skoylu
Well-Known Member
- Şehir
- GEBZE
- Favori Kamış
- Olta, başkası olmaz..
- En iyi avı
- Büyük beyaz; 7 mt. Güney Afrika Açıkları..
- İsim
- Serdar KÖYLÜ
Evet Alico.. 8/O iğne. Ve sadece iğne..
Ama sorun, işte o bahsettiğim "ak - kara" sorunu.. Sen bunu "ak" olarak anlıyorsun.. Sanki, lüfer her yerde, her zaman böyle bir iğneyle güzelce tutulur anlıyorsun.. Ama ben ne diyorum: Bu iğneye sudaki lüferlerin ancak %1'i (o da belki) ancak kanar.. Hayvan çılgın gibi yemeye kalkmış olmalı ki, ne olduğuna bakmadan suda kımıldayan, pırıldayan her şeye atlamalı ki, bu iğneye de atlasın..
İşte söylediğimiz şey bu Alico.. Bir takımın, bir yerin lüfer veya başka bir şey tutup tutmadığı ak veya kara değildir. Bu her zaman daha çok ila daha az olacaktır.. Çıplak iğne lüfer tutar, canlı zarganada tutar.. Ak mı ak işte.. Ama çıplak iğne hiç bir zaman canlı zargana gibi garantili olmaz, işte asıl gerçekte bu..
Ama şimdi hasbel kader, lüferin gözü döndüğü ve bol olduğu bir yere gitsek.. Sen canlı zargana atsan, ben çıplak iğne.. Atar atmaz şak diye yapışsa lüfer her ikisinede.. Bu durumda sen canlı yemi takıyorum ediyorum diyene kadar ben 3 kere atıp çekmiş olurum.. Senin 3 mislin balık yakalamış olurum..
Bu bir ölçüt olur mu?
Bunun ölçütü bilhassa balığın kesat olduğu zamanlarda takımın verim sağlayabilmesi benim gözümde.. Çünkü temel sorun şu anda, balığın genelde kesat olması..
İşte o yüzden bunları geliştiriyoruz..
Bir diğer yanılgıda şu oluyor.. Tahminimce, sanılıyorki ben oturuyorum klavye başına, ya internetten buluyor yada kafadan uydrup, rüyaya yatıp filan bir şeyler uydurup duruyorum.. Bütün bu takımlar, teknikler vs. şöyle bir süreçle hazırlanıyor:
Öncelikle ne yapmak gerektiğini buluyoruz. Nasıl buluyoruz, evet, internetten bakıyoruz. Mesela, diyor ki, lüfer ve büyükleri yemini görerek seçer. Bilimsel rapor bunu söylüyor. Ama teori ile iş bitmez. Gidip araştırıyoruz. Peki nasıl? Mahir Abi diyor ki, "Arayı kalın monofilamentle yapıyoruz, yemi kasıyor" Bir diğer balıkçı ustası diyor ki "Araya çelik tel koyarsan, lüfer çok nazlı oluyor." Demekki yemin serbest kalması önemli..
Elbette konu bununla sınırlı değil. Her şey için, iğne büyüklüğü, mantar boyu, iğne rengi vs. lüferin su sıcaklığına tepkisi, yüzme hızı, vs. vs. aklına gelecek her şey için bu gibi araştırıyoruz öncelikle, bilgi topluyoruz. Bu ham bilgi..
Şimdi bakıyoruz.. Lüfer yemini görüntü ile seçiyor ve araya çelik tel yada misina konması lüferin yeme isteğini azaltıyor. Acaba neden olabilir, bunu buluyoruz.
Deniyoruz öncelikle. Yemi alıp suya sokuyoruz, hiç kasmayacak şekilde telle bağlayıp. Nasıl hareket ettiğini görüyoruz. Sonra alıyoruz şuradan ustasından bir tarif, mesela senden, aynı takımı yapıyoruz. Takıma usulünce takıp suya sokup birde buna bakıyoruz. Farkı bariz şekilde görüyoruz.
