Gelip o yemlere saldıracak lüfer yok ben ne anlatıyorum ki ya ne yapıyorum ben.
Yaa Alico, hala aynı yerde takıldın.. Lüfer gelip geçmez.. Yem arar.. Yem bulursa, orada kalır, yem biter, dağılır, lüfer başka tarafa bakar, gider..
Haliçte çok lüfer avladın. Büyük ihtimalle, lüks ve zokayla avladın ve yemleme yaptın zaten
Öyle olsaydı kesip attığı zarganaya bir daha gelirdi. asla gelmedi.
Hala şunu anlamadın.. Başka bir şekilde bir kere daha anlatayım:
Lüfer != Lüfer..
Yani, lüfer lüfere eşit değildir.. Senin o yemini beğenip atlayacak olan lüfer, sürüde çok çok az oranda var olan lüfer.. Sen o sürüde, var olan o bir lüferi kandırdın, aklını çeldin, geldi ısırdı, amanin bu ne yav dedi ve topukladı gitti.. Eh, sürüde ondan başka zaten o yeme atlayacak enayi yoktu ki.. Gelip öbürü atlasın?
Ama benim başıma söylediğin şey bir kaç kez geldi.. Aynı takımda iki lüfer, çinekop filan değil, bildiğin 35 cm iki lüfer aldığım oldu.. Lüferin vurduğu, kaçırdığım ama çekerken küt diye bir kere daha yapıştığı da ara ara oldu.. Hep oluyor mu, hayır, ama nadirde olsa denk geliyor.
Takımlarınıza ayar diyoruz.. Şöyle yapın diyoruz. Bunları söylerken, bu tecrübelere dayanarak söylüyoruz.
Zira, evet, lüfer gelir, küt keser, alamazsın gider.. Kitapta bunun böyle olduğu, olacağı yazar. Çünkü lüferi cezbeden kuyruk tarafı gitmiştir artık, bunuda benim kafam yazar.. Neyse..
Şimdi hal böyleyken, lüfer vurdu, çektin aha geliyor, hoop, o da ne kurtuldu.. Ulan, püf, senin... diyerek başladın takımı toplamaya, o da ne, küt küt, bir daha vurdu ve çektin bu defa tekneye..
Ne yaparsın? Yüzün güler, dişlerin görünür, keh keh diyen bir sırıtma peydahlanır yüzünde.. Yaa, kaçarmısın, bak işte böyle alırım der, livara atar, malum sigarayı yakarsın bir tane..
Marifet sende ya.. Ben neymişim be abi dedin.. Yada, ballıyım valla bugün dedin yanındakine.. Ama acaba, yeme vs. bakıp, bu işte bir iş var mı acaba diye göz atar mısın? Neden istisnai oldu da lüfer bu kez kesik yeme atladı der misin?
Yada, olmadı böyle, suratını asıp, miçoya "evladım ordan bir yem daha uzat.." diyerek takımı toplar, yemleyip, dağılmadan atmanın telaşına mı düşersin?
Ben her iki durumda da bunu yapmama Alico.. Evet, geldi, kesik yeme de atladı lüfer.. Ne yaptım.. Olayı simüle ettim, yemi kestim, tekrar suya sokup baktım.. Ne oluyor, ne olmuyor, iyice göz attım..
Bak ne oluyor? Eğer iğnelerini benim tarif ettiğim gibi bağlarsan, telle filan, kısa pala iğne kullanırsan, takım düzgünse, lüfer geliyor, kuyruğa küt, sonra gidiyor, sen çekiyorsun. ya.. İşte o durumda, yemin ön tarafını salınmayı kesmiyor. Sanki kuyrukmuş gibi güze güzel salınıyor. Takım çekerken dönmüyor. Ve iğneler çok serbest takılmış olduğu, rahatça hareket ettiği için, o salınımı tamamlıyor.. Yem kuyruğu gitsede etkin olarak iş yapmaya devam ediyor. En azından %100 değilse de, %70 ve yakındaki bir diğer lüferin atlamasına zemin hazırlıyor..
