skoylu
Well-Known Member
- Şehir
- GEBZE
- Favori Kamış
- Olta, başkası olmaz..
- En iyi avı
- Büyük beyaz; 7 mt. Güney Afrika Açıkları..
- İsim
- Serdar KÖYLÜ
Bir nokta gözden sürekli kaçırılıyor. Bu, hem bu taraf, hemde karşı taraftan geliyor.
Yılın X veya Y zamanı yada şu veya bu mevkide avın yasaklanmasının ne gibi bir hikmeti, kerameti olabilir?
Bu hikmet, henüz yumurtlayamayan 20 cm civarındaki balıkları kurtarmaya yeter mi?
Gene pehlivan tefrikası gibi uzatmak istemiyorum. Benim bildiğim gırgırcı, o balık denizde olduktan sonra onu bulur yakalar, şurayı yasak, şu zaman yasak vs. demenin pek bir anlamı yok. Bu gibi yasaklar, sotkların yeterince mevcut olduğu dönemlerde bir anlam taşıyabilir.
Bu hususu açabilirim dilerseniz. Boğazda yakalamayı yasakladınız. Adamın elinde 10 mil öteyi gösteren FF varken bu pek işe yaramaz. Tek yaptığınız, adama işin maliyetini biraz yükseltmek olur.
Şu boydan büyüğünü, küçüğünü diye ayrıma gitmekte bir işe yaramaz güncel durumda.
Çok çok basit bir örnek verelim, konu doğru dürüst anlaşılması için. Bir sebepten, çinekop, lüfer büyük bir sürü oldu. Hasbel kader bir gırgırın önünden geçtiler. Ne olacak? Siz boğazı kapatırsanız, gırgır daha çok gezecek ve eğişen sadece daha çok mazot yakması olacak ama o sürüyü bir şekilde bulacak. Sonuç katliam.
Bu hususta yapılması gereken doğru yöntem, olayı bir kotaya bağlamak olacaktır sadece. Bunun dışındaki sayılan yer, zaman, boy yasakları en iyi ihtimalle risklidir. Normal ihtimalle hiç bir şeye yaramaması daha mümkündür.
Bakılır, şu şu kadar lüfer bu suda var olabilir denir. Şu anda şu şu kadar lüfer var denir. Bunun ne kadarını eksiltirsek, lüfer ahalisi bunu kaldırabilir denir ve kota olarak bu değer kullanılır.
Adam nerde canı isterse avlasın ondan sonra. Gelsin goğazın göbeğinde çevirsin, hiç bir önemi kalmaz. Biliyoruz ki 10000 ton lüferimiz var, 2500 tonu tutulacak en çok. Adam bunu mümkün olan en ucuz şekilde, güzelce yakalasın, hem o mağdur olmasın, hemde lüferler.
Şimdi biraz kendimizi kandırıyoruz gibi geliyor bana. Balığı şu gün tutmazsak, öbür gün tutacak adam, gene kurutacak ortalığı. Şurada tutmazsa, orada tutacak, gene aynı şey olacak. Bugünün teknolojik koşullarını düşündüğümüzde, bu yer ve zaman yasakları inanın ki hiç bri halta yaramıyor. Boy yasağı bir yere kadar olsa, bir çözüm değil.
Şimdi şu şu yerde avı yasaklayalım diyoruz. İşte size bolca balık olan yer: Boğaz. Boğazda da gemi yolunda av yasak. O gemi yoluna giren balık kurtulabiliyor mu?
Olan şey herkesin bildiği bir şey. Adam denize kabloyu salıyor, basıyor aşağıya denize. Balık oradan hooop beykoz koyuna el mahkum. Sonra gidip çeviriyor. Nerde kaldı bizim yasak?
Amerika vs. gibi ülkelerin basit, uygulaması kolay yer, zaman ve boy yasaklarını terkedip, uğraştıran (hem denetim, hemde belirleme açısından) kota sistemine geçmelerindeki espri bu. Farkına varılan şey şu, bu yer ve zaman yasakları faydadan çok zarar getiriyor. Getirdiği zararın da başında, istihsal maliyetinin yükselmesi geliyor.
