Dedik ya, iş başa düştü.. Alico'dan bize fayda yok ...
O zaman, şuna bakmak lazım önce..
Lüfer neden bugün afiyetle yediği zarganayı, ertesi gün yemiyor?
Bize ne lüferin sofra adabından.. Bunun sebebi bizi çok fazla ilgilendirmiyor aslında.. Bu duruma karşı bir önlem almak meselesi bizi ilgilendiriyor..
Neden ? Lüfer, merasında olan en yoğun türü av olarak seçer.. Ama nasıl seçer, nerden biliyor merasında o türün çok olduğunu, diğerinin az olduğunu?
Balıkların yem seçme güdüleri çok baside indirgenemez. Tek bir şey değil, bir sürü etmen, içgüdü vs. yeme saldırma kararında etkili olur. Bunu bir irdeleyelim baştan.. Sonrada lüfer ne yapar, ne eder buna bakalım şimdi..
Lüfer, hızlı hızlı, saniyede 1.5 - 2 boyu kadar hızla yüzerek sürü halinde gezinir. Sesinden, duruşundan filan bir yem sürüsünü farkederse, hızlanmaya başlar ve 2 - 3 boy hızla hareket ederek, avcı pozunu alır.. Yemini seçer, arkasına doğru dolaşır ve gözlerini üzerine diker.. Yaklaşır, süratle, hışım gibi, saniyede 10m'ye varan hızlarla dalar üzerine. Son yarım boy kalınca, ağzını kocaman açar ve yemine yapışır..
Saldırıya giriştiği andan sonuna kadar gözlerini yemden hiç ayırmaz.. Şimdi, bu süratten, bu ağızdan kaçış olabilir mi? İlginç gelecektir ama, bu saldırıdan yem pek çok kez kurtulur gider. Ama asıl ilginç olan şudur. Lüfer, açken, yemleri ilk gördüğünde, daha zor kurtulana ufak tefek olanlara saldırır. Karnı doydukça saldırı oranı sabit kalsada, yakalama oranı düşer. Taa ki, yakalama oranı %25'in altına düşünce, bu kez artık küçüklere bakmaz, büyük yemlere itibar eder.. Bu ani değil, çizgisel geçiş olur.. Yani, aç lüfer küçüğe, daha tok lüfer, daha büyüğe şeklinde..
İlk anda bu en başta yazdığımız "lüferin boyunun yarısı" lafına tezat bir durum gibi görünür, ilk bakışta.. Ama hep diyorum, bütüne bakın, aradan cümleden çıkarmayın..
Asıl önemli etmen, lüferin karnı doydukça, ortamdaki en ufaklar seçildikçe, saldırdığı balıklardan daha azını yakalayabiliyor olmasıdır. Öyleki bu oran %5'e kadar düşer çoğu zaman. Bu durumda, lüfer daha garantili olan, uğraştığına değecek olan büyükçelere bakmaya başlar..
İşte bu noktada, lüferin saldırganlığı azalır, yemlere vs. pek yüz vermez olur.. Şimdi bu kadar şeyi yazdık, bize ne faydası var? Faydası şu.. Bizim derdimiz lüferi beslemek değil, onu yakalamak. Öncelikle bunu bir böyle düşünün. Lüfer beslemeyi planlayan, küçük yemlerle daha iyi netice alacağını buradan görebilir. Ama biz onu yakalamaya çalışıyoruz, beslemeye değil..
Şimdi bu bir sürü keçiboynuzundan şunu çıkarabiliyoruz. Birincisi, lüfer yeminin boyuna posuna bakarak yemini seçiyor. Büyük mü, küçük mü, cinsi ne, ne değil v.s bunları ince eleyip sık dokuyor. Karnı doymadan büyüklere pek bakmıyor (diyelim).. O zaman bizim klasik yemci anlayışıyla pek bir yere varmamız zor.. İlla lüferin o ara bulaştığı balığı vs. bulmak gerekiyor. Ama en önemlisi, lüferin gözleri dört dönerek, etrafta yiyecek arıyor.. İşte bizim için faydalı olacak olan bilgi bu başta..
Toparlarsak, bir, lüfer belli bir türe bulaşıyor, onu arıyor, küçüklerini arıyor önce. Ve onları gözleriyle arıyor, seçiyor..
Şimdi, bu durumda işimiz zor.. Ama bir şeyler yapmak lazım, yoksa Alico'nun resimlerinden başka yerde lüferi zor göreceğiz... O zaman durun hele diyoruz, başka şeylere bakıyoruz..
Lüfer yakalamaya çıkınca, ya yemli yaparız, yada kaşık veya rapala atar, hatta bazen çapari sallarız. Çapari olsun, kaşık olsun, hiç bir balığa benzemez, ama gayet güzel lüfer tutar. O zaman bu ne demek oluyor?
Bu şu demek oluyor. Lüfer, gördüğü yerdeki lüferin boyu posyula olduğu gibi, başka güdüleriyle de avına saldırıyor, bilhassa hareket edene, kaçana, koşana.. Eğer lüfer sadece boyu, türü, rengi vs. işine gelene saldırıyor olsaydı, bizim kaşıkla filan ancak çarptırma denk gelirse lüfer yakalıyor olmamız gerekirdi. Ama ne güzel lüfer alınır kaşıkla, di mi?