Takıma bağlı olmayan yem suda sanki canlı balıkmış gibi hareket ediyor, salınıyor, dalgalanıyor, ama takıma takılı olan, sanki kazık gibi duruyor. Aradaki tek fark bu. Bu bize bir ipucu veriyor. Eğer yemin suda serbestçe salınmasını sağlarsak, daha çok balık geleceği, gerek Mahir abi (Reis nickli üstadımız) gerekse diğer ustaların farklı şekilde aktardığı bilgilerden aşikar görünüyor..
Ne yaptık? Ham bilgiden bir bilgi çıkardık.. Buna varsayım denir. Bizim varsayımımız, eğer yemin serbestçe dalgalanabileceği bir takım yaparsak, lüfer daha az nazlı olacak, daha kolay atlayacaktır.
Dikkat et, bu sonuç, bilgi, netice filan değil. Bir varsayım. Bunun test edilmesi lazım. Ediyoruz. Bir takım şeyler yapıyoruz. Mesela, yan yana iki takım atıyoruz suya.. Birisinin diğerinden farkı, iğnelerin olmaması. Evet, Sarayburnu iskele kapanmadan önce, Umuryerinde filan bunu çok yaptım.. Bakıyoruz görüyoruz ki, iğnesiz olan takıma patır kütür lüfer vuruyor, kesip gidiyor ama iğneler olana tık yok.
Şimdi düşünme zamanı oluyor. Varsayımımızı doğruladık. Ne yapmalıyız? Nasıl yaparsak yemin salınımını engellemeden iğneleri takarız. Araya önce dyneema misina takıyoruz. Taşı kesen, kamışın kılavuzunu oyan bu misina lüferin dişine bana mısın demez.. Kendimizden emin, atıyoruz takımı, evet, küt diye çabucak vuruş alıyoruz ama... Yanılmışız, lüferin dişleri buna bana mısın demezmiş
Çuvalladık açıkca..
Ne yapıyoruz başlıyoruz düşünmeye ne yapsak şimdi.. Bir ara, japon pazarında gezerken kolyeleri görüyoruz, incecik zincirler. Hımm diyoruz, arayı bu zincirle yapıyoruz. Sanki hiç iğne yokmuş gibi salınıyor yem.. Yaşasın, evrekaaa !
Keh keh diyerek gidiyoruz takımı atıyoruz, lüfer gene geliyor, "siz adam olmadınız mı hala, ne bu soytarı işi takımlar" der gibi, onu da kesip gidiyor
Biz gene boyumuzun ölçüsünü alıyoruz haliyle.. Nasıl olurda bu metal zinciri kesebilir bu hayvan? Akıl işi değil bu.. Bakıyoruz, görüyoruz, hımmm, bu kesme vakası değil.. Zincirin ek yerleri düzgün değil. Yüke binince açılıyor. Demekki zincir kesilmedi ama açıldı halkası.. Elbette netice değişmedi, biz gene tutturamadık..
Bu durumda oturup ağlamıyoruz. Ne yapsak, ne etsek derken, gidip daha sağlam bir zincir buluyoruz.. Kolye zincirleri hafif, eften püften.. Ama küre gibi ekleri olan küne zincirleri baya sağlam.. Bununla yapıyoruz. Hadi kessin bakayım göreyim..
Ama her takım gibi bunun da önce gereği, yani yemin düzgün salınmasını sağlaması lazım. Bunu test ediyoruz.. Bakıyoruz ki, bu zincir ağır..Aşağıya eğilmek, toplanmak istiyor. Böyle olunca kendi aşağıya sarkıyor. Aşağıya sarkınca yemi döndürüyor ve onuda kıvırıyor. Suda biçimsiz bir şey görünüyor. Olmadı, bu zincir işimizi görmüyor..
Bu kez düşünüp taşınıp biraz kaşındıktan sonra, şöyle bir akıl geliyor. Kolye zincirinin halkalarının arasından dyneema geçiriyoruz. Böylece, zincir dyneemayı koruyor. Yükü sağlam dyneema taşırken, hafif metal, yemi kasmadan onu koruyabiliyor. Deniyoruz, netice gayet iyi.. Yanımızdakiler bakarken, 5-6 lüfer alıyoruz..