Çözüm aslında basit, uygulanmış, görülüyor ortada. Stoğunu belirle. Yakalanabilecek oranı belirle. Bu oranı kota olarak koy ve takip et. Adam yer ve zaman olarak en ucuz, en verimli yoldan istihsalini yapsın. Böylece 100 TL harcayıp 50kg tutacağına, 50 TL harcayıp 30kg tutsun ve daha çok kazansın.
Benim görüşümce, herkes için en iyi olan uygulama kota sistemi olacaktır. Hatta bunun daha efektif olması için, aynı denizi paylaşan ülkelerle ortak bir kota uygulamasına gidilebilir.
Ve şunu bir unutmamak gerekiyor. Bugün yer, zaman, kota vs. arayışlarımız, balıkçılık endüstrisini geliştirmeyi değil, yok olmaktan kurtarmayı hedefliyor. Önce bir bunun farkına varmak lazım. Bugün, yıllardan beri uyguladığımız sistemin, yer yasağı, zaman yasağı, boy yasağı hengamesinin balıkçılığımızı olması gerekten çok çok daha kötü bir yere getirdiği, her gün de daha kötüye götürdüğü açık ve net bir şekilde ortada.
Bence slogan önce şu olmalı: Balıkların kurtuluşu, balıkçılığın kurtuluşudur. Bizim bu gayretlerimizin herkesten önce balıkçılara fayda edeceğini göstermemiz gerekiyor.
Karşı tarafın söyleyemediği meramı şu. Yahu ben bu lüferi nasılsa tutacağım, kökünü kazıyacağım. Neden bana yok yer yasağı, yok zaman yasağı filan diyerek gereksiz masraf çıkarıyorsunuz?
Konuyu apaçık göstermek çok çok kolay. Bugün, bir şekilde, grıgrılar denizdeki tüm balıkları tutsa, yasal bir yerde ve yasal bir zamanda, buna kim engel olabilir? Diyelim ben, lüferi 50milden altıma toplayan bir kimya icat etsem, çevirsem, tüm lüferleri, istavrtileri, palamutları çevirip toplasam kim ne diyebilir? Yaptığüım her şey nizami, ağım, ruhsatım, yerim ve takvimim.
İşte asli sorun bu. Ve bugüne kadar yaşanan da bu. Çözümde belli: Kota.
Yılın X veya Y zamanı yada şu veya bu mevkide avın yasaklanmasının ne gibi bir hikmeti, kerameti olabilir?
Bu hikmet, henüz yumurtlayamayan 20 cm civarındaki balıkları kurtarmaya yeter mi?
Gene pehlivan tefrikası gibi uzatmak istemiyorum. Benim bildiğim gırgırcı, o balık denizde olduktan sonra onu bulur yakalar, şurayı yasak, şu zaman yasak vs. demenin pek bir anlamı yok. Bu gibi yasaklar, sotkların yeterince mevcut olduğu dönemlerde bir anlam taşıyabilir.
Bu hususu açabilirim dilerseniz. Boğazda yakalamayı yasakladınız. Adamın elinde 10 mil öteyi gösteren FF varken bu pek işe yaramaz. Tek yaptığınız, adama işin maliyetini biraz yükseltmek olur.
Şu boydan büyüğünü, küçüğünü diye ayrıma gitmekte bir işe yaramaz güncel durumda.
Çok çok basit bir örnek verelim, konu doğru dürüst anlaşılması için. Bir sebepten, çinekop, lüfer büyük bir sürü oldu. Hasbel kader bir gırgırın önünden geçtiler. Ne olacak? Siz boğazı kapatırsanız, gırgır daha çok gezecek ve eğişen sadece daha çok mazot yakması olacak ama o sürüyü bir şekilde bulacak. Sonuç katliam.
Bu hususta yapılması gereken doğru yöntem, olayı bir kotaya bağlamak olacaktır sadece. Bunun dışındaki sayılan yer, zaman, boy yasakları en iyi ihtimalle risklidir. Normal ihtimalle hiç bir şeye yaramaması daha mümkündür.
Bakılır, şu şu kadar lüfer bu suda var olabilir denir. Şu anda şu şu kadar lüfer var denir. Bunun ne kadarını eksiltirsek, lüfer ahalisi bunu kaldırabilir denir ve kota olarak bu değer kullanılır.
