer doğru gözlemleyebildiysem, sahtenin renginden ziyade büyüklüğüne ve aksiyonuna bağlı. Yani, ay ışığının olmadığı, ama yapay ışığın misinanın yakamozunu kırarken sahtenin su içinde yakamoz yapmasına izin verdiği avlaklarda, sahtenizin rengi çok önemli olmayabilir (dikkat: bu yalnızca bir tahmindir!).
İşte bu deney, gözlem ve tahminlerin ardından ve de ortalık artık sakinleşince (saat gece on iki civarında) avlağımdaki favori sahtem strike-pro jl-120f’nin 061 renk kodlusu ile yeniden at-çeke başladım ve bir süre sonra ilk vuruşu aldım. Kişisel 35 cm limitim altındaki bu ispendeği, yaşattığı zevkten ötürü ona teşekkür ederek geri saldım (bu kişisel limitin gerekçesini bu yazının sonunda bir not ile açıklayacağım). Çok kısa bir süre sonra, yine aynı sahteyle yine limitimin altında bir ispendek çektim ve onu da öperek suya iade ettim. Bu saatten sonra, ama ispendek, ama palaz, ama levrek yapacağını tahmin ettiğim ve tek başıma kaldığım avlakta değişik sahteleri denemeye karar verdim. Denediğim sahteler ilk etapta, rapala x-rap glass ghost 8 cm, Strike-pro eg-063f 8.5 cm sahtenin 010 renk kodlu olanı, Strike-pro eg-024a 9 cm sahtenin a05 renk kodlu olanları idi. Bunlardan ilk ikisi ile yine limitimin altında kalan ispendekler çektim ve onları suya iade ettim, sonuncu sahte ise bir vuruş alsa da balık sahteyi kapamadı (bunun da ufak bir ispendek olduğunu tahmin ediyorum). Farklı aksiyon ve renklere sahip bütün bu sahtelerin balık veya vuruş alması, yakamoz etkisiyle ilgili tahminimi doğrular gibi görünmektedir. Fakat avlakta o saatlerde bolca ispendek olduğu için ispendeklerin sezinleyebildikleri hareketli her şeye saldırıyor olmaları gibi bir açıklama da düşünülebilir. Bu yüzden, bir kez daha ve vurgulayarak, kesin konuşamayacağımı söylemek istiyor ve bu konuda fikirlerinizi bekliyorum [10000 karakter sınırlaması nedeniyle konuya aşağıda ilk mesaj ile devam ediyorum].
Tam bir yıl önce, 16 Ağustos 2009’da ilk at-çek avımı Gümüldür Azmak’ta (Tahtalı Deresi) yapmıştım. Onca acemiliğime rağmen şanslı günümdeydim, çünkü Pelican London 2.40 cm (15-45 atarlı) kamış, asso double strength 0.24 mm misina, ryobi ecusima 4000 vi makine ve G-15R renk kodlu Rover 98 kandırıcıdan oluşan takımıma şu paşa atlamıştı da beni iflah olmaz bir at-çek ve levrek tutkunu yapıvermişti:
Sonrasında kimi zaman eşimle, kimi zaman tek başıma, kimi zaman başka arkadaşlarla geceleri düştüm bu eşsiz varlığın peşine. İşte hepsi de geceleyin yapılmış türlü at-çek avlarından avlakta veya evde çekilmiş bazı kareler (balıkların kimisi benim oltamı şereflendirmiştir, kimisi eşimin oltasını; dostların oltasını şereflendiren balıkların resimlerini onlara sormadan koymak istemedim):
İşte böyle geçip gitti bir yıl, her avda yeni tecrübeler edinerek, yeni dostlar tanıyarak, kimi zaman balıklı, kimi zaman da (bazen hiç vuruş veya takip almadan, bazen alınan bir takibin sonuçsuz kalmasıyla, bazen sahteye vurup ona takılan bir balığın bir süre sonra sahteden kurtulmasıyla, bazen bir azmanın takım taklavat ne varsa koparıp gitmesiyle) balıksız …
Derken, geçen hafta yine bir at-çek avında buldum kendimi. 11 Ağustos 2010 akşamından başlayıp 12 Ağustos 2010 sabahına kadar süren uzun soluklu bir at-çek macerası idi bu. Avlak yerime geliş saatim, eğer yanlış hatırlamıyorsam saat 18.30 civarıydı. Aslında bir gece avı yapmayı planlıyor idiysem de, avlağa biraz erken gitmemin sebebi, kullandığım bazı sahtelerin aksiyonlarını gündüz gözüyle tecrübe etmek ve özellikle de wtd aksiyonuna çalışmaktı. Aslında hayatımdaki ilk levreğimi tam bir yıl önce Rover 98 ile almış olsam da, sonraki at-çek avlarımı daha ziyade geceleri ve az batarlı damaklı sahteler ile gerçekleştirdim; fakat su üstü (damaksız) sahteleri kullanmanın ayrı bir zevk olduğunu da kullananlardan sürekli işittim. Özellikle, su üstünden sizin özel bir çaba ile verdiğiniz aksiyonla gelen bir sahteyi predatörün takip ettiğini (ve şanslıysanız sahtenize hamle yaptığını) görmek, tarifi imkansız bir heyecan ve keyif olsa gerek.