Ama bir çiçekle bahar gelmez, belki sadece şanstır. Bundan bir kaç tane yapıp eşe dosta dağıtmak lazım.. Yapalım.. Uffff.. Eziyet yapması.. Göründüğü gibi değil inanın.. Uğraşılmaz bununla.. Başka bir formül bulalım.. Diyorum ki kendime, zinciri kendin yap.. Nasıl yap? Çelik telle.. Çelik telleri, şu bildiğimiz turna teli yani, zincir halkası gibi yapıp bağlıyorum. Aynı neticeyi veriyor. Vuruşlarda gayet güzel ama.... Bri kaç vuruştan sonra, çelik teli koruyan kaplama sıyrılıyor. Takım eskiyip zayıflıyor. Bu daha avda iken gerçekleşiyor. Yapması da zor..
Bu durumda fırdöndülerle yapıyorum, ağır oluyor. Ağrı olunca bu tel gibi çeşitli teller deniyorum. Kimisi kolayca kırılıyor, lüfer buruyor, iki kafa atıp kırıyor teli.. Kimisi düğüm tutmuyor, yani açılıyor. Kimisi paslanıyor.. Olmuyor bir türlü tam olarak.
Ama bu ara takımlar gayet iyi iş yapıyor. Lüfer zamanı geçip çinekop kalıyor ortada, onda da güzel iş yapıyor.. Yazın unutuyoruz bunu.. Zargana zamanı geliyor. Zargana tutalım diyoruz. Yemleri ve takımları lüferlere kaptırıyoruz.. Bir çare bulmak lazım.. Yemi dipte yatay tutacak bir şey ararken, yemin tartısını almak ve buna göre çekişini ölçmek lazım. Bu iş için dinamometre lazım.. Ama piyasadakiler öyle gramcıkları gösteremiyor. Kendim yapayım o zaman..
Ortaokul Fen bilgisi dersinde bunun yapımını öğrenmiştik. Direnç teli.. Zaten elektronikçiyiz, bilemdiğimiz şey değil.. Ararsın, bulursun, dinamometre yapmak için.. Eve gelince bakarsın, aaaa, bu ne güzel bir çelik.. Paslanmaz zaten. Esnek.. Çokta dayanıklı.. Dur hele sen diyerek, takımı bununla yaparsın.. Zargana takımı ve lüfer takımı.. Gene lüfer zamanı gelir. Bununla yapılmış takımları denersin.. Sağa sola biraz hediye eder, onlara denetirsin.. Görürsün ki, lüfer yok denen yerde, zamanda lüfer bulup yakalar. Yani iş görür. Yani neticeye ulaşırsın..
İşte bu takımlar bu şekilde ortaya çıkıyor alico.. Hepsi bir sürü deneme yanılma ile gerçekleşiyor..
Ve bu deneme yanılma yoluyla bu kadar debelenen ben, en büyük lüferini çıplak iğne ile tutmuş biriyim.. "Balık olsa gelir, ben bu meretleri çıplak iğne tutmuş adamım.." demiyorum.. Hiç bir zaman marifeti kendimde görmedim.. Hep, balık var, biz tutamayan beceriksizleriz dedim. Yanıbaşında çarptırma sallayan, trırıvırı atan tutuyor işte, yoksa nasıl tutuyor? Tuttuğun izmarit yarım geliyor, yoksa bun kim yiyor? Atıyorsun en kallavi lüfer takımını yok bir şey.. Böyleyken marifet bizde değil demek çıplak iğne tutulurken.... Bunu kabul edip buna göre davrandım.. Ben bu işi bilmiyorum dedim. Ben usta fialn değilim dedim, araştırıp, deneyip yanılıp bunları geliştirdim..
Sen çok marifetli, çok büyük usta olabilirsin alico.. Saygı duyarım.. Marifet sendedir, balık olduktan sonra %100 livara atmayı beceriyorsundur.. Ama ben o kadar usta değilim..
Ben, 2005 yılında, İnternetten duydum, Sarayburnu diye bir yer varmış. Oraya lüfer tutmaya giderken, Galata köprüsünde milletin bağladığı tahtaları köprünün demirbaşı sanan biriydim.. İşte boğazın ta böyle acemisiyim..