Adam nerde canı isterse avlasın ondan sonra. Gelsin goğazın göbeğinde çevirsin, hiç bir önemi kalmaz. Biliyoruz ki 10000 ton lüferimiz var, 2500 tonu tutulacak en çok. Adam bunu mümkün olan en ucuz şekilde, güzelce yakalasın, hem o mağdur olmasın, hemde lüferler.
Şimdi biraz kendimizi kandırıyoruz gibi geliyor bana. Balığı şu gün tutmazsak, öbür gün tutacak adam, gene kurutacak ortalığı. Şurada tutmazsa, orada tutacak, gene aynı şey olacak. Bugünün teknolojik koşullarını düşündüğümüzde, bu yer ve zaman yasakları inanın ki hiç bri halta yaramıyor. Boy yasağı bir yere kadar olsa, bir çözüm değil.
Şimdi şu şu yerde avı yasaklayalım diyoruz. İşte size bolca balık olan yer: Boğaz. Boğazda da gemi yolunda av yasak. O gemi yoluna giren balık kurtulabiliyor mu?
Olan şey herkesin bildiği bir şey. Adam denize kabloyu salıyor, basıyor aşağıya denize. Balık oradan hooop beykoz koyuna el mahkum. Sonra gidip çeviriyor. Nerde kaldı bizim yasak?
Amerika vs. gibi ülkelerin basit, uygulaması kolay yer, zaman ve boy yasaklarını terkedip, uğraştıran (hem denetim, hemde belirleme açısından) kota sistemine geçmelerindeki espri bu. Farkına varılan şey şu, bu yer ve zaman yasakları faydadan çok zarar getiriyor. Getirdiği zararın da başında, istihsal maliyetinin yükselmesi geliyor.
Çözüm aslında basit, uygulanmış, görülüyor ortada. Stoğunu belirle. Yakalanabilecek oranı belirle. Bu oranı kota olarak koy ve takip et. Adam yer ve zaman olarak en ucuz, en verimli yoldan istihsalini yapsın. Böylece 100 TL harcayıp 50kg tutacağına, 50 TL harcayıp 30kg tutsun ve daha çok kazansın.
Benim görüşümce, herkes için en iyi olan uygulama kota sistemi olacaktır. Hatta bunun daha efektif olması için, aynı denizi paylaşan ülkelerle ortak bir kota uygulamasına gidilebilir.
Ve şunu bir unutmamak gerekiyor. Bugün yer, zaman, kota vs. arayışlarımız, balıkçılık endüstrisini geliştirmeyi değil, yok olmaktan kurtarmayı hedefliyor. Önce bir bunun farkına varmak lazım. Bugün, yıllardan beri uyguladığımız sistemin, yer yasağı, zaman yasağı, boy yasağı hengamesinin balıkçılığımızı olması gerekten çok çok daha kötü bir yere getirdiği, her gün de daha kötüye götürdüğü açık ve net bir şekilde ortada.
Bence slogan önce şu olmalı: Balıkların kurtuluşu, balıkçılığın kurtuluşudur. Bizim bu gayretlerimizin herkesten önce balıkçılara fayda edeceğini göstermemiz gerekiyor.
Karşı tarafın söyleyemediği meramı şu. Yahu ben bu lüferi nasılsa tutacağım, kökünü kazıyacağım. Neden bana yok yer yasağı, yok zaman yasağı filan diyerek gereksiz masraf çıkarıyorsunuz?
Konuyu apaçık göstermek çok çok kolay. Bugün, bir şekilde, grıgrılar denizdeki tüm balıkları tutsa, yasal bir yerde ve yasal bir zamanda, buna kim engel olabilir? Diyelim ben, lüferi 50milden altıma toplayan bir kimya icat etsem, çevirsem, tüm lüferleri, istavrtileri, palamutları çevirip toplasam kim ne diyebilir? Yaptığüım her şey nizami, ağım, ruhsatım, yerim ve takvimim.
İşte asli sorun bu. Ve bugüne kadar yaşanan da bu. Çözümde belli: Kota.