Peki, lüfer kesik yeme atlamazsa.. Geri dönüp, parça olan yeme bile dalan lüferin, neden senin takımına vurmadığını düşünür müsün? bunu düşünmektense, "benim takımım, ilahi bir vahiyle, en mükemmel şekilde yaratıldı, dedem onu bir kutsal gibi bana teslim etti.." dersin tahminen.. Kimde görülmüş başka türlü takım dersin, eksiğini kusurunu aramaz, kabahati lüfere bulursun: "Asil balık canım, yarım yeme atlar mı hiç?"
Senle aramızdaki fark burada Alico.. Ben yarım yemede balığıa atlatacak takım yapmayı tercih ediyorum, sen ise takımının, ustalığının süper olduğunu kabul etmeyi..
Benim tarif ettiğim takımlar, benim gözümde eksiktir, yarımdır, yanlıştır.. Arazlıdır, marazlıdır.. Eğer bir gün çıkar, tamam artık bu mükemmel oldu, bitti bu olay dersem, kendimi kandırır, asla daha iyi iş yapacak olanı bulamam..
Sende şimdi aynısını yapıyorsun sevgili dostum.. Yaladık yuttuk biz lüfer yakalama işini, varacağı son nokta budur diyorsun.. Bu yüzden, eksiklerini göremiyorsun.. İşte eksiğin bak: Kesik yemede balık çekecek takım yok elinde..
Kendini bilinecek her şeyi bilen olarak gördüğün için, bunun senni takımından gelen bir sorun olduğunu değil, balıktan gelen bir mesele olduğunu düşünüp, bu eksiği kapatmayı düşünmüyorsun...
Aslında buradaki mesele şu.. Senin takım eksik mi? Bunun bir terazisi mı var ki koyup tartalım? Sorun şu mantalite meselesi.. Sen "takımım tam, eksiksiz ve olabilecek en mükemmel takım" gibi düşünüyorsun. Böyle düşündüğün için, eksiği var mı diye bakmadığın için, eksiğini ince eleyip sık dokuyup arayıp bulmaya çalışmadığın için, varsa da göremiyorsun.. Belki gerçekten yoktur eksiği, ama bunu görebilmek için, öncelikle benim takımım süper, balıklar hain demeyi bırakıp, balık yakalayamıyorsan, tasmayı vuramıyorsan, vuruş alamıyorsan vs. kabahati mutlak kendinde ve takımında bulup, buna bir çare araman gereği.. Demokrasilerde çareler tükenmez Alico.. Ararsan hepsini çaresi var.. En onmaz dertlerin bile..
Ama hekime gidince nasıl ki, herkese aynı ilacı yazmıyor, demekki her ilaç her kele merhem olmuyor. Senin yazdıklarından gördüğüm ve üstüne basıp durduğun şey, boğazda nerde yemleme yapıcam? Ben sana ilacın tarifini veriyorum saygıdeğer dostum. Sadece sana değil, merak eden herkese.. Alırsın bakarsın, bu ilaç bendim derdime çare değil, zaten benim bir derdim yokki dersin.. Ama bu ilaca, yemlemeye ihtiyacı olan varsa, oturur terkibini yapar, devasını arar..
LÜFER YEMLEME TARİHTE YAPILMADI önünde sardalya şıkır oynayacak ve saldırgan balık gelicek bizim yemlediğimiz yerde dolaşacak yok boyle birşey bu hayvancıklar maalsesef canlıya koşana hareket edene geliyor.
Ben yaptım Alico.. Belki uzaklarda ama yapanı da çok gördüm. Ve Haliçten gece geçerken, mevsiminde gene çok görüyorum yemleme yapanları ama farkında olmayanları..
Bu hayvancıklar, canlıya koşana filan gelmiyor alico.. Kaç kere anlattım, hala aynısını diyorsun.. Eğer öyle olsaydı, emin ol ki biz karadan asla ve kata lüfer tutamazdık, hiç bir şekilde.. Bu hayvancıklar sürü.. Git, onların sürü güdülerini tatmin et, işte sana söylediğimiz bu..