Tartışmaya dönersek...
Herşeyden önce yok çok farklı bir kavram. Balık yok diyorsanız, oradaki balık mevcudunun sıfır olduğu demektir ki, bu hiç olası değil. Ve benzer resimler vs. gösteriyor ki, balık var.
Ama var demekte, balık fışkırdı sudan demek değil.
Buradaki mesele şu. Balık var. Ama bol değil. Önce bu farkı bir anlamak gerekiyor.
Şimdi de biraz geriye dönmek gerekiyor. Bugün kullandığınız iğneler, takımlar vs. kaç yıl öncesinden kalma? Peki o yıllarda sorun neydi?
Bugün kullanılan teknikler ve takımların vs. geliştirildiği dönemde sorun balığı bulmak, kandırmak değil, yakalamaktı çoğu zaman. Şimdiki gibi makine yok, kamış yok. Sağlam naylon veya ip misina filan yok. Ve balıkta bol. O nedenle o dönemden kalan teknikler bu bol balığa göre yapılmışlardı.
Ama şimdi mesele çekmek çıkarmak değil. Şimdi mesele, kıt olan balığı yeme atlamaya ikna etmek.
Önce bir bunun farkında olunca, gerisi nispeten kolay. Önce eksiklerimizi görmek gerekiyor ki bunları tamamlayabilelim.
Ama biz ne ediyoruz? Gidiyoruz, kara düzen atıyoruz, bekliyoruz, çekiyoruz, sonra da tutamayınca, balık yok diyerek kabahati balığa atıp geliyoruz. Karad üğzen değilse, kızıl düzen olsun, farketmiyor.
Yapılması gereken, öncelikle şu balık yok lafını bırakmak. Doğrusunu söylemek işin: Balık tutamadık. Beceremedik. İşte bunu söylediğiniz zaman, şu olay gündeme gelir: Peki tutmak için ne yapmak lazım? Hah, bundan sonrası da çorap söküğü gibi gelecektir.
Ama bizim millet inatla balık yok, olsa gelir diye hemen savunma pozisyonuna geçer. Ama bu ancak kendini kandırmaktır. Ve kendini kandıranda, ancak kendini kandırmış, kendini zarara uğratmış olur.
Şu kadarını söylemek isterim sadece. Büyük balık -lüfer dahil-, büyük balık avına gidene gelir. Öyle yemsiz, takımsız, havasını suyunu okumadan giderseniz, büyük balık yerien havanızı alır gelirsiniz. Karambole denk gelen bir kaç şeyle, ki o da denk gelirse, övünüp avunursunuz bir ömür. Evden çıkaren büyük balık avalamak için çıkacaksınız. Ama pek çokları büyük balık avlamak için değil, kova doldurmak için çıkar. Eğer lüfer tutacaksanız, Galata'ya dikilecek, akşama kadar lüfer gelmesi için bekleyeceksiniz. Suyu okuyacak, lüferin nerde olabileceğini tahmin edeceksiniz. Elbette tutmayacak tahmin. Ama yanıla yanıla arada denk gelenlerden tecrübe ederek, doğru tahmin yapmayı öğreneceksiniz.
Ama siz, amanda lüfer yok, getirin kıbrısımı der, kefale abanırsanız, bu iş olmaz. Ben kalıbımı basarım, her gün o köprünün altından en az 1 ton kofana/lüfer geçiyor. Uğraşırsanız, elbet birini yakalarsınız.
Bugün, büyük balık tutmaya giden herkes, gayet tatmin edici şekilde, boğazdan balığını alır. Bundan emin olabilirsiniz. Bu hafta olmaz, haftaya olur, ama muhakkak olur ve yüzü güler.