Ben usta olmadığımı biliyorum.. Marifet bende değildi çıplak iğne ile vs. tutarken.. Balık çoktu, hepsi bu.. Şimdi balık az.. Bu yüzden bunları geliştiriyorum.. O eksiğimi böyle kapatıyorum ve genelde bakıyorum, etraftaki herkesten daha fazla tutup eve dönüyorum.. İşte hikaye bu.. Sen usta olup, böyle şeylere hacet duymuyorsan, seni tebrik etmek isterim.. Ben henüz senin kadar olamadım..
Ama sorun, işte o bahsettiğim "ak - kara" sorunu.. Sen bunu "ak" olarak anlıyorsun.. Sanki, lüfer her yerde, her zaman böyle bir iğneyle güzelce tutulur anlıyorsun.. Ama ben ne diyorum: Bu iğneye sudaki lüferlerin ancak %1'i (o da belki) ancak kanar.. Hayvan çılgın gibi yemeye kalkmış olmalı ki, ne olduğuna bakmadan suda kımıldayan, pırıldayan her şeye atlamalı ki, bu iğneye de atlasın..
İşte söylediğimiz şey bu Alico.. Bir takımın, bir yerin lüfer veya başka bir şey tutup tutmadığı ak veya kara değildir. Bu her zaman daha çok ila daha az olacaktır.. Çıplak iğne lüfer tutar, canlı zarganada tutar.. Ak mı ak işte.. Ama çıplak iğne hiç bir zaman canlı zargana gibi garantili olmaz, işte asıl gerçekte bu..
Ama şimdi hasbel kader, lüferin gözü döndüğü ve bol olduğu bir yere gitsek.. Sen canlı zargana atsan, ben çıplak iğne.. Atar atmaz şak diye yapışsa lüfer her ikisinede.. Bu durumda sen canlı yemi takıyorum ediyorum diyene kadar ben 3 kere atıp çekmiş olurum.. Senin 3 mislin balık yakalamış olurum..
Bu bir ölçüt olur mu?
Bunun ölçütü bilhassa balığın kesat olduğu zamanlarda takımın verim sağlayabilmesi benim gözümde.. Çünkü temel sorun şu anda, balığın genelde kesat olması..
İşte o yüzden bunları geliştiriyoruz..
Bir diğer yanılgıda şu oluyor.. Tahminimce, sanılıyorki ben oturuyorum klavye başına, ya internetten buluyor yada kafadan uydrup, rüyaya yatıp filan bir şeyler uydurup duruyorum.. Bütün bu takımlar, teknikler vs. şöyle bir süreçle hazırlanıyor:
Öncelikle ne yapmak gerektiğini buluyoruz. Nasıl buluyoruz, evet, internetten bakıyoruz. Mesela, diyor ki, lüfer ve büyükleri yemini görerek seçer. Bilimsel rapor bunu söylüyor. Ama teori ile iş bitmez. Gidip araştırıyoruz. Peki nasıl? Mahir Abi diyor ki, "Arayı kalın monofilamentle yapıyoruz, yemi kasıyor" Bir diğer balıkçı ustası diyor ki "Araya çelik tel koyarsan, lüfer çok nazlı oluyor." Demekki yemin serbest kalması önemli..
Elbette konu bununla sınırlı değil. Her şey için, iğne büyüklüğü, mantar boyu, iğne rengi vs. lüferin su sıcaklığına tepkisi, yüzme hızı, vs. vs. aklına gelecek her şey için bu gibi araştırıyoruz öncelikle, bilgi topluyoruz. Bu ham bilgi..
Şimdi bakıyoruz.. Lüfer yemini görüntü ile seçiyor ve araya çelik tel yada misina konması lüferin yeme isteğini azaltıyor. Acaba neden olabilir, bunu buluyoruz.
Deniyoruz öncelikle. Yemi alıp suya sokuyoruz, hiç kasmayacak şekilde telle bağlayıp. Nasıl hareket ettiğini görüyoruz. Sonra alıyoruz şuradan ustasından bir tarif, mesela senden, aynı takımı yapıyoruz. Takıma usulünce takıp suya sokup birde buna bakıyoruz. Farkı bariz şekilde görüyoruz.