Gelelim avlaktaki macerama. Avlağa vardığımda iki amatör daha at-çek yapıyorlardı. Daha sonra benim de at-çek avı ile ilgilendiğimi fark edince, içlerinden bir yanıma geldi ve kendisinin Turgay Karaaslan olduğunu sevinerek öğrendim. Turgay Bey’in öncü ve ayrıntılı paylaşım ve sunumlarını sanal alemde takip etmekten büyük zevk duymuştum; kendisiyle yüz yüze tanışmaktansa çok daha büyük bir zevk aldım. Turgay Bey ile gayet güzel ve faydalı, paylaşımcı bir muhabbetimiz oldu. Dahası, bu muhabbetten sonra ben river2sea buble pen ile wtd aksiyonunu çalışırken bana kamışı nasıl kullanmam gerektiğini de gösterdi, kendisine çok teşekkür ediyorum. Umuyorum, bundan sonra da güzel paylaşımlarımız olacak (Turgay Bey’in yanındaki diğer arkadaş ile maalesef tanışamadık, buradan ona da selam ederim).
Gün batımına kadar, sadece wtd aksiyonu çalışmakla kalmadım, aynı zamanda gece avlarımda kullandığım damaklı sahtelerin aksiyonlarını da gözledim. Gün battıktan bir süre sonra Turgay Bey ve arkadaşı avlağı terk ettiler, zira onlar çok daha erken bir saatte gelmiş ve yorulmuşlardı. Aradan kısa bir süre geçti ki, bu kez at-çek avına gönül verdiği her halinden belli olan Vehbi Özdemir ile tanışma fırsatım oldu. Onunla da hoş bir muhabbetimiz ve fikir alış verişimiz oldu. Ayrıca bana sahte koleksiyonundan bazı örnekleri gösterip tanıttığı için buradan kendisine teşekkür ediyorum. Bir süre sonra Vehbi Bey de avlağı terk etmek durumunda kaldı.
Saat gece on iki civarına kadar avlak kalabalık ve gürültülü idi. Maalesef, kalabalığı oluşturan şahıslar – özür dileyerek söylüyorum – ancak “çakal” diye tabir edilebilir (burada onların hangi çakallıkları yaptıklarına hiç değinmek istemiyorum). Bütün bu hengamede avlakta levrek falan olmasını beklemiyordum aslında. Bu yüzden, bu aralığı aksiyonlarını gündüz gözü ile test etmiş olduğum sahtelerimi “gece gözü” ile test ederek geçirmeye karar verdim. Yaklaşık yarım metre kadar derinlikte suya girerek, sahtelerimi gece gece gözlemlemeye çalıştım ve benim için çok şaşırtıcı bir olguyu tecrübe etmiş oldum.
Ay ışığının olmadığı zamanlardaki yakamoz etkisini hepimiz biliriz. Hele avlakta yapay ışık falan yoksa, aysız gecelerde misinamız bir ışık huzmesi halini alır ve bunun at-çek avını bozduğu söylenir. Benim gittiğim avlakta ise yapay ışık faktöründen ötürü aysız gecelerde bile misina bir ışık huzmesi halini almıyor; fakat gerçekten şaşırarak tecrübe ettim ki, bu avlakta aysız gecelerde sahte su altından aksiyonuyla gelirken etrafından masmavi ama aşırı abartılı olmayan bir yakamoz, bir ışık dansı oluşturuyor. Bu ışık sahte kıyıya yaklaştığında belli belirsiz fark edilse de, en iyi, sahte sığ sudan getirilirken onun tam üstünden bakınca fark ediliyor (bir gün mutlaka bu deneyi yapın derim, izlemesine doyum olmuyor). Bu muhteşem ışık oyununun şekil, tarz ve büyüklüğü ise, eğer doğru gözlemleyebildiysem, sahtenin renginden ziyade büyüklüğüne ve aksiyonuna bağlı. Yani, ay ışığının olmadığı, ama yapay ışığın misinanın yakamozunu kırarken sahtenin su içinde yakamoz yapmasına izin verdiği avlaklarda, sahtenizin rengi çok önemli olmayabilir (dikkat: bu yalnızca bir tahmindir!).
İşte bu deney, gözlem ve tahminlerin ardından ve de ortalık artık sakinleşince (saat gece on iki civarında) avlağımdaki favori sahtem strike-pro jl-120f’nin 061 renk kodlusu ile yeniden at-çeke başladım ve bir süre sonra ilk vuruşu aldım. Kişisel 35 cm limitim altındaki bu ispendeği, yaşattığı zevkten ötürü ona teşekkür ederek geri saldım (bu kişisel limitin gerekçesini bu yazının sonunda bir not ile açıklayacağım). Çok kısa bir süre sonra, yine aynı sahteyle yine limitimin altında bir ispendek çektim ve onu da öperek suya iade ettim. Bu saatten sonra, ama ispendek, ama palaz, ama levrek yapacağını tahmin ettiğim ve tek başıma kaldığım avlakta değişik sahteleri denemeye karar verdim. Denediğim sahteler ilk etapta, rapala x-rap glass ghost 8 cm, Strike-pro eg-063f 8.5 cm sahtenin 010 renk kodlu olanı, Strike-pro eg-024a 9 cm sahtenin a05 renk kodlu olanları idi. Bunlardan ilk ikisi ile yine limitimin altında kalan ispendekler çektim ve onları suya iade ettim, sonuncu sahte ise bir vuruş alsa da balık sahteyi kapamadı (bunun da ufak bir ispendek olduğunu tahmin ediyorum). Farklı aksiyon ve renklere sahip bütün bu sahtelerin balık veya vuruş alması, yakamoz etkisiyle ilgili tahminimi doğrular gibi görünmektedir. Fakat avlakta o saatlerde bolca ispendek olduğu için ispendeklerin sezinleyebildikleri hareketli her şeye saldırıyor olmaları gibi bir açıklama da düşünülebilir. Bu yüzden, bir kez daha ve vurgulayarak, kesin konuşamayacağımı söylemek istiyor ve bu konuda fikirlerinizi bekliyorum [10000 karakter sınırlaması nedeniyle konuya aşağıda ilk mesaj ile devam ediyorum].
Son düzenleme: