geçmiş olsun dileklerini sunan herkese çok teşekkürler, Vedat abi şu an zımba gibi, çivi çiviyi sökmüş. grip mrip hak getire

lafı maceraya getirmeden önce vedat abinin ne derece usta ve sezgisi güçlü bir avcı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim, bunu herkes bilir ama sezgilerinin ödülünü dakikasında alabilen bir avcı olduğunu da ısrarla belirtmek istiyorum...
olayı bir de "derenin öbür tarafından" benden dinleyin:
Vedat abi levreği aldı, ardından bir de lüfer yapıştırdı, sonra balık kesince hadi dönelim dedik, belimize kadar suya girdiğimiz için üşütmek istemedik, ama vedat abinin döneceği pek yoktu, ha bir atış daha ha bir atış daha derken ben dereyi zor da olsa geçtim... bir yandan deniz dalgası bir yandan derenin çok soğuk ve debili suyu ve bastıkça gömülen milli kumu açıkcası epeyce bir ürküttü beni. karşı tarafa geçince bir gözüm vedat abide yine at çek e devam ettim ama sabah erken rapalamı kovalayan tek levrek dışında hiç hareket alamadım, belki acemilikten belki kısmetsizlikten
neyse; vedat abi dereyi geçmeye başladı nihayetinde, ama o aradaki 10-15 dakikada sular daha da azmıştı, nitekim benim tarafa geçemedi, ben biraz yardım ederim diye ortalara girmeye çalıştım hani elimi uzatayım diye ama gömülmeye başlayıp dalgada ayakta duramayınca ölü kaanın faydası olmaz diyerekten geri çıkmak zorunda kaldım. vedat abi denge kuramayıp gömülür veya denize sürüklenirse atlayıp yardım etmek için kamışımı dereyle denizi ayıran ve sürekli dalgaların dövdüğü incecik kumluğa saplayıp torbayı da oraya bıraktım ve tekrar suya girdim ve vedat abinin denemelerini pür dikkat takip edip onu yönlendirmeye çalıştım. bir ara boğazına kadar suya girince epey korktum, ama hiç panik yapmayınca onun rahat havası bana da geçti... sonra dereden çıktı karşı tarafta olta atmaya başladı, ne yalan söyleyeyim içinde bulunduğu durumla böylece dalga geçebilmesi bana da epey güven verdi ve güldürdü.
sonrasında bir iki kere dere ile denizin birleştiği yerde değil de dere içinde karşıya geçme çabaları da sonuç vermeyince o sırada 35 km ötede dalmakta olan arkadaşları çağırmaya gideceğimi söyledim, belki onlar ip ile girerek rahatça alabilirlerdi vedat abiyi... vedat abi de 2 saat arabada bekleyip ısınmamı, o sırada karşı yakada yürüyerek köprü arayacağını, iki saate gelmezse çocukları çağırmamı istedi. sözleştik ayrıldık ama benim moralim çok bozuktu, vedat abi ilk tehlikeyi atlatmıştı ama ocak ayının sonunda fırtınalı ve aşırı yağmurlu bir günde hem de hali hazırda grip olarak nasıl hastalanacağını düşündükçe gözlerim doluyordu. o an vedat abiyi bir üstadın ötesinde sevdiğimi, balık mevzu olmasaydı bile onu başka bir mecrada seveceğimi anladım.
arabaya kadar olan takribi 30 dakikalık bata çıka kum yürüyüşü de zaten yorulmuş olan bacaklarımı iyice perişan etti, arada gittiğim yönden fırtına ile boşalan sağanaktan dolayı etrafı göremez oldum, gözlüklerim buğu ve su içindeydi, gözlükleri çıkartınca da arabayı görememekten korktum, mekan epey sazlık ve otluk olduğu için arabayı bulamayabilirdim. neyse ki yolun sonuna gelince arabayı da gördüm, ava giderken etrafına bakmadan ezbere gitmenin de ne derece bir ihmalkarlık olduğunu böylece anladım.
soyunup arabaya oturup kaloriferi açtım ama hareketsiz kaldığım için de çok üşüdüm o ıslaklıkta... ben arabada otururken vedat abinin sırılsıklam vaziyette karşı tarafta perişan olduğunu düşündükçe artık dayanamaz oldum ve verdiği 2 saatlik sürenin toplam bir saati dolmuşken bagajdan göğüs çizmemi giyip fırladım arabadan. kumda yürürken de bu çizmeyle ne derece tehlikeli olduğunu düşünüyordum azgın dereye veya denize girmenin, rapala çantamın kayışıyla göğsünden sıkıp girerim dedim kendi kendime, vedat abimi orada bırakamazdım, belki sel suları azalmıştır geçmemiz kolay olur bir el atarım diye düşünerek kumda yürürken güneş de açmış, yağmur dinmişti. kafamı kaldırınca uzaktan bir adamın gelmekte olduğunu gördüm, bu vedat abiden başkası olamazdı haliyle, zaten derenin öte tarafı ıssız araziydi...
yolun ortasında buluştuk, hemen sarılıp öptüm o kadar rahatladım ki anlatamam. meğer bizim eski kurt derenin en geniş yerinde debinin az olacağından dolayı sığlık olabileceğini düşünmüş ve geniş yeri bata çıka bulup oradan göğsüne kadar suya girerek kontrollü olarak karşıya geçip kurtulmuş. biraz da kızmadım değil ben yokken bunu denemesine ama ses etmedim. gömülse kurtaracak kimse yok sonuçta...
nihayetinde, dalgaların alıp götürdüğü torbadaki levrek, lüfer, makina yedek makarası, bir kaç rapala vs normal bir avda bizi yasa sokabilecekken, bu derece tehlike atlatınca "verilmiş sadaka" olarak gözüktü bize, sohbet ede ede ve de foşur foşur ıslak bir şekilde arabamıza atlayıp evlerin yolunu tuttuk.
bir iki güne hava azarsa yine oralara gitmeyi düşünüyoruz... ama bu sefer tedbiri elden bırakmadan. vedat abinin el freni olmak için sabırsızlanıyorum
not: şimendifer nickli yöneticimiz sennur hanıma özellikle teşekkür ederim...