Takıma bağlı olmayan yem suda sanki canlı balıkmış gibi hareket ediyor, salınıyor, dalgalanıyor, ama takıma takılı olan, sanki kazık gibi duruyor. Aradaki tek fark bu. Bu bize bir ipucu veriyor. Eğer yemin suda serbestçe salınmasını sağlarsak, daha çok balık geleceği, gerek Mahir abi (Reis nickli üstadımız) gerekse diğer ustaların farklı şekilde aktardığı bilgilerden aşikar görünüyor..
Ne yaptık? Ham bilgiden bir bilgi çıkardık.. Buna varsayım denir. Bizim varsayımımız, eğer yemin serbestçe dalgalanabileceği bir takım yaparsak, lüfer daha az nazlı olacak, daha kolay atlayacaktır.
Dikkat et, bu sonuç, bilgi, netice filan değil. Bir varsayım. Bunun test edilmesi lazım. Ediyoruz. Bir takım şeyler yapıyoruz. Mesela, yan yana iki takım atıyoruz suya.. Birisinin diğerinden farkı, iğnelerin olmaması. Evet, Sarayburnu iskele kapanmadan önce, Umuryerinde filan bunu çok yaptım.. Bakıyoruz görüyoruz ki, iğnesiz olan takıma patır kütür lüfer vuruyor, kesip gidiyor ama iğneler olana tık yok.
Şimdi düşünme zamanı oluyor. Varsayımımızı doğruladık. Ne yapmalıyız? Nasıl yaparsak yemin salınımını engellemeden iğneleri takarız. Araya önce dyneema misina takıyoruz. Taşı kesen, kamışın kılavuzunu oyan bu misina lüferin dişine bana mısın demez.. Kendimizden emin, atıyoruz takımı, evet, küt diye çabucak vuruş alıyoruz ama... Yanılmışız, lüferin dişleri buna bana mısın demezmiş
Ne yapıyoruz başlıyoruz düşünmeye ne yapsak şimdi.. Bir ara, japon pazarında gezerken kolyeleri görüyoruz, incecik zincirler. Hımm diyoruz, arayı bu zincirle yapıyoruz. Sanki hiç iğne yokmuş gibi salınıyor yem.. Yaşasın, evrekaaa !
Keh keh diyerek gidiyoruz takımı atıyoruz, lüfer gene geliyor, "siz adam olmadınız mı hala, ne bu soytarı işi takımlar" der gibi, onu da kesip gidiyor
Bu durumda oturup ağlamıyoruz. Ne yapsak, ne etsek derken, gidip daha sağlam bir zincir buluyoruz.. Kolye zincirleri hafif, eften püften.. Ama küre gibi ekleri olan küne zincirleri baya sağlam.. Bununla yapıyoruz. Hadi kessin bakayım göreyim..
Ama her takım gibi bunun da önce gereği, yani yemin düzgün salınmasını sağlaması lazım. Bunu test ediyoruz.. Bakıyoruz ki, bu zincir ağır..Aşağıya eğilmek, toplanmak istiyor. Böyle olunca kendi aşağıya sarkıyor. Aşağıya sarkınca yemi döndürüyor ve onuda kıvırıyor. Suda biçimsiz bir şey görünüyor. Olmadı, bu zincir işimizi görmüyor..
Bu kez düşünüp taşınıp biraz kaşındıktan sonra, şöyle bir akıl geliyor. Kolye zincirinin halkalarının arasından dyneema geçiriyoruz. Böylece, zincir dyneemayı koruyor. Yükü sağlam dyneema taşırken, hafif metal, yemi kasmadan onu koruyabiliyor. Deniyoruz, netice gayet iyi.. Yanımızdakiler bakarken, 5-6 lüfer alıyoruz..
Ama bir çiçekle bahar gelmez, belki sadece şanstır. Bundan bir kaç tane yapıp eşe dosta dağıtmak lazım.. Yapalım.. Uffff.. Eziyet yapması.. Göründüğü gibi değil inanın.. Uğraşılmaz bununla.. Başka bir formül bulalım.. Diyorum ki kendime, zinciri kendin yap.. Nasıl yap? Çelik telle.. Çelik telleri, şu bildiğimiz turna teli yani, zincir halkası gibi yapıp bağlıyorum. Aynı neticeyi veriyor. Vuruşlarda gayet güzel ama.... Bri kaç vuruştan sonra, çelik teli koruyan kaplama sıyrılıyor. Takım eskiyip zayıflıyor. Bu daha avda iken gerçekleşiyor. Yapması da zor..
