"lüfer, zargana dışında; ortamdaki en bol bulduğu yeme saldırır"
Hımm, yani, zargana dışında ne olursa olsun, ona saldırır, zarganaya saldırmaz, kata ve asla
İşte nedense yazılanlar böyle anlaşılıyor. Söylenmek istenene değil, aradan bir garip cımbızlamalara bakılıyor. Sonrada klavyeler gereksiz yere eskiyor..
Prensip ortada. Lüfer, avını seçerken iki hususa bakar. Birisi yem olarak seçtiği tür. Diğeri ise boyu.. Boy, temelde seçim, şıklardan hangisi filan gibi bir şey değilde, önce hangisine dalayım acaba tercihinde etmen. Böyle olunca, lüfer eğer ortalıkta yem var, seçip seçip yemeye çalışıyorsa, o zaman, lüferin boyunun yarısı kadar olan yem, lüferin görünce en çok saldırmak isteyeceği yem oluyor.
Bu noktada şöyle bir yaklaşım kurulabilir. Neden, nasıl vs. Ama bunu anlatmaya çalışırken alakasız bir şekilde "Sağ köşede adıyla sanıyla istavrit, sol köşede görkemli gagasıyla zargana, çıktılar meydanee, ikiside birbirinden merdane.." teranesine giriyoruz. Anlamsız boş bir şey ve insanı söylediğini savunma pozisyonuna geçirip yanlış yapmaya itiyor..
Konu şu.. Lüfer, kendi boyunun yarısı kadar olan avlara daha iyi saldırır. Buda, lüfer için 20 cm yem boyu demektir. 20cm yem çıkacak kaç istavrit bulursunuz bir gün uğraşıp? Belki bu sitede daha hiç 20cm'lik istavrit tutmamış olanlar bile olabilir. Bu gibi koca bir istavridi ne yapacaksınız, birde o soru var..
Uzun oltacılarda vs. göreceğiniz takımlar, zokalar vs. böyle 20cm istavride göre değildir en başta, çoğu çuvallar o takımların. Çünkü, 20 cm istavrit, kolay bulunan, bol bir şey değil, bunu tutacak takım için pek fazla birikim yok millette..
Şimdi, ortalama istavrit boyu, 15-18 cm iken, siz gidip bundan yem yapıyorsunuz, bunuda 20cm net çıkan zargana ile karşılaştırıyorsunuz.. İşte terslik burada. Zargana, zargana olduğu için değil, boyu lüferin aradığı kritere daha iyi uyduğu, uzunluğu ile mutlak daha çok görünür olduğu için daha iyi iş yapıyor. İstavrit için aynı verimi, ancak boyu onun kadar olacak şekilde yem bulursanız alırsınız..
Fakat burada, neyin, hangi yemni vs. değil, yem boyunun ayarlanmasının tartışması olduğu gözden kaçırılıyor. Bir şekilde 30cm'lik bir zargana fletosu var elinizde örneğin. Bu 60 cm lüfer için iyidir. Ama lüfer 35cm ortalama, bu o zaman uzun gelir. Kesin birazını kafa tarafından, 20cm yapın.. İşte mesele, tarif filan bu.. Bir kova istavridiniz mi var, seçeceğiniz yemler, lüferin boyunun yarısına yakın olanlar olsun..
İşte asıl söylenmeye çalışılan şey bu.. Ama nedense bu görülmek istenmiyor. Boylardan bahsedildiği atlanıp, sanki türlerden bahsediyoruz gibi anlaşılıyor. Sonrada o boylara dair belirtim unutulup, "amanda zargana ile istavrit aynı, istavrit iyi olurmuymuş canım" çıkışı yapılıyor. Biz, 30 cm zargana ile 20cm istavridi kıyaslıyoruz. 30cm zargana çok büyük olduğu için, diğerine göre daha kötü netice verir diyoruz. Nedense bu, istavrit zarganadan daha iyidir gibi anlaşılmaya çıkıyor.. Eh, kes sende onu..
Neden, nerden çıkarıyoruz kesmeyi..
Zargana işte bu boy avantajı nedeniyle, lüfer için başa güreşen yemlerden biridir. Diğer yandna, bol kaslı eti, ayırıcı sinir ve yağ dokusu olmaması nedeniyle çok daha sıkıdır ve lastik gibi esnektir. Çekiştirmeyin uzamaz, ama kıvrılırken, hareket ederken lastik gibi düzgün hareket eder..
Bir sürü şeyi tekrar yazmanın alemi yok.. Açıkca, zargananın başa güreşen bir yem olduğu, düzgün hareket ettiğini söylüyoruz.. İstavrit için, başa güreşir filan diyor muyuz? Adı nerde geçiyor, boy karşılaştırması dışında geçiyor mu?
Ve dahası, apaçık şu deniyor mu:
Zargana işte bu boy avantajı nedeniyle, lüfer için başa güreşen yemlerden biridir.
.......
.......
Bu mekanların iki gözde balığı vardır: Kefal ve istrangilos.
.......
.......
........
Diğerleri? Bence siz siz olun, bu üç yemden asla vazgeçmeyin, yüzünüz kara çıkmaz.
Büyütüm kendi mesajımda yazdığımı iyice, bir okunsun, bir görünsün de, türler bazında yemler için ne yazmışım görülsün diye.. Eee, daha?
Apaçık şekilde, zargana, istrongilos ve kefal derken, bu üçünden vazgeçmeyin, hatta
asla vazgeçmeyin derken, "Amanda istavrit zarganadan iyidirmiş, gel sen bakalımda görelim, sen istavritle, ben öbürüyle..." deniyorki, insan dumur oluyor..
Ne oldu? Olanı şu.. "Hı, hele, dur bakalım, ne yazılmış, neler zrıvalanmış?" denerek yazı okunmaya başlandı.. "Aha, amanda burada istavrit zarganadan iyidir deniyor, aha bulduk tutacak yer, vurun..." tribine girişildi, tahminen devamı okunmadan, "bu adam neler geveliyor, bir anlamaya çalışalım, varsa bir şeylerden istifade edelim.." buna bakılmadan, bağın üzümünüğ yemektense, bağcıyı nasıl hastanelik ederiz mantalitesiyle okundu yazı..
Sonuç, işte ortada.. Bir yazı, çalışma vs. bir kaç cümlesiyle değil, bütünüyle okunur. Bütünlüğü içinde değerlendirilir. Bir döküman, konuları arasında bağları olan, birbirini besleyen bir formdur.. Bütününü anlamaya çalışmazsanız, yanlış anlarsınız..
Hele böyle, durun bu adamın takkesini bir düşürelim gibisiyle okumaya çıkarsanız, karşınızdakinin düşen takkesinden size hiç bir post çıkmaz, oradan bir şey alabileceksenizde, alamazsınız, hepsi o olur..