Şimdi elimizde üç bilgi oldu, ama bize ikisi lazım.. Lüfer avını görerek seçiyor, seçmek için boyuna fırıl fırıl her tarafa bakınıyor. Hareket eden, kaçıp beni yakala diyen şeylere saldırıyor. O zaman bize ne lazım?
Bize bu durumda, öncelikle lüferin göreceği ve itraz etmeyeceği, hadi sizin dediğiniz olsun diyebileceği bir şey lazım.. Ne, daha iyi görünür? Elbette büyük olan.. Ama siz gereğinden fazla büyük olan yemi takarsanız, küçükler varken çıtır çıtır gelip sizin yeminize bakar mı lüfer? Bu yüzden büyük yem seçeceğiz ki, lüfer görsün.. ama çok büyük seçmeyeceğiz ki, nefis bir lokma desin..
Fakat, lüfer o ara tekir yiyor, bizim yem tekir değil.. Bakmayacak yüzüne.. O zaman şunu yapacağız. O yeme hareket katacağız. Böylece, lüferin kaşığa atlamasını sağlayan içgüdüsünü tetiklemeye çalışacağız.
İşte yemimizde gerek özellikler.. Ne çok büyük olacak, ne çok küçük.. Çok iyi göürünecek kadar büyük, lüferin tembel damarını kabartmayacak kadar küçük olacak. Yem hareketli olacak, olacakki, lüferin "atıl kurt" güdüsünü ayağa kaldıracak.
Yoksa.. Lüferin bol, saldırgan vs. olduğu bir yerde/zamanda iseniz, hiç farketmez.. Duruma göre her şeye atlar, duruma göre de en azından eli ayağı düzgün duran her yeme atlar.. Ama lüferin kıtipyoz, hasis olduğu zamana denk gelirseniz, güzelim zargananıza bakmaz, istavrit ister, tırsi ister, izmarit ister..
Ama siz, rahat görünen ve hareket edebilen bir yem kullanırsanız, daha doğrusu, lüferin ilkel güdülerini tetikleyecek bir yem.. Lüferin tür seçimi artık çok kritik olmayacak, şansınız çok artacaktır..
İşte "boyunun yarısı kadar yem" deme sebebimiz, bilindiği kadarıyla, tecrübe ettiğimiz kadarıyla, lüferin boyunun yarısı kadar olan yemlere en fazla itibar ettiği.. Ama siz bu yemi, sadece yem olmasına güvenerek kullanırsanız, ancak lüferin konsantre olduğu türdense iyi iş yapacaktır.. Yapmanız gereken, bu yeme hareket eklemektir. Bunu yaparsanız, lüferi baştan kolayca çıkarırsınız..
Yem seçimi işini, bu şekilde izah ediyoruz.. Fakat, bu gerekleri sağlamak için, herhnagi bir yemi alıp, herhangi bir şekilde takıma bağlayıp salmak kafi gelmeyecektir. Yemlerin hazırlanışı, takımlar, düzenekler vs. vs. bu gerekleri karşılayacak şekilde olmalıdır..
Ancak o zaman, bu bahsettiğimiz yemler sizi lüfer avında makul bir başarı garantisine götürebilir.. Ya, bu gerekleri sağlayacak takım kullanacaksınız. Ya da lüferin ne bulsam yerim halinde olduğu bir yer ve zamanı kollayacaksınız.. Yer ve zaman imkanları kısıtlı olan biz amatörlerin bence ilkini yapmaları menfaatleri icabı olacaktır..
Biraz vakit vs. bulup, takımlar, hangi yemi nasıl takmalıyız, ne yapmalıyız, etmeliyiz gibi konulara tekrar döneriz umuyorum.. Arada biraz Alcio ile atışırız ne güzel, sonra da bunlar bakarız..
Mesela, alico gene "Offf, of.. Yahu ahanda güzel güzel tutuyoruz" diyecek..
Olay şu.. Lüfer bir canlı.. Kullanılan takımlar, hareket açısından zayıf. Öyle olsada, yem takıp atınca, suda o an yenen şeylere benziyor elbette.. Aşağıda bir yem sürüsü olmuyor, yemler karışık oluyor, su biraz bulanık oluyor vs. Lüfer yeme bakınca, yenecek bir şey görüyor ve o anın karambolünde gelip atlıyor. Bu takım ve yemlerin hareket kabiliyetleri, görüntü verme, yemi sunma kabiliyetleri düşük. Bu yüzden lüfere doğru yemi tam bulmadan pek fazla avcı olamıyor. Dorğu yem, izmarit.. Zargana takılı.. Lüfer ben buna atlamam demez çoğu zaman. Ama gören lüferin saldırma güdüsünü tetiklemez. Lüfer nazlı olur, bir saate 10 vuruş olacaksa, 2 vuruş olur.. Ama öyle bir zaman gelirki, lüfer dorğu yeminiz yoksa, bu takımlara (hepsine) hiç yüz vermez.. Çoğu kez yaşanan şey budur. Ama bahane hazırdır: Balık yok..