Bu durumda fırdöndülerle yapıyorum, ağır oluyor. Ağrı olunca bu tel gibi çeşitli teller deniyorum. Kimisi kolayca kırılıyor, lüfer buruyor, iki kafa atıp kırıyor teli.. Kimisi düğüm tutmuyor, yani açılıyor. Kimisi paslanıyor.. Olmuyor bir türlü tam olarak.
Ama bu ara takımlar gayet iyi iş yapıyor. Lüfer zamanı geçip çinekop kalıyor ortada, onda da güzel iş yapıyor.. Yazın unutuyoruz bunu.. Zargana zamanı geliyor. Zargana tutalım diyoruz. Yemleri ve takımları lüferlere kaptırıyoruz.. Bir çare bulmak lazım.. Yemi dipte yatay tutacak bir şey ararken, yemin tartısını almak ve buna göre çekişini ölçmek lazım. Bu iş için dinamometre lazım.. Ama piyasadakiler öyle gramcıkları gösteremiyor. Kendim yapayım o zaman..
Ortaokul Fen bilgisi dersinde bunun yapımını öğrenmiştik. Direnç teli.. Zaten elektronikçiyiz, bilemdiğimiz şey değil.. Ararsın, bulursun, dinamometre yapmak için.. Eve gelince bakarsın, aaaa, bu ne güzel bir çelik.. Paslanmaz zaten. Esnek.. Çokta dayanıklı.. Dur hele sen diyerek, takımı bununla yaparsın.. Zargana takımı ve lüfer takımı.. Gene lüfer zamanı gelir. Bununla yapılmış takımları denersin.. Sağa sola biraz hediye eder, onlara denetirsin.. Görürsün ki, lüfer yok denen yerde, zamanda lüfer bulup yakalar. Yani iş görür. Yani neticeye ulaşırsın..
İşte bu takımlar bu şekilde ortaya çıkıyor alico.. Hepsi bir sürü deneme yanılma ile gerçekleşiyor..
Ve bu deneme yanılma yoluyla bu kadar debelenen ben, en büyük lüferini çıplak iğne ile tutmuş biriyim.. "Balık olsa gelir, ben bu meretleri çıplak iğne tutmuş adamım.." demiyorum.. Hiç bir zaman marifeti kendimde görmedim.. Hep, balık var, biz tutamayan beceriksizleriz dedim. Yanıbaşında çarptırma sallayan, trırıvırı atan tutuyor işte, yoksa nasıl tutuyor? Tuttuğun izmarit yarım geliyor, yoksa bun kim yiyor? Atıyorsun en kallavi lüfer takımını yok bir şey.. Böyleyken marifet bizde değil demek çıplak iğne tutulurken.... Bunu kabul edip buna göre davrandım.. Ben bu işi bilmiyorum dedim. Ben usta fialn değilim dedim, araştırıp, deneyip yanılıp bunları geliştirdim..
Sen çok marifetli, çok büyük usta olabilirsin alico.. Saygı duyarım.. Marifet sendedir, balık olduktan sonra %100 livara atmayı beceriyorsundur.. Ama ben o kadar usta değilim..
Ben, 2005 yılında, İnternetten duydum, Sarayburnu diye bir yer varmış. Oraya lüfer tutmaya giderken, Galata köprüsünde milletin bağladığı tahtaları köprünün demirbaşı sanan biriydim.. İşte boğazın ta böyle acemisiyim..
Ben usta olmadığımı biliyorum.. Marifet bende değildi çıplak iğne ile vs. tutarken.. Balık çoktu, hepsi bu.. Şimdi balık az.. Bu yüzden bunları geliştiriyorum.. O eksiğimi böyle kapatıyorum ve genelde bakıyorum, etraftaki herkesten daha fazla tutup eve dönüyorum.. İşte hikaye bu.. Sen usta olup, böyle şeylere hacet duymuyorsan, seni tebrik etmek isterim.. Ben henüz senin kadar